Sadık Yalsızuçanlar’ın Gülistan tercümesini okumuştum, fakat kullandığı dil yüzünden o meşhur eserden aldığım zevk çok sınırlı olmuştu. Kitaplarında seçtiği konularsa çok ilgi çekici. Yine büyük bir merakla “Gezgin” i aldım, fakat yine aynı netice hatta daha da kötüsü, bu sefer kitabı biteremedim dahi. Edebiyatçı falan değilim, sadece sıradan bir kitap okuyucusuyum eleştirimi çok dikkate almayabilirsiniz fakat düşüncelerimi yazmak istedim. Büyük medeniyetimizin mirası içleri dolu o güzelim kelimeler, tabirler bırakılmış; yerlerine ne ifade ettikleri tam belli olmayan sığ, soğuk, sevimsiz, böyle bir konuya hiç mi hiç yakışmayan (bence) birçok yeni kelimeler kullanılmış. Tam o manevi havaya girer gibi oluyorsunuz, karşınıza böyle bir kelime çıkıyor; dur girme diyor. Açıkçası Sadık beyin ne maksatla böyle bir dil kullandığını bilmiyorum, muhakkak ki iyi bir niyet ile yapıyordur ama, sıradan bir okur olarak bende oluşturduğu duygular bunlar. Haddimi aştıysam özür dileyerek, Sadık beyin kitaplarında seçtiği konulara yakışır bir dil kullanması temennisiyle...
Not: Benim tesbit edebildiğim bazı örnekler
Kamil insan yerine olgun insan, hayal yerine düş, ilham kaynağı yerine esin kaynağı, kaybetmek- yitirmek, hatırlamak-anımsamak, emir-buyruk, sır yerine giz (“Rabbimin bağışladığı gizler”), nimet yerine bağış, dua- yakarış, Allah ondan razı olsun yerine “Allah ondan hoşnut olsun” v.s.