Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

seymaninkitapdunyasi Tarafından Yapılan Yorumlar

Anna Karenina, 19. yüzyıl Rusya’sında geçen, aşk ve toplum baskısı arasındaki çatışmayı konu alan bir roman. Anna, tutkulu bir aşk uğruna evliliğini ve saygın hayatını riske atar, ama tutkusu ve toplumun tepkisi onu trajik bir sona sürükler. Roman aynı zamanda aile, ahlak ve hayatın anlamı üzerine derin düşünceler içerir.
Dışarıdan gayet normal mutlu görünen bir aile. Ama bu ailenin her bir üyesinin kendince dertleri, yaraları, sırları var. Kitaptaki her karakterin bakış açısından olayları dinliyoruz. Kimi dinlesem ona hak verdim. Yazarın üslubu samimiydi, akıcı bir kitaptı. Ardında tatlı buruk bir his bıraktı.
Goethe’nin “Hayatta her şey metafordur.”anlayışının izinden giden Murakami, Kafka Tamura’yı baştan sona metaforlar ve göndermelerle örüyor. Büyülü gerçekçilik, mitoloji ve psikolojiyi harmanlayan yazar, romandaki soruların yanıtlarını doğrudan vermiyor; hayal ile gerçeğin ayırt edilemediği sınırda gezdiriyor okuru. Roman iki ana karakter üzerinden ilerliyor: Oidipus efsanesine benzer bir kehanetten kaçmak için evden ayrılan Kafka ve çocukken yaşadığı gizemli bir olay nedeniyle diğer insanlardan farklı olan Nakata. İki hikâye doğrudan kesişmese de, birbirini tamamlayan parçalar gibi birleşiyor. Nakata, Kafka’nın içsel yolculuğunda bir tür anahtar görevi görüyor; metafizik dünyaya olan yakınlığıyla “kapıyı açıyor” ve Kafka’yı bilinçaltıyla yüzleşmeye itiyor.
Romanın sonunda Kafka, kendi içsel “ormanına” girip orada yaşadığı yüzleşmelerin ardından başlangıç noktasına dönmeye karar veriyor.Bu dönüş, kaçışın sona erdiği ve ruhsal bir tamamlanmışlık hissinin başladığı bir anı simgeliyor.
Büyülü gerçekçilik akımı denildiğinde akla ilk gelen kitaplardan biri. Gabriel Garcia Marquez’in romanındaki yalnızlık yalnızca bireysel bir duygu değil, aynı zamanda bir halkın, bir kıtanın, bir tarihsel döngünün metaforu. Romanda her şey tekrar ediyor. Aynı isimler, aynı hatalar, aynı tutkular. Bu tekrar eden döngü kırılmıyor ve bu döngü aslında Marquez’in temel mesajını yansıtıyor olabilir. “Kendini bilmeyen halklar, kendi geçmişini unutan, hatalarından ders çıkarmayan toplumlar aynı yalnızlıkta kaybolmaya mahkumdur ve ikinci bir şans verilmeyen bu evrende toplumdaki karakterler kendi yazgılarına, kendi yalnızlıklarına hapsolur.”
Tarık Tufan ne yazsa okurum. Üslubu, duyguları okuyucuya incelikle hissettirmesi, muazzam betimlemeleri.. Bence aşkı ve hüzünlü en iyi anlatan yazarlardan birisi, yine harika bir roman ortaya çıkarmış. Okuyun pişman olmazsınız. Tarık tufan’ın en beğendiğim eseri Şanzelize Düğün Salonu ona da bi bakabilirsiniz.