Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Hıfsullah Altaçlı Tarafından Yapılan Yorumlar

Sekiz şiirden yola çıkılarak oluşturulmuş sekiz şiirsel metin. Okuru edebi hazzın zirvesine çıkaracak denemeler. Her okurun kitaplığında bulunmalı ve okunmalı.
“İkiye bölünmüş bir sıcak ekmekten, sadaka için uzanmış elden, himmet rica eden dilden, karmakarışık halden, yolcusunu bekleyen yoldan, derman bekleyen dertten, derdini seven dertliden, "sırrı olmayan muzırdır" diyen veliden, terki terkle masivayı terk edenlerin terkinden, giyilmemiş bir eldivenden, incitilmiş bir karıncadan, gülün açmasını özlemle bekleyen bülbülden, Züleyha tırnaklarıyla yırtılmış bir gömlekten, ebemkuşağının renklerini sarınmış bir etekten, bebek kokusuna hasret bir kundaktan, aşk sularının bendini yıkmış ellerin kırdığı bir kristal bardaktan, arzuladığı gönüle erişememiş bir gönüldeki kırgınlıktan, haddini bilmekten, bir haddi aşmaktan, doğmaktan, doğrulmaktan, yetim kalmaktan, garip olmaktan, kefenler biçen bir makastan, tabuttan, mezardan, illa ki hayattan hep hayattan, hep hayattan yakıştırılmaz mı hikâyeler?” (s. 24) "Ağlasak" denemesinden.
Kitap kısa hikâyelerden oluşuyor. Yazarın sıcak ve samimi bir anlatımı var. Geleneksel ve tasavvufi anlayışla oluşturulmuş, ders çıkarılacak hikâyeler çoğunlukta. “Ne Olursan Ol”, “Bir İyilik Bin Can Kurtarır”, “Ölüm Nasihattir”, “Ömrün Halleri”, “Aklını Helal Et” ve “Kuru Kenger” hikâyeleri özellikle zikredilmeli.
“Ölünün gözü nasıl cana bakarsa insan da gözünü lâmekân âlemine çevirmeli, aklını başına almalı. Çaresiz bir dert yoktur ancak ölüm de bir çaredir kimi zaman. Varlık âlemi çarelerle doludur da Allah, bir pencere açmadıkça yine çare yok! Bu cihan, cihetsiz lâmekân âleminden meydana gelmiş, bu cihana lâmekân âleminden bir mekân verilmiştir. Allah’ı candan-gönülden sevmek, varlıktan yokluğa dönmek gerek. Ölümü, bir 'Yusuf' gören, canını feda eder; kurt olarak görense yolunu sapıtır! Ölümü dahi Yusuf görmek lazım... Dostlar, herkesin ölümü kendi rengincedir. Düşmana düşmandır, dosta dosttur ölüm!” (s. 55) "Ölüm Nasihattir" hikâyesinden.
Dergilerdeki tanıtım yazılarına bakarak satın aldığım ve pişman olmadığım kitap, ertelemeden, sıkılmadan, bir defada okuduğum kitaplardan oldu. Kitap onüç öyküden oluşuyor. Konular ve kurgu okuru saracak nitelikte. “Gelen Kim”, “Kayıp Renkler”, “Kanamalı Bir Öykü İçin Hikâye Aranıyor”, “Simsiyah” ve “Harun Bey Neden Ölemiyor” öykülerini çok beğendim.
Yazarın üçüncü hikâye kitabı. Kitapta onbir hikâye var. Hikâyelerin tamamı kadınlarla ilgili. Daha çok kadınların karşılaştığı problemler anlatıldığı için, zaman zaman hikâyeler tekdüze ve sıkıcı bir hale geliyor. Buna rağmen yazarın dili ve anlatımı kitabı kurtarıyor.
“Biz çocukken annem, kardeşlerimle bana bir şey verecekse eğer ve yanımızda başka çocuklar varsa, önce onlara verir, kalırsa bize verirdi. Bazen dağıttığı şey herkese yetmez, o zaman da bize, "Onlar, bizim misafirimiz" diyen bakışıyla bakar; böylece mızıkçılık etmemizi önlerdi. Bu yüzden, yıllarca, anne olan birinin, tıpkı annem gibi herkese karşı daha merhametli, daha şefkatli, daha fedakâr olduğunu, olacağını sandım. Bu zannın koca bir yanılgı olduğunu ancak otuz yaşımda öğrendim. Bütün anneler hiç de annem gibi değildi. Ve "anne olmak" her kadını herkese karşı daha şefkatli, daha merhametli, daha fedakâr yapmıyordu. Üstelik kendi çocukları söz konusuysa, bırakın şefkati ve merhameti, bazıları asgari nezaketi, görgüyü bile bir kenara bırakabiliyordu. Merhametleri, şefkatleri, fedakârlıkları yalnızca kendi çocuklarına idi.” (s. 47, 48) "Anneler Günü" hikâyesinden.
Anlamsızlık, yalnızlık, hüzün, ölüm, ayrılık, çirkinlik, ihtiyarlık, aşk acısı gibi kavramlar çevresinde teselli olgusunun işlendiği güzel bir eser. “Züğürt Tesellileri ve Boş Lakırdılar” başlıklı bölüm kitaba yakışmamış. Böyle bir bölüm olmasa daha güzel olurdu. Her türlü olumsuzluktan etkilenen günümüz insanının elinin altında olması gereken bir eser. Daralma, sıkılma, bezginlik hallerinde okunmalı.
“Ölüm korkusunun temelinde ölüm sonrasında karşılaşılacak olanların belirsizliği ve hesap verme endişesinin ağırlığı yatar çoğu kere. Günahlara bulanmış olmanın doğurduğu tedirginlik, günahların karşılığında ceza görme korkusuyla, bu korkuya yol açan şeyin yokluğunu içten içe ister. Bu istek gitgide şiddetli bir arzuya ve oradan da akıl kılıfına büründürülmüş bir düşünceye dönüştürülür. Öte dünyayı inkâr etmenin, ruhun ölümsüzlüğünü reddetmenin, dolayısıyla Yaradan’ı yok saymanın altında böylesi bir psikolojik süreç işler.” (s. 66) "Ölümün Tesellisi" bölümünden.