Osmanlı sultanlarından I. Murad, Rumeli’deki en önemli Türk akıncılarından birisi olan ve 127 sene yaşadığı rivayet edilen Akıncı Bey’i Evrenos Gazi’ye fetih hizmetleri nedeniyle iki hediye verir. Birisi ‘Mümin’ adlı bir kılıç, diğeri ise ‘Bulut’ adlı bir kaftan… Bu hediyeler asırlarca Evrenosoğullarının himayesinde kalır lakin bir gün gelir emanetler kaybolur ve efsaneye göre Osmanlının geri çekilişi de bu hadiseyle paralel gelişir. Romanda iki zaman ama üç mekan var. Eski zamanda Evrenos Gazi ve Osmanlının kuruluş dönemini okuyoruz. Yeni zamanda ise 2011 yılında bir yanda Samsun’da, diğer yanda ise İstanbul/Yunanistan hattında gelişen olaylar var. Tabii modern zamanda Türk hükumeti bilinçli olarak başka birileri ise define iştahıyla bu emanetlerinin peşindedir. Peki, Mümin ve Bulut’a ne olmuştur?
Çalı Harmanı’nda bizi 1920’lerin Samsun’una götüren yazar, bu defa 2011 yılını anlatıyor. Çiftlik Caddesi, Çarşamba Hava Limanı, Raylı Sistem, OMÜ, Amisos Tepesi, Eski Sanayi Sitesi, Çırakman ve Çınaralan Köyleri ilk aklıma gelenler… Samsun’da yaşayan, Samsun’u çok seven, ömrü burada geçmiş bir Samsunlu olarak şehrimi romanlarda, kitaplarda görmek çok güzel bir duygu hakikaten.
Çalı Harmanı’nda karakter sayısı çok fazla idi hatta adeta başrol Rum çeteci Niko’daydı. Burada ise karakter sayısı daha az; kıvamında ve bence esas oğlan rolü büyük Türk akıncısı Gazi Evrenos. Bölümlerin azami 8-9 sayfa olması hiç sıkılmadan, kolay bir okuma sağlıyor. Sıralamadaki gidişat ise sizin konudan kopmanıza izin vermiyor. Sonuçta sadece Gazi Evrenos’lu bölümleri mesela ‘Birinci Kitap’ diğerlerini ‘İkinci Kitap’ olarak da verebilirdi yazar ancak bu bölümlerin ardalanması ve iç hikayelerdeki bütünlük romana ayrı bir heyecan katmış.
Romandaki heyecan ve merak unsurları üst seviyede. Bilhassa sonlara yaklaştıkça gerilim düzeyi de artmakta ve okurda ‘bir an evvel sonunu getirme’ duygusunu artırmakta.
Kurguyu çok beğendiğimi söylemeliyim. Osmanlı Türklerinin akil ve insani Rumeli fetihleri üzerinden günümüze yine makul bir bakış atabilen, iyi bir damar yakalamış bir kurguya sahip. Karşılıklı olarak ortadan kaldırılan Türk ve Rum eserlerinin yoklukları ayrı bir tartışma konusu oluşturuyor. Yunanların ‘bunlar Türk kuşu’ diyerek leyleklere bile tahammül edemediklerini işitmiştim mesela ama bir yanda da kendimize ‘hadi gayrımüslim yapılarını önemsemedik ama ya bugün yerinde yeller esen Samsun Kalesi ya da sadece adı bilinen Samsun Mevlevihanesi ne olacak? Bunlar Türk eseri değil miydi?’ diye sormamak elde değil –ki romanla doğrudan ilgili değillerse de aklıma takılan şeylerdi bunlar da…
Mübadil köylerindeki en büyük efsaneler, malumunuz Rumların giderken bıraktıklarına inanılan küp küp altınlar inanışıdır. Bugüne kadar bulan çıkmış mıdır? Hiç sanmıyorum ama sadece define ve kolay zengin olma meraklısı Türkler değil o giden Rumların torunları tarafından da delik deşik edilmiş nice mekan vardır bizim mübadil köyleri civarında. Romanda bu tutku da çok iyi verilmiş doğrusu.
Romanda filmini seyredip, kitabını da okuduğum ‘Da Vinci Şifresi’ havası gördüm ben. Ama onu taklit eden değil asla. Hatta diyebilirim ki yerli olması bir yana en azından kitabından ( orijinalini bilmiyorum elbet) daha edebi olduğu muhakkak. Bunun da bir filmi yapılabilir mi? Kesinlikle evet. Üstelik çok da iyi bir film çıkar.
Kusursuz tek kitap, Kuran’ı Kerim’dir. Bu nedenle her kitapta olduğu gibi bunda da tenkit edilebilecek birkaç husus olması olağandır. Dolayısıyla kitabın genelinde azınlığı teşkil edebilecek birkaç küçük eleştirim ya da acizane tavsiyem olabilirse de bunları yazmaya gerek bile görmüyorum. Sonuçta karşılıklı çaylarımızı içerken yazarına bizzat söyleyebilirim. Sormak istediğim şeylerden birisi de özellikle Pontusçu papaz, asılan imam hikayelerinin gerçek mi, kurgu mu olduğu…
Üzerinde daha epeyce konuşulabilecek bir kitap Mümin Bulut. Ancak hitama yaklaşırken şunu rahatlıkla diyebilirim ki, bu kitabı temin edininiz ve okuyunuz. Hatta sadece okumakla kalmayıp okutunuz da…
Hasılı, eline, emeğine sağlık üstadım. Böyle bir hemşehrim olduğu için kendi çapımda gurur duyabilir değil mi?