Toplam yorum: 3.284.947
Bu ayki yorum: 6.453

E-Dergi

HacerSC Tarafından Yapılan Yorumlar

17.12.2025

Derviş; her olana “hoş” diyebilen, kabullenişi ve alçakgönüllülüğü merkeze alan bir duruşu temsil eder. Mecit Ömür Öztürk, Doğu ve Batı düşüncesini harmanlayarak binlerce yıllık birikimi 99 teselli başlığı altında bir araya getirir ve okuyucuya mutluluğa giden yolu hatırlatmayı amaçlar.

Yazarın felsefe öğretmeni olması metnin omurgasında belirgin biçimde hissedilir. Kur’an-ı Kerim’den ayetler; Mevlânâ, İbn Arabî gibi sufiler ve Batılı filozoflarla kurulan bağlar, kitabı klasik bir kişisel gelişim metninin ötesine taşır. Her bölüm, bakış açısının değişmesinin insan hayatında ne kadar dönüştürücü olabileceğini vurgular.

Kitap, musibetlerin insanı olgunlaştırdığı fikrine yaslanır. Ancak bu yaklaşım yer yer acının yüceltildiği hissini de uyandırabilir. Bu nedenle her okur için aynı ölçüde teselli edici olmayabilir.

Benim için bu kitap, yaraya merhem olmaktan çok o yaraya başka bir yerden bakmayı önerdi.
Yavaş okunmalı.
Altı çizilmeli.
Her teselli herkese iyi gelmeyebilir.
17.12.2025

Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü, Maëlle’in kanserle mücadele eden arkadaşı Romane için umut arayışıyla çıktığı Nepal yolculuğunu anlatırken, okuru da kendi iç yolculuğuna davet ediyor. Bu seyahat yalnızca fiziksel bir yol değil; geçmişle yüzleşmenin, kendini yeniden tanımanın ve hayata bakışı dönüştürmenin hikâyesi. Yol boyunca Şhanti ile yapılan sohbetler, Maëlle’i kontrol etmeye çalışan, aceleci bir yaşamdan; akışa güvenen, anda kalan bir yaşama taşır.

Kitap; “keşke”lerle yaşamanın, ertelenen hayallerin ve geçmişe takılı kalmanın insanı nasıl ağırlaştırdığını sade bir dille hatırlatıyor. Korku ve sevgi ekseninde ilerleyen anlatı, korkularımızla yüzleştiğimizde hayatın daha hafif ve umutlu bir yerden görülebileceğini sorgulatıyor. Aynı zamanda mutsuzluğun sorumluluğunu başkalarına yüklemek yerine, gerçekle yüzleşmenin huzura açılan bir kapı olduğunu fısıldıyor.

Ve geriye şu soru kalıyor:
“Bugün, kalan hayatımın ilk günü olabilir mi?”
28.10.2025

Bu roman, ilişkilerin görünen yüzünden çok daha derinine iniyor. Güneş ve Kartal artık sadece başkalarına şifa veren bir çift değil; aynı zamanda kendi içsel yaralarıyla yüzleşen iki insan. Yazar, günümüzde giderek yaygınlaşan çocuk sahibi olma mücadelesini ve bu sürecin evlilik üzerindeki duygusal yükünü gerçekçi bir dille aktarıyor.

Sadberk ve Melal’in hikayeleri, narsisizmin sadece bireysel bir bozukluk değil, toplumsal bir yara olduğunu hatırlatıyor. Çocuklukta yaşanan sevgisizlik, baskı ya da değersizlik hissi yetişkinlikte nasıl birer kırık aynaya dönüşüyor, açıkça görüyoruz. Bazı insanlar bu kırıklardan ışık sızdırmayı öğrenirken, bazılarıysa o cam parçalarıyla etrafını kesiyor.

Yazarın dili sade ama etkileyici. Okuruna hem empati kurma hem de sorgulama alanı bırakıyor. Hızla okunan, ancak bitince uzun süre zihinde kalan bir roman.
01.10.2025

Emine Işınsu, Ak Topraklar’da Oğuz Yabgu Devleti’nden ayrıldıktan sonra Kınık Boyu’nun Anadolu’yu yurt edinme mücadelesini ele alıyor. Bayındır, Yamtuğ, Selcen, Yağmur ve Albaya gibi karakterlerle kurgusal bir zenginlik katılsa da, esasen Kuzey ve Doğu Türklerinin bu uğurdaki çabasını hatırlatıyor. Yazar, bu topraklar için verilen bedelleri, kaybolan canları ve kazanılan zaferlerin ardındaki zorlukları bizlere yeniden düşündürüyor.

Ancak eserin dili ve üslubu açısından okuma deneyimim çok akıcı olmadı. İlk kitabında olduğu gibi, Işınsu’nun anlatımına alışmak zaman aldı; neredeyse yarıya gelene kadar sürükleyici bir akış yakalayamadım. Dede Korkut ağzıyla yazılmış olması tarihi ve kültürel açıdan kıymet katıyor fakat olay örgüsü arasındaki bağların zayıf kalması okuru yavaşlatıyor.

Kısaca;

Tarihî bir derinlik, kültürel bir hatırlatma ve biraz da sabır isteyen bir okuma deneyimi...
21.09.2025

Tam olarak bu tarz değil ama Bekleme Odası da oldukça güzeldi.