Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

Çepni55 Tarafından Yapılan Yorumlar

05.06.2006

İlhan Durusoy, ilk olarak Futbol Teorisi adlı kitabıyla karşımıza çıkmıştı Durusoy 'futbol' üzerine ikinci defa kalem oynatıyor.
İlhan Durusoy ilk kitabında olduğu gibi, Futbol Stratejisi'nde de futbolu sadece bir oyun olarak masaya yatırmış. Oyun stillerini, taktikleri, ülkelerin futbol anlayışlarını aktarmaya çalışıyor. Bu anlamda da eleştirilerinde haklı. Yani işin 'tekniğini' anlatan yayınların azlığı konusunda...
Türkiye'de her futbol izleyicisi aynı zamanda birer teknik direktördür. Televizyon karşısında, tribünde kendince sistemler oluşturur, oyuncu değişiklikleri yapar. Bu düşündüklerini uygulayan 'gerçek' teknik direktörü destekler, uygulamayana ise yaftasını yapıştırıverir: "Bu işi bilmiyor." 'CM'nin hastalık derecesinde sevilmesinin sebebi de herhalde bu. Bilgisayarı olan her evde bir Fatih Terim yaratması. İşte bu yüzden İlhan Durusoy, yeşil sahalardan renkli enstantenelerle süslediği kitabında biz 'teknik direktörlere' de hizmet etmeyi amaçlamış: "Bu kitapta anlatılan futbol takımı kurma stratejisi birer 'teknik direktör' olan bizlerin daha iyi sonuç almamıza yardımcı olacaktır" diyor.
Futbol Stratejisi son dönemde futbolu çevrelemeye başlayan bir anlayış temelinde yazılmış; teknolojizm. İstatistiğe 'oyun'u açıklamak için fazlaca kıymet veren 'postmodern' bir bakış bu. İlhan Durusoy kimi yerlerinde sayılarla fazla haşır neşir olmuş. Hele hele 'dizilişleri' çarpıştırdığı yerler (4-4-2, 3-5-2'ye karşı gibi) futbola, futbolun doğasına epey 'yabancı' kalıyor kanımca. Sahada oynanan oyundan ziyade, örneğin bir CM için daha uygun olduğunu söyleyebiliriz.

radikalkitap
05.06.2006

........................
Ayfer Tunç, Evvelotel’le bize bir kez daha gösterir ki, güzel ‘tasvir’ eder, arı duru anlatır, en karmaşık, hülasa edilemez acıları en sade dile getirir ve hep bir hikaye lezzetini dimağa armağan eder. Son olarak size Doğru’nun öyküsünü salık veririm. Türkçede okuduğum en nadide öykülerden biri bu. Samimiyet dersi ancak bu kadar kısa, dokunaklı ve samimi verilebilir. En doğrusu sözü kendisine bırakmak: “Yığınla konuşan dudak görüyordu, hep bir ağızdan konuşuyorlardı üstelik, bir şey anlamıyordu, felçli çocuk bozadan vazgeçmişti, kek yemek istiyordu şimdi de. Bu insanların adlarını aklında tutması imkansızdı, herkese birden nazik olması imkansızdı, çok yorgun hissetti kendini hayalleri yıkılmıştı. İki bardak çay içip bir dilim de üzümlü kek yedikten sonra müsaade istedi. Görüşürüz dedi Asude’ye, bir daha görüşmedi. Budur mesele.” Evet bu çözü(l)m(e)di/ür aynı zamanda. Mesele de burada başlar. Siz bakmayın öykünün sonu olduğuna. Ayfer Tunç bize yeni öyküler anlatacağını ifade etmektedir böylece.

s.yalsızuçanlar
04.06.2006

Bir meseleyi öykü ile anlatma geleneği insanoğlunun ortak bilinçaltının derinliklerini yansıtan tablolar sunar. Risale-i Nur’da yer alan öykülerden, hikaye, kıssa, mesel veya vakıa’lardan yola çıkarak yeni bir dille okura seslenen Sadık Yalsızuçanlar, aynı zamanda Bediüzzaman’a uzun yıllar öğrenci olmuş kişilerin anılarını da derlemiş ‘Yolcu’da. Risale-i Nur’daki meselleri bir arada bulmak isteyenlere kılavuz olabilecek eser sade bir anlatıma sahip.
turkuaz
04.06.2006

Köy ve köy romantizmi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk zamanlarının muteber temalarından biriydi. Köylülüğün neden Türkiye’de uzun süren bir olgu olduğu noktasına kafa yoran yazar, tek parti rejimi boyunca köye ilişkin üretilmiş fikir, politika ve projeleri eleştirel bakış ışığında irdeliyor. İrdelemeye dönemin önemli edebiyatçılarının eserleri de dahil ediliyor.
turkuaz
04.06.2006

Bediüzzaman’ın İkinci Meşrutiyet’ten sonra şarktaki aşiretler arasında yaptığı sohbetler sırasında kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplardan bir araya getirilen Münâzarat’ın ilk baskısı 1911 yılında yapılmıştı. Bediüzzaman’ın talebelerinin yer yer yaptığı açıklamalarla zenginleştirilen ve onun tecdid düşüncesine dair açılımlar getiren Münâzarat, insan ufkunu bambaşka bir dünyanın eşiğine bırakıyor.
a.aymaz