Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

aygn.elif Tarafından Yapılan Yorumlar

01.11.2025

Latince öğretmeninin bir gün camdan dışarı bakarken, yumruğunda narin bir kuş taşıyan genç kızı görmediyle başalar Agnes’le tanışıklıkları.Sessizliğin içinden geçip gelen bu sahne, ikisinin arasında yıllar sürecek derin ve kırılgan bağın ilk işaretidir. Agnes’in bakışlarında, doğaya ait ama insandan kaçmayan bir şey vardır; hem yabani hem de iyileştirici.

Agnes’le tanıştıkça Latince öğretmeni, onun yalnızca farklı biri değil, dünyayı bambaşka bir yerden gören biri olduğunu fark eder. İnsanların ne düşüneceğini önemsemeyen, sezgileriyle yaşayan, ruhunun derinliklerinde kötülüğe yer açmayan bir kadındır Agnes. Onunla kurdukları bağ, sözcüklerden çok sessizliklere, bakışlara ve dokunuşların ucuna saklanmıştır.

Hamnet romanı, aslında büyük ölçüde Agnes’in hikâyesine odaklanır. Hamnet’in hastalığı ve ardından gelen kayıp, yalnızca bir çocuğun ölümü değil; bir annenin kalbinin, yavaşça ve sessizce yerinden sökülüşüdür.
26.10.2025

“Bekle Beni” kitabını okumadan önce birçok yorum okumuştum. Çoğu kişi Livaneli’nin tarzının dışında bir eser olduğunu söylemişti ama ben okudukça tam tersini hissettim. Bana göre bu roman, Livaneli’nin kaleminin özünü taşıyan, derin ve düşündürücü bir hikâyeydi.

Selim’in iç dünyasını anlatışı, diktatörlüğe karşı verdiği sessiz ama güçlü direnişi beni çok etkiledi. Kitapta geçen Sartre’ın o meşhur sözü — “Başkaları cehennemdir” — hikâyeye mükemmel şekilde oturmuş. Çünkü roman boyunca insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle yaşadığı çatışmayı, başkalarının bakışında boğulma hissini çok iyi anlatıyor.

Livaneli’nin “Bu romanda benim hayatımdan izler var ama bir özyaşamöyküsü değil,” demesi ise eseri daha da anlamlı kılıyor. Gerçekten de hem kolay okunuyor hem de insana kendi iç sesini dinleten bir kitap.

Benim için sade ama derin bir roman oldu. Okurken hem düşündüm hem duygulandım. Kısacası: sayfaları kapattığımda sessizce içimde yankılanan bir Livaneli kitabıydı.
21.10.2025

İstanbul’da 1980’lerde başlayan hikâye, 2016’ya kadar uzanıyor. İlk bakışta Peri’nin kendini bulma ve arayış hikâyesi gibi görünse de, yazar diğer karakterlere de kusursuz bir biçimde yer veriyor. Roman, tek bir kişinin iç dünyasına sıkışmadan, dönemin toplumsal ve kültürel atmosferini de incelikle yansıtıyor.

Elif Şafak’ın felsefesini Mevlânâ’nın şu sözüne benzetiyorum:
“Aramakla bulunmaz, ama bulanlar da arayanlardır.”
Bence yazarın okuruna vermek istediği mesaj da tam olarak bu: Aramanın, sorgulamanın önemi. Sorgulamadan inanmanın, bir şeye körü körüne bağlanmanın anlamsızlığı.

Romanın en güçlü yanı, içsel yolculukları bir felsefi derinlikle anlatması. Karakterlerin her biri bir “arayış” içinde: kimisi Tanrı’yı, kimisi anlamı, kimisi geçmişini. Ama hepsi sonunda aynı yere dönüyor: insanın kendisine. Bu da romanı yalnızca bir hikâye olmaktan çıkarıp, bir aynaya dönüştürüyor.
07.10.2025

Kitap, adından da anlaşılacağı üzere genel olarak bir miras kavgası üzerine kurulmuş. Ancak konu yalnızca maddi bir miras meselesiyle sınırlı değil; geçmişin, suskunluğun ve aile içi travmaların da miras alınabileceğini derinden hissettiriyor.

Roman, büyük kardeş Bergljot üzerinden ilerliyor ve dört kardeşin —Astrid, Åsa, Bård ve Bergljot’un— hikâyesine yer veriyor. Bergljot’a göre mesele miras değil; asıl konu, ona verilen mirasın kendi benliğiyle hesaplaşması.

“Bård’la benim ağzımı kapatmak için, sessizliğimizi satın almak, parayla bizi kendi tarafına çekmek için.”

Bu söz, aslında kitabın kalbini oluşturuyor. Ailenin sessizlik üzerine kurulu dengesi, bir miras meselesiyle sarsılıyor ve yüzeye çıkan şey, yıllardır bastırılmış acılar oluyor.
08.09.2025

tekrara çok fazla düştüğünü düşündüğüm bir kitap. Açıkcası beni pek de motive etmedi.