Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Hıfsullah Altaçlı Tarafından Yapılan Yorumlar

“Göl İnsanları” yazarın bütün öykülerinin dördüncü cildi. İlk baskıları dört uzun öyküyle yapılan kitaba dört öykü daha eklenmiş. Eleştirel basım olduğu belirtilen kitabın sayfa kenarlarında, tefrika edilen bölümlerle karşılaştırma ve sayfa sonundaki ilgili notlar okura sıkıcı bir eleştiri yazısı havası verse de, yazarın anlatım tarzı kitabı okunur kılıyor.
Azeri yazarın hikâyeleri, güzel ve kaliteli bir basımla bir araya getirilmiş. Mükemmel bir dili ve anlatım tarzı var. Okuru saran, etkileyen hikâyeler. “Duvar”, “Kör Kuyu”, “Sorokin’in Mezarı”, “Savaş Oyunu”, “Yarasalar”, “Ani Haber”, “Rus Düğünü”, “Yol”, “Akşam Pazarı” hikâyeleri çok etkileyici.
“Dedesinin sesi kuyudan duyuldu:
— Hanali, yavrum, ya Allah!
Hanali hemen toprak dolu kovayı yukarı çekerek kuyuya doğru eğilip sordu:
— Dede, diyordum ki, Urus’un da Allah’ı var mı?
Torunun bu ani sorusuna Aziz emmi hiç aldırmadı. Onun huyunu iyi biliyordu. Gâh dağdan söz ederdi, gâh bağdan.
— Var, kurbanın olayım, var. Niçin olmasın, onlar da insandır.
— Diyordum ki, Allah’ı varsa, "Ya Allah’ı" da olur, değil mi?
— Olur, niçin olmasın?
— Geçen gün iki Urus postanenin arkasında kuyu kazıyordu. Aşağıdaki "mayna" diyordu, ötekisi de toprağı çekiyordu.
— O da Rus’un "Ya Allah’ıdır" herhalde...” "Kör Kuyu" hikâyesinden (s. 76)
Anlatımı sıcak, içten, samimi bir yazar. Birçok hikâye yazarı gibi, romana geçmiş olmasına, hikâyeye fazla zaman ayıran bir okur olarak hayıflanıyorum. “Halisane Cinayet”, “Güvercin Alfabesi”, “Ekmek Davası”, “Masa” hikâyeleri çok güzel. Babaanne, torun ilişkisinin anlatıldığı "İbrik Huylum" hikâyesinden bir bölümü paylaşmak istiyorum.
“Babaannesi yine bir misafirliğe tam kaçacakken yakalanır küçük kıza. Hemen uyanıvermesine kızgın, çıkışır torununa: "Ne uykusu! Tilki bayıltması seninki!"
Küçük kız tilkilerin bayılma huyları olup olmadığını bilmemekle beraber, esas tilkinin kapıdan savuşamadığına sevinir ve "ben de gelicem" diye tutturur. Bin dereden getirilen suyun hiçbir faydası olmaz ve babaanne her seferinde biraz kızar gibi ama çokçası takdir ve şefkat karışımı bir edayla gülmeden edemez:
— İbrik huylu, yine takıştın peşime.” (s. 19)
Yıllardır “Göç Zamanı” adıyla yayınlanan kitap, yazarın diğer hikâyeleriyle bir araya getirilerek yayınlandı. Kısa hikâyenin en büyük ustalarından biri olan yazarın, çok az hikâye yazdığını fark ediyor ve hayıflanıyorum. “Köse Kadı” ve “Sokakta” romanlarının yazarı mutlaka okunmalı.
“Dede, her kelimenin tadına baka baka, ağır ağır: "Bir gece," derdi, "Sabaha karşı Münâdi, Göç zamanıdır diye bağıracak."
...
Siz hiç sabaha karşı çağıran bir ses duydunuz mu? Bir ney âhengine bürünmüş bir ses?
Bir adam gördünüz mü, elini şakağına dayamış bir Münâdi, "Göç zamanıdır" diye haykıran?
Dede olmalıydı şimdi. Size derdi ki, siz de duyacaksınız bir gün. Sonra gülümser, gözleri uzaklara dalar giderdi.” (s. 85, 86)
Yazarın insanı gülümseten, sevimli bir anlatım tarzı var. “Ankebut” ve “Balın Tuzu Eksik”i severek okumuştum. Özet Yaşamaklar’ı da severek okudum. Ancak bazı bölümlerin, aceleye getirilmiş, ikinci defa gözden geçirilmemiş bir havası var. Bazı satırlar da gereksiz yere uzatılmış gibi.
“Çarık”, “Benli Bahri”, “Kitap Kurdu” ve “Dil Masalı” etkilendiğim hikâyeler.
“Düğünleri umursamıyor o kadar. Hatta cenazeleri bile. İllâ bayram, illâ bayram...
Bayram gelince kalbi iyice kaşınıyor; ama kimse kaşımıyor.
Evet.
Dediği gibi. Önce acıyor, hem de çok acıyor. Özelikle bayramları.
Sonra geçiyor. "Bir Yaşlının Bayram Günlüğü" hikâyesinden (s. 147)