Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

Çepni55 Tarafından Yapılan Yorumlar

03.06.2006

Nikolay Berdyaev'in yazdığı 'Dostoyevski: Ruh Sürgünü' adlı kitap Dostoyevski üzerine yazılmış bir yaşamöyküsü. 'Ruh Sürgünü', Dostoyevski'nin 'düşünce evreni'nin yaşamsal dinamiklerini sorgulamayı amaçlamış. Nikolay Berdyaevu, Dostoveyski'yi her şeyden önce bir insan olarak anlamaya çalışıyor. Ayrıca Berdyaev Dostoveyski'nin ruhsal yapısını açmayı, yöntemini onun dünya görüşünü bir bütün olarak sezgisel bir yaklaşımla yeniden kurmayı amaçlıyor. Dostoveyski için kişilik, atıl bir yandan çok, 'tuhaf', 'fantastik', 'düşsel' parçalardan oluşan, devingen bir varoluşu; karşıt güçlerin çarpıştığı koca bir arenayı oluşturuyor. İşte yazar Nikolay Berdyaev 'Ruh Sürgünü' adlı kitabında Dostoveyski'nin kişilik tarifindeki bu karşıt güçlerin diyalektiğini sunuyor. Kitapta Dostoveyski'nin yaşamına ışık tutan fotoğraf, ilütrasyon ve el yazmaları bulunuyor. Kitabın sonunda ise yapıtlarının özel tanıtımlarına yer verilmiş.
Radikal Kitap
03.06.2006

Kaşgarlı Mahmut bilinen ilk Türk dili araştırmacısıdır. Kendisinden önce yaptıklarının benzerleri olmamakla birlikte Türk dili sözlüğünün yaratıcısıdır. Bu çalışmasıyla ilk dilbilgisi kurallarını da ortaya koymuştur. Yüzyıllar sonra Kaşgarlı Mahmut'un hemşehrisi Ferhat Ciylan onun hayatını bir roman hâlinde kaleme aldı. 'Kaşgarlı Mahmut', Türkçenin ilk âliminin gerçek yaşamöyküsünü anlatıyor. Eseri kadar yaşamöyküsü de ilginç olan Kaşgarlı Mahmut, ailesinin uğradığı toplu suikast sonucunda anavatanından uzaklaştı. Yıllar boyu Türk topraklarında gezip bilgi topladı. Melikşah'ın zevcesine hayranlığını gizlemeyip ona şiirler yazdı. Eserini halifeye verdikten sonra memleketine dönüp öğrencilerin eğitimine devam etmesine katkıda bulundu. Kitap sadece Türk diline yaptığı katkılar açısından değil, Kaşgarlı'nın kişilğinin tanınması açısından da önem taşıyor.

Radikal Kitap
03.06.2006

MESUT ÇEVİKALP
Üç yıl önce 15 Kasım 2003 günü iki sinagoga bomba yüklü kamyonetler vurduğunda, bazı yorumcular, bunun bir Hizbullah saldırısı olduğunu söylemişti.
Bazılarına göre ise bu saldırı; Meclis’te 1 Mart 2003 günü reddedilen tezkere ile Irak’taki sıcak savaşın dışında kalmaya çalışan Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya yönelikti. Hatta İngiltere’deki bir Think Tank kuruluşu, “Saldırılar devam ederse, Türkiye’de askerî darbe olur.” kehanetinde bile bulundu. Beş gün sonra İngiltere Başkonsolosluğu ve HSBC Bankası da yine bomba yüklü iki kamyonetin saldırısına uğrayınca Türkiye’nin yeniden yüksek seviyede bir terör ortamına sürüklendiği endişesi hemen herkesi sarmaya başladı.

İlginç olan, 1960’lı yılların sonlarından itibaren terörün hemen her türlüsünü yaşamış olan Türkiye’de ilk defa böylesine sofistike bir organize ile dört canlı bombanın kullandığı dört kamyonetin İstanbul’da patlamasıyla onlarca kişinin ölmesi, yüzlerce kişinin yaralanmasıydı. Çok fazla zaman geçmeden patlamaların birer “El Kaide” saldırısı olduğu ortaya çıktı; ama saldırıların nedeni, zamanlaması ve arka planı hakkında pek çok karanlık nokta vardı. Geçtiğimiz günlerde Doğan Kitap’tan çıkan ve gazeteci Faruk Mercan’ın imzasını taşıyan ‘Savaşçının Dönüşü’ adlı kitap, işte bu noktalara odaklanıyor. Kitapta, El-Kaide, Üsame Bin Ladin, 11 Eylül, İstanbul patlamaları ve ‘savaşçı Türkler’ ile ilgili çarpıcı bilgiler bulunuyor. 256 sayfadan oluşan kitap, 15-20 Kasım İstanbul patlamalarını; bu patlamalar ile ABD’ye yönelik 11 Eylül saldırıları arasındaki bağlantıları ve El Kaide lideri Ladin’in bugüne kadar pek açığa çıkmayan ilişkilerini araştırıyor.

Bugüne kadar, ‘Türk savaşçılar’ kamuoyunun pek de tartıştığı bir kavram değildi. 1980’li yılların başından itibaren Afganistan; Çeçenistan, Bosna Hersek, Kosova; Afrika kıtasındaki Ogadin gibi cephelere gönüllü olarak giden ve sayılarının 1500-3000 arasında olduğu tahmin edilen bu Türklerin hikâyesi, kitapta etraflıca ele alınıyor. Türk savaşçıların profillerine bakıldığında sıradan Anadolu insanı oldukları ortaya çıkıyor. Bazıları üniversite öğrencisi, bazıları pazarcı, bazıları kitapçı, bazıları ilkokul mezunu, bazıları lise mezunu. Pek fazla müşterek noktaları yok; ama hepsinin düşüncesi, “cihad bölgelerine gidip ‘kutsal savaşta’ saf tutmak”. Araştırmasında bu insanların 20 yıllık bir geçmişine ulaşmış Faruk Mercan. Okudukları okullar, nerelerde çalıştıkları, kimlerin telkiniyle Afganistan’a ya da bir başka cepheye gittikleri, nasıl ikna oldukları, İran ve Pakistan üzerinden Afganistan yolculuklarını nasıl yaptıkları, sıkı silah eğitimini nasıl aldıkları soruları sorulmuş ve bu sorulara belgelerle cevap verilmiş. Cevapların hepsi bir araya geldiğinde ortaya şaşırtıcılıktan öte bir fotoğraf çıkmış.

“Üsame Bin Ladin kimdir?” sorusu üzerinde duran kitabın son bölümünde Ladin ile ilgili bugüne kadar pek bilinmeyen ayrıntılar yer alıyor. Mesela Ladin’in 1980’li yıllardan itibaren Suudi istihbarat teşkilatını yöneten ve halen Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisi olan Prens Faysal El Türki’nin çok yakın arkadaşı olduğunu öğreniyoruz. İkisinin ortak bir noktası daha var. Ladin, “Babaannem Türk’tü.” diyor. Prens El Türki’nin ise annesi Türk. Ladin ile Pakistan ve Afganistan’da defalarca görüşmüş olan Prens Faysal, aynı zamanda Amerikan başkanlarından Bill Clinton’ın Georgetown Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı. Kitapta yer alan bir bilgiye göre, Ruslar Afganistan’a girer girmez Ladin’i Pakistan ve Afganistan’a gönderen, onun 1980’lerin sonuna kadar Afganistan’daki faaliyetlerini destekleyen kişi Prens Faysal ve 1980’li yılların ünlü CIA Başkanı William Casey. Çünkü Hıristiyanlık inancı güçlü olan Casey için, bu savaş aynı zamanda ateist komünizmi temsil eden Rusya ile inanan bir topluluk olan Afgan halkının mücadelesiydi ve kazanan taraf Afganlar olmalıydı. ‘Savaşçının Dönüşü’ ortaya koyduğu pek çok belge ve bilgi ile, son dönemde yaşanan bu çetrefil olayların üzerindeki sisi bir ölçüde kaldırmayı amaçlayan bir çalışma.

Zaman Kİtap
03.06.2006

Lozan Barış Antlaşması çerçevesinde Türkiye ile Yunanistan arsında imzalanan 30 Ocak 1923 tarihli nüfus mübadelesi zözleşmesinin üzerinden 82 yıl geçti. Yüzbinlerce insanın karşılıklı olarak yer değiştirdikleri göç olayında içi acı, hüzün ve ayrılık dolu nice hikâyeler yaşandı.

Ancak üçüncü kuşak mübadiller kendilerinin kısmen, dede ve ninelerinin ise derinden etkilendikleri tarihi olay hakkında yeterince bilgi sahibi değiller. Unutulmaya yüz tutan mübadeleyi, o yıllara şahitlik edenlere anlattırdık. Röportajların satır aralarında şaşırtıcı bilgiler bulacaksınız. Mübadelenin niçin ve daha çok nerelere yapıldığı sorularına cevap verilen bu çalışmada: Sabetaistler (avdetiler) ile tarihi göç arasındaki ilişki de objektif olarak anlatılıyor. Atatürk ile irtibatlandırılmaya çalışılan adı geçen topluluk kısaca tanıtılıyor. Ayrıca mübadelede kapsam dışı bırakılan Batı Trakya'nın günümüze kadarki serüvenine de yer veriliyor. Kitabın sonuna sözleşme methihi de eklemeyi ihmal etmedik...

EMİN AKDAĞ
03.06.2006

Saha dışında yaşanan olaylar bilinmeden futbolu tam anlamak mümkün değil. Maalesef futbolun arka bahçesinden genellikle haber alınamaz. Kulüp yönetiminden başlayıp soyunma odalarına uğramak, sonra yedek kulübesinde küt küt atan kalpleri dinlemek gerekir oysa. Saha dışına kulak verilince hüzün sarar insanı kimi zaman. Bazen de neşeyle dolarsınız. Kâh çocuksu tutumlara rastlarsınız, kâh tüyleri diken diken eden komplolara.

Neyse ki saha dışı sırlar fazla açılıp saçılmaz kamuoyu huzurunda. Böylelikle hep maçları, maçlar esnasında tribünlerde yaşananları biliriz.

Bir de futbolun gazetelere, ekranlara yansımayan ve her bir karesi insan sıcaklığı taşıyan yönü var. Anı geleneği çok alanda olduğu gibi futbolda da doğurgan değildir bu ülkede. Oysa temiz bir yürekle, temiz bir kalemle yansıtılması gereken o kadar çok olay var ki!

Fatih Uraz, bir dönemin efsane kalecisi. Samsun'un, Beşiktaş'ın ve tabii ki Milli Takım'ın unutulmaz file bekçisi o. Ayrıca Anadolu'nun pek çok kentinde teknik direktörlük yaptı. Beşiktaş'ta kaleci antrenörlüğü ile kariyerine yeni başarılar ekledi.

Uraz, uzun bir zamandan beri yeşil sahalara başka bir gözle bakıyor. Spor yazarı olmak, ona hem değişik bir bakış açısı kattı, hem kalemine ayrı bir tat. İlk kitap, 'Kaleciyi Vurun' okurun damağında inanılmaz bir tat bırakmıştı. O ilhamla yeni bir kitaba imza atıyor Fatih hoca.

Eminim, bu kitabın da tadına doyamayacaksınız

Sunuştan...