Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

Çepni55 Tarafından Yapılan Yorumlar

06.06.2006

Kapak fonunda mavi beyaz çizgilerin anafor yaptığı portreden delici bakışlar fırlatan Van Gogh’u görünce daha kitabın sayfasını çevirmeden ortada bir “komplo” olduğunu anlıyorsunuz. J. Madison Davis’in son romanı “Van Gogh Komplosu”nda ressamın, hayatının en ‘deli’ zamanlarını geçirdiği Fransa’da yapmış olduğu bir tablonun, Amerika’da bir şemsiyenin içinden çıkması, pandora kutusunun ilk kapağını açıyor.
Tıpkı Van Gogh’un savurduğu fırça darbeleri gibi basit ama ironi ve derinlik içeren cümlelere, Quentin Tarantino replikleri, MOSSAD ajanı ve Naziler eklenince, kitabı sonuna kadar eli tetikte okuyorsunuz.

Roman, Hamas’tan bilgi sızdırmış MOSSAD ajanı Esther Goran’ın, özel hayatında hiç görmediği babasına ulaşmak için Amerika’nın yolunu tutmasıyla başlıyor. Goran’ın aklında ne Van Gogh resmine ulaşmak ne de istihbarat var. Tek isteği annesi Rosa’nın “domuz” dediği babasını bulmak ve ailesiyle ilgili gerçekleri öğrenmek. Babası Samuel Meyer, tam da ona kavuşmuşken öldürülünce, bu arzusuna kavuşamıyor ne yazık ki. Yeni hedef haline gelen Goran, Amerikalı bir hazine görevlisi ve aynı zamanda istihbaratçı Martin Henson ile katillerin peşine düşüyor. Samuel Meyer’in evine araştırmaya giden ikili, katillerin de aradığı şeyi, çatı katında şemsiyenin içine gizlenmiş buluyor: Paha biçilmez bir Van Gogh otoportresi! Goran, tabloyu bulur bulmasına; ama bu, bir komplo sarmalının içine girdiğinin de resmidir. Hasta olan babasının, kendisini ölmeden önce görmek istemesinin tek nedeninin, aile gerçeklerini anlatmak olmadığını anlayan Goran, o günden sonra babasının öldürülmesine neden olan tablonun sırrını çözmeye koyuluyor.

Bu arada resmin talipli leri de artıyor. Hatta bunlardan biri, resmin Naziler tarafından kendisinden çalındığını iddia edip Van Gogh’un el yazısıyla yazılmış satış belgesiyle çıkıyor ortaya. Bu arada Amsterdam Van Gogh Müzesi uzmanları da resmin orijinal olup olmadığını araştırmak için çalışmalara başlıyor ve oldukça ilginç yöntemlere başvuruyor. Van Gogh’un kalın sürdüğü boyanın çatladığına dikkat çeken bir uzman, tabloyu pencerenin kenarında inceliyor. Bir uzman da ressamın sık kullandığı krom sarısı pigmenti üzerinde yoğunlaşıyor. Resme x ışınları kullanarak bakan bilim adamı ile tablonun üzerindeki küçük çatlakların içine düşmüş sporlarla polenleri inceleyen profesör ve tuvalin iplik kompozisyonunu inceleyen uzmanlar, hummalı bir şekilde çalışarak bu şaheserin gerçekliğini ve kime ait olduğunu araştırıyor.

Sırlar sarmalı içinde akıp giden roman, Van Gogh’un hayatından ilginç ayrıntılar da sunuyor okuyucuya. Ölüm temasını resimlerinin içine sindiren ressam, 1888’de Fransa’da Arles’e taşınınca kardeşi Theo’ya yazdığı mektupta, “Tıpkı Tarascon ya da Rouen’e gitmek için trene bindiğimiz gibi, bir yıldıza gitmek için de ölümden yararlanıyoruz.” diyordu. Van Gogh Komplosu’nun ince bir ayrıntısında Van Gogh’a bu konuda atıf da yapılmış adeta: “Güller, ölüm mü kokuyorlar? Toprağa dönüyoruz. Ölüm köklerin saplarından doğuyor ve açan çiçeklerin kokusunda beliriyor.”

II. Dünya Savaşı’nda kaybolan ve Naziler tarafından yok edildiği iddia edilen bu resmin bir anda bulunması, derin bir konuyu da gündeme getiriyor. Polisiye ve maceranın ötesinde kitapta, savaşlar sırasında talan edilen ve çalınan sanat eserlerinin akıbeti gözler önüne seriliyor. Kim bilir; belki Irak’ın işgali esnasında kaybolan birçok eşsiz sanat eserinin akıbetini anlatan birileri de çıkar bir zaman sonra. Son yıllarda olur olmaz karşımıza çıkan çalıntı tablolar, önümüzdeki dönemde aynı konuda pek çok romanın konusu olmaya aday gibi görünüyor.

kitapzamanı
06.06.2006

Türk spor yazalığının Balzac'ı...
İslam Çupi için öyle derler; her fikrine katılmasam bile futbol yazarlığına getirdiği açılıma saygı duymamak elde değil. Muhtelif tarihlerde yazdğı yazıların titiz bie derlemesiyle karşı karşıyayız.
"Bugün bir çocuk olsaydım futbolu sevmezdim..." ve "Fenerbahçe'nin büyüklüğü ne kupa büyüklüğüdür ne de şampiyonluk büyüklüğüdür. O öyle bir büyüklüktür ki tarif edilemez!" sözleri en fazla aklımda yer edenler.
06.06.2006

2002 Dünya Kupasında Türkiye'nin gündemini belirleyen ve ülke genelinde ciddi anlamda bir sevinç dalgası oluşturan Türk Milli Takım kadrosunda yer alan oyuncularla ilgili yazı ve fotoğrafların yer aldığı; bir nevi teşekkür kitabı... Aslında titiz ve uzun soluklu bir çalışma olduğu kitabı okuduktan sonra ortaya çıkıyor. soluklu
06.06.2006

Yaptığım, bir lahzada ümmi edilmiş ve unutkanlığı kader edinmiş bir toplumun, Avrupalı bir modernite, Amerikanvari bir postmodernite ile garip ilişkiler içine girmesi son derece doğalmış gibi yapan bir siyasal-kültürel sürece bilmiş bilmiş gülümseyen yazılar yazmak bir yerde" diyor Nihal Bengisu Karaca, Zaman Kitap'tan "Yanardağda Pişirilir Totemle Servis Yapılır" adıyla çıkan deneme kitabını sunarken. Çocukluğunu 1980'lerin o rüzgarlı değişim ve 'açılım' yıllarında, geçmiş on yıllara kıyasla olup bitenden memnun olanlarla şikayet edenleri dinleyerek; ilk gençliğini zıtların birbirine geçtiği, herkesin hemen hemen her alanda görüş serdettiği 1990'ların geveze keşmekeşinde geçiren, bu süreçte kendi doğrularını, kendi sözlerini arayan ve 2000'lerde ifade eden genç kuşak kalemlerden biri Karaca.

Denemelerinde, gündelik hayatın akışı içinde kimi zaman tantanasıyla yeri göğü inleterek, kimi zaman ise zırh gibi aşılmaz bir suskunluğa bürünerek gündem olan ve tekrarlardan bıkmış yorgun zihinlerimize küçük fiskeler vuran olaylara ve olgulara, kendi gözleri/sözleri ile analize girişiyor Karaca. Alışılmış bildik olayların; hayat, aşk, yalnızlık, yabancılaşma, öteki, savaş, ölüm gibi olguların; diziler, reklamlar, filmler, televizyon gibi çağa ait zihin yönlendiricileriyle olan etkileşimini anlamaya, anlatmaya çalışıyor. Bunda başarılı da oluyor. Yanardağda Pişirilir Totemle Servis Yapılır, kıvrak bir zekanın ve kalemin ürünlerini bir araya topluyor.

yenişafak
06.06.2006

Kitabında ilk olarak Hz. İsa gibi diğer tüm peygamberlerin tek olan Yaratıcınının hak mesajını yayma gayretinde olan Müslümanlar olduklarını hatırlatan yazar, ardından kaynaklarda Hz. İsa'ya ait olduğu ifade edilen 40 söze yer veriyor. Bu 40 sözden bir kaçı şöyle: "Gösterişli bir elbise, kibirli bir kalbin işaretidir." / "Bu dünyada sadece bir misafir olursanız, evleriniz mabedlere dönüşür." / "Bedeninin acılara, hastalıklara kapılmasından ve malına mülküne zarar gelmesinden memnun olmayan kişi, olgun biri değildir, Çünkü insan dünyada ancak bu yolla günahlarının cezasını çekebilir." / "Bu dünyada merhamet gösteren kişi, öteki dünyada merhamet görecektir?"

yenişafak-kitaplık