Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Çepni55 Tarafından Yapılan Yorumlar

14.11.2013

Orhan Bey'in oğlu Şehzade Süleyman Paşa'nın Rumeli'ne geçiş hikayesini anlatan bir roman. Daha iyi olabilirdi.
08.11.2013

Murat Menteş'in okuduğum üçüncü kitabı. TYB'nin yılın en iyi romanı ödülü verdiği kitabı. Murat Menteş tarzının bütün alametlerini burada da görebiliyoruz. Kişi islmleri yine ilgi çekici, keza konular da öyle. İçinde ince bir mizahı ve zekice cümleleri barındıran bir aksiyon filmi gibi işliyor. Tıpkı Kill Bill'deki gibi 'başka bir filmde olsa gülüp geçeceğiniz şeyler, Tarantino'da nasıl kanıksanıyorsa' Murat Menteş romanlarında da öyle oluyor. Hayati Tehlike/Enver Paşa, Şebnem Şibumi, Müntekim Gıcırbey, Şebnem Şibumi, Fuat Atıf Tufa, Ruhiye Teyze, Cin Jajha, Namık Mıknatıs, Atom Bombacıyan, Şerif Şibumi, Ezel Zelzele, Abidin Dandini, Gerçek Tehlike... Çok sayıda kahramanın olması iyi gibi görünse de bazen de konuyu dağıtması adına kötü olmuşa da benziyor. Okunası bir kitap lakin..
08.11.2013

Murat Menteş yeni keşfettiğim bir yazar. Oysa 'Dublörün Dilemması' 2005'te basılmış. Yazarın ilk kitabı. Kitap bittikten sonra bu adam 'farklı' diyorsunuz. İlginç bir tarzı var. Tarantino filmleri, Fight Club, Matrix gibi bir hikaye. Kendine has bir üslubu var Menteş'in. Zorlamıyor, su gibi akıp gidiyor cümleler -ki aslında zor cümleler. Dublörün Dilemmasının esas oğlanı bir albino. Yani hani şu bembeyaz saçları, kaşları ve ten rengi yüzünden ihtiyarlamış hissi veren hastalığa sahip olan insanlardan birisi; Nuh Tufan. Bir de onun kafayı bilimle yemiş, sıra dışı arkadaşı İbrahim Kurban var tabii. İbrahim, insanları birebir gösteren deri maskelerden yapıyor. Böylece 'aynı anda iki yerde bulunmanız gerekiyorsa bizi arayın!' ilanı ortaya çıkıyor. Sonrasında bu iş için onları tutan Ferruh Ferman ile gizli servis elemanı Habib Hobo da maceraya dahil oluyor. Ama yazar aslında sunuş cümlesinde herşeyi ilan etmişti; Canımın içi, böyle şeyler yalnız romanlarda olur. Cüneyt Arkın / Sıkı Dur Geliyorum 1964...
31.10.2013

Tarihi romanlarını büyük bir beğeniyle takip ettiğim Okay Tiryakioğlu, Abdülhamid - Son Hükümdar'da 1876-1908 yılları arasında Osmanlı'yı idare eden Sultan II. Abdülhamid Han'ı anlatıyor. Ancak bunu yaparken doğrudan Sultanı değil o dönemde Abdülhamid düşmanlığıyla yetişmiş ve Avrupa'da askeri tahsil de görmüş olan üç Türk üzerinden yapıyor bunu. Sami, Suat ve İsmail adlı bu kişiler fikren Jön Türklerdendir ancak dahası Masonik bir oluşum olan 'Kardeşlik Cemiyetinin' birer ferdidirler. Belçikalı bombacı Jorris ve Ermeni çetelerinin ortaklığında tertiplenen Yıldız suikastında yer alırlar. Eser bu isimlerden Saim'in anlatımları üzerinden ilerliyor. Tabii ki devrin pek çok sahici kişisini de içinde barındırıyor. Sultan Abdülhamid'in hangi şartlar altında, kimlerle mücadele ederek 32 sene boyunca Osmanlı topraklarını nasıl başarıyla idare edebildiğini gösteren başarılı bir kurgu...
27.10.2013

Osmanlı sultanlarından I. Murad, Rumeli’deki en önemli Türk akıncılarından birisi olan ve 127 sene yaşadığı rivayet edilen Akıncı Bey’i Evrenos Gazi’ye fetih hizmetleri nedeniyle iki hediye verir. Birisi ‘Mümin’ adlı bir kılıç, diğeri ise ‘Bulut’ adlı bir kaftan… Bu hediyeler asırlarca Evrenosoğullarının himayesinde kalır lakin bir gün gelir emanetler kaybolur ve efsaneye göre Osmanlının geri çekilişi de bu hadiseyle paralel gelişir. Romanda iki zaman ama üç mekan var. Eski zamanda Evrenos Gazi ve Osmanlının kuruluş dönemini okuyoruz. Yeni zamanda ise 2011 yılında bir yanda Samsun’da, diğer yanda ise İstanbul/Yunanistan hattında gelişen olaylar var. Tabii modern zamanda Türk hükumeti bilinçli olarak başka birileri ise define iştahıyla bu emanetlerinin peşindedir. Peki, Mümin ve Bulut’a ne olmuştur?

Çalı Harmanı’nda bizi 1920’lerin Samsun’una götüren yazar, bu defa 2011 yılını anlatıyor. Çiftlik Caddesi, Çarşamba Hava Limanı, Raylı Sistem, OMÜ, Amisos Tepesi, Eski Sanayi Sitesi, Çırakman ve Çınaralan Köyleri ilk aklıma gelenler… Samsun’da yaşayan, Samsun’u çok seven, ömrü burada geçmiş bir Samsunlu olarak şehrimi romanlarda, kitaplarda görmek çok güzel bir duygu hakikaten.

Çalı Harmanı’nda karakter sayısı çok fazla idi hatta adeta başrol Rum çeteci Niko’daydı. Burada ise karakter sayısı daha az; kıvamında ve bence esas oğlan rolü büyük Türk akıncısı Gazi Evrenos. Bölümlerin azami 8-9 sayfa olması hiç sıkılmadan, kolay bir okuma sağlıyor. Sıralamadaki gidişat ise sizin konudan kopmanıza izin vermiyor. Sonuçta sadece Gazi Evrenos’lu bölümleri mesela ‘Birinci Kitap’ diğerlerini ‘İkinci Kitap’ olarak da verebilirdi yazar ancak bu bölümlerin ardalanması ve iç hikayelerdeki bütünlük romana ayrı bir heyecan katmış.

Romandaki heyecan ve merak unsurları üst seviyede. Bilhassa sonlara yaklaştıkça gerilim düzeyi de artmakta ve okurda ‘bir an evvel sonunu getirme’ duygusunu artırmakta.

Kurguyu çok beğendiğimi söylemeliyim. Osmanlı Türklerinin akil ve insani Rumeli fetihleri üzerinden günümüze yine makul bir bakış atabilen, iyi bir damar yakalamış bir kurguya sahip. Karşılıklı olarak ortadan kaldırılan Türk ve Rum eserlerinin yoklukları ayrı bir tartışma konusu oluşturuyor. Yunanların ‘bunlar Türk kuşu’ diyerek leyleklere bile tahammül edemediklerini işitmiştim mesela ama bir yanda da kendimize ‘hadi gayrımüslim yapılarını önemsemedik ama ya bugün yerinde yeller esen Samsun Kalesi ya da sadece adı bilinen Samsun Mevlevihanesi ne olacak? Bunlar Türk eseri değil miydi?’ diye sormamak elde değil –ki romanla doğrudan ilgili değillerse de aklıma takılan şeylerdi bunlar da…

Mübadil köylerindeki en büyük efsaneler, malumunuz Rumların giderken bıraktıklarına inanılan küp küp altınlar inanışıdır. Bugüne kadar bulan çıkmış mıdır? Hiç sanmıyorum ama sadece define ve kolay zengin olma meraklısı Türkler değil o giden Rumların torunları tarafından da delik deşik edilmiş nice mekan vardır bizim mübadil köyleri civarında. Romanda bu tutku da çok iyi verilmiş doğrusu.

Romanda filmini seyredip, kitabını da okuduğum ‘Da Vinci Şifresi’ havası gördüm ben. Ama onu taklit eden değil asla. Hatta diyebilirim ki yerli olması bir yana en azından kitabından ( orijinalini bilmiyorum elbet) daha edebi olduğu muhakkak. Bunun da bir filmi yapılabilir mi? Kesinlikle evet. Üstelik çok da iyi bir film çıkar.

Kusursuz tek kitap, Kuran’ı Kerim’dir. Bu nedenle her kitapta olduğu gibi bunda da tenkit edilebilecek birkaç husus olması olağandır.  Dolayısıyla kitabın genelinde azınlığı teşkil edebilecek birkaç küçük eleştirim ya da acizane tavsiyem olabilirse de bunları yazmaya gerek bile görmüyorum. Sonuçta karşılıklı çaylarımızı içerken yazarına bizzat söyleyebilirim. Sormak istediğim şeylerden birisi de özellikle Pontusçu papaz, asılan imam hikayelerinin gerçek mi, kurgu mu olduğu…

Üzerinde daha epeyce konuşulabilecek bir kitap Mümin Bulut. Ancak hitama yaklaşırken şunu rahatlıkla diyebilirim ki, bu kitabı temin edininiz ve okuyunuz. Hatta sadece okumakla kalmayıp okutunuz da…

Hasılı, eline, emeğine sağlık üstadım. Böyle bir hemşehrim olduğu için kendi çapımda gurur duyabilir değil mi?