Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Hıfsullah Altaçlı Tarafından Yapılan Yorumlar

Yazar, genç yaşına rağmen, bir deneme ustası. Bazı bölümlerde, yazarla aynı şeyleri yaşadığınızı ya da düşündüğünüzü fark ediyorsunuz.
“Tozlu kasabaların, herkesin ölümünün anons edildiği taşra şehirlerinin, ficek atmaya giden kızların, ansızın boşalan yağmur yüzünden oraya buraya kaçışanların, ilk sayıda batacağını bile bile dergi çıkarmaktan vazgeçmeyen genç edebiyatçıların ve bir yazarın yazgısının hatırlanacağı bu arızalı yolculukta onun da bir payı var. Kuşkusuz beni bitkin düşüren bir yolculuk olacak bu; aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya, o kovulmuşların evine geri döndüğümde, bir kez daha, 'hatırlamak da bir ihanettir' diye söyleneceğim.” (s. 9)
Mustafa Armağan, “Filistin’de bir duvar dibinde sıkışıp kalmış çocukların” ve diğer Osmanlı’ya hasret milletlerin, "Geri gel ey Osmanlı, geri gel!" diyerek bu özlemi yaşattıklarını anlatıyor. Yakın tarihimizde Osmanlı’ya yapılan haksızlıkları belgeliyor ve artık tarihimizle hesaplaşmak gerektiğini söylüyor.
“Evet bir sömürge ülkesi olmadık biz. Osmanlı sayesinde olmadık. Bunun için Osmanlılar inanılmaz bir anti-emperyalist mücadele verdiler. Bu açıdan onlara ne kadar şükran duysak azdır. Ama onun tarih sahnesinden çekilmesinin arkasından gelen tarih yazımları, Osmanlı’yı öyle aşağılayıcı bir muameleye tabi tuttu ki, adeta Avrupa ile bir efendi-köle ilişkisi içerisindeymişiz gibi çarpık mı çarpık konumda bulduk kendimizi. Batı’yla mukayese ettiğimizde hep ona bağımlı ve ona muhtaç bir konumda gördük kendimizi ve tarihte de ilişkimizin hep bu şekilde geçtiğini zannetme hastalığına duçar olduk.” (s. 98)
Yazar, İran’ın günümüz hikâyecilerinden. Çevirinin güzelliğinden olsa gerek, hikâyeler Türkçe yazılmış gibi sıcak ve akıcı. “Sofya”, “Gözlerinde Yüzüyor, Kollarında Ölüyorum” hikâyeleri çok güzel.
Uzun soluklu bir masal okuduğunuzu zannederken, günümüzde yaşadığınızı hatırlatan, asırların fazla bir şey değiştirmediğini gösteren bir anlatım tarzını fark ediyorsunuz. Kendinizi kitabın havasına kaptırıyor, bitmesini istemiyorsunuz. Kitabın “Temmet” bölümünde gerçeği anlıyorsunuz.
“Üç kez yutkundu Üstâd.
Cesaretimi toplayıp gözlerine baktım.
Mütebessimdi.
— Temmet, dedi; bitti. Sana bir hikâye anlattım. Ben, kendi hikâyemi anlattım; sen, kendi hikâyeni dinledin. İşbu hikâyede, dinleyen anlatandan, anlatan dinleyenden gayri değildi.”
Kemal Tahir’in dört cilt halinde yayınlanan bütün öykülerinin birinci cildi. Cumhuriyetin ilk yıllarını aktaran öyküler de, Anadolu insanını ve daha çok cezaevlerini anlatan öyküler var.
“Dünya demir oldu” bir tanem, yumuşaması için erimesi lazım. Cehennem dedikleri belki bu hadisedir. (s. 39) “7500 Lira” öyküsünden alınan bu satırlar, yazarın anlatım tarzına güzel bir örnek.