Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Ömer Faruk İnceler Tarafından Yapılan Yorumlar
Lügat 365 bana kelimelerin ruhunu hatırlattı. Günlük hayatta hızla tükettiğimiz, çoğunu artık bilmediğimiz o sözcükler bu kitapta yeniden nefes bulmuş. Sayfaları çevirirken eskiyle yeni arasında bir köprü kurulduğunu hissettim. Kelimenin anlamını, taşıdığı duyguyu, kültürü ve hafızayı da gördüm. Sanki unuttuğumuz bir dostla yeniden karşılaşmak gibi, hem sevinçli hem biraz hüzünlü. Kitabın tasarımı da içeriğiyle uyumlu, özenli ve zarif. Her kelimenin yanında durup biraz düşündüm, bazen kendime, bazen geçmişime dair izler buldum. Dilin bize sunduğu güzellikleri fark etmek için yavaşlamamız gerektiğini bir kez daha anladım. Bu kitap, dilin estetiğine dokunmak isteyen herkes için kıymetli bir yol arkadaşı.
Dil, zamanın külleri arasından bize seslenen en eski dosttur.
Nedret, tam bir dönemin aynası. Güzide Sabri, aşkı anlatıyor gibi görünse de aslında toplumun kadınlara çizdiği dar koridorları gözümüze sokuyor. Nedret’in aşk, gurur ve çaresizlik arasında kıvranışı, insana çarpıcı bir gerçeklik sunuyor: özgürlüğün bedeli ağırdır. O yoğun duygusal anlatım bazen fazla dramatik geliyor ama işte tam da orada dönemin edebiyat ruhu devreye giriyor. Okurken bir yandan neden böyle davranıyorlar diye kızarken bir yandan da o atmosferin içine çekiliyorsun. Nedret, suskunluğun, direnişin ve mecburiyetlerin kitabı.
Hayat, acılarla öğretir. Mutluluk ise cesur olanın ödülüdür.
Kristin Hannah , savaşın evlerin içinde ve insanların kalplerinde açtığı derin yaraları bana çok güçlü bir şekilde hissettirdi. Özellikle iki kız kardeşin farklı yollarla verdiği mücadele romanın en çarpıcı yönlerinden biriydi. Biri sessizliğiyle, sabrı ve ailesini koruma çabasıyla direniyor, diğeri cesareti, asi ruhu ve özgürlüğe olan tutkusu ile karanlığa meydan okuyor. Bu iki farklı tavır, aslında hayatta kalmanın çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Ancak en çok zorlandığım nokta, küçücük çocukların savaşın ağırlığını taşımak zorunda kalmasıydı. Onların gözünden acımasızlık çok daha çıplak, çok daha yıkıcı görünüyor. Savaşın en masum hayatlara bile nasıl dokunduğunu görmek insanın yüreğini paramparça ediyor. Kitabı okurken zaman zaman karakterlerle birlikte nefesimin daraldığını, onların korkularını ve umutlarını birebir yaşadığımı hissettim. Ve şunu öğrendim;
Acı, insana iki şey verir. Ya yıkım ya da sonsuz güç.
Ferit Edgü, yine kelimelerin içindeki sessizliği duyuruyor insana. Okurken sanki harflerin arasından bir boşluk, bir dinginlik akıp geliyor. Do Sesi, kısacık cümleleriyle bile uzun uzun düşündürüyor. Ferit Edgü'nün dili bana her okuduğumda gerçeğin çoğu kez sözün ardında saklı olduğunu hatırlatıyor. Onun eserlerinde asıl gücün söylenenden çok söylenmeyende olduğunu, anlatmadan anlaşılmakta olduğunu hissediyorum. Do Sesi, sessizliğin bile anlam taşıdığını fark ettiren, düşündürücü ve aynı zamanda insanı kendi içine baktıran bir kitap oldu benim için.
Anlaşılmak, kelimelerin ötesinde sessiz bir ortaklık gibidir.
Zweig’in Amok Koşucusu, tutkuların insan ruhunda nasıl yıkıcı bir güce dönüşebileceğini gösteriyor. Gurur ve ihtiras arasında sıkışmış bir doktorun hikâyesinde aslında hepimizin içindeki gölgelerle yüzleşiyoruz. Yardım etmesi gereken bir anda bencilce geri çekilişi, sonrasında ise suçlulukla deliliğe varan takıntısı, kitabın kalbine oturan en sert gerilim bence. Kısa ama yoğun anlatımıyla insanın en kırılgan yanlarını, aklın bir anlık kararıyla hayatın nasıl geri dönülmez şekilde değişebileceğini hatırlatıyor.
Tutkularına yenilmiş bir ruhun kendini mühürlemesi, esaretin son imzasıdır.