Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

nihat058 Tarafından Yapılan Yorumlar

29.01.2007

"Çamur" İtalyan ve dünya edebiyatında büyük yankı uyandırdı. Çağın seslerini büyük bir başarıyla yazıya taşıdığı için övgüler aldı. Çizgi romanlardan, ucuz romanlardan beslendiği söylendi. Yaşadığı dönemin yüzeyselliğini, sözde zenginliğini, görgüsüzlüğünü, tembelliğini, güvensizliğini büyük bir maharetle yansıtıyor Ammaniti. Film gibi bir dünya yaratıyor öykülerinde. Onları görüyor, okurunun gözünde canlandırmayı da başarıyor. Öykülerdeki şiddet kelimelerde kalmıyor görselliğe bürünüyor, mekânlar karşımızda var oluyor, diyaloglar akıp gidiyor, düşünceler sesleniyor, hepsi bir filmdeymiş gibi karşımızda yaşıyor. Ama edebiyat olmaktan da çıkmıyor. Ammaniti’nin edebiyatı yenilikçi, cesur ve cazip. Sonu kötü de bitse bu öyküler insana bir umut veriyor. Öyleyse, buuyrun bu "Çamur"dan dünyaya.
29.01.2007

Glenn Meade, romanının sonunda, "Bu kitabı yazarken, sürekli olarak El Kaide’nin bir Amerikan kentinde önemli bir terör saldırısı gerçekleştireceğinden korkuyordum. Araştırmalarımın büyük bölümünü tamamladıktan, birçok terör uzmanına danışıp fikirlerini öğrendikten sonra, böylesi bir saldırının sadece mümkün değil, aynı zamanda çok yakında olabileceği sonucuna vardım. Aynı uzmanlar, kitabımda yararlanmayı düşündüğüm ve onlara özetlediğim dehşet verici senaryonun tümüyle gerçekleştirilebilir olduğunu söylediler. ‘Evet, bu kesinlikle olabilir’ dedi hepsi. ‘Dua edelim de olmasın'."
Dualar işe yaramadı. Daha sonra ABD’nin Afganistan’a askerî harekât düzenlemesiyle sonuçlanan terörist bir saldırı, "8. Gün"de anlatıldığı gibi olmasa da, tüyler ürpertici bir şekilde gerçekleşti.
Dünya tarihinde uluslararası stratejileri de yeniden belirleyecek kadar etkili olan bu saldırı, ardında birçok soru işareti de bıraktı. Daha sonra değişik komplo senaryoları yazıldı, çeşitli platformlarda bugün de süren tartışmalara neden oldu.
11 Eylül olayı yaşanmasaydı da, "8. Gün" değerinden hiçbir şey yitirmezdi, çünkü aynı kurgunun bugün bile gerçekleşmesi mümkün.
29.01.2007

Remzi Ünal’ın yeni macerasıyla karşı karşıyayız. Celil Oker romanlarının her zamanki ana kahramanı detektif Ünal, yine sırlar peşinde koşuyor. Politika, cinayet, kirli işler... Bir borç meselesinin takibi için kendisine gelen kadının ölümüyle başlayan olaylar, zamanla daha da karışık bir hal alıyor. Beklenmedik sona ulaşana kadar nefes nefese bir macera bekliyor okuyucuyu.
Oker’in klasik polisiye çizgisini başarıyla takip ettiği seri romanlarının beşincisi olan "Son Ceset", yazarın akıcı dili, inandırıcı diyaloglarıyla günümüz yaşantısına dair ince ayrıntılar taşıyor. Gerilim dozu hiç düşmeyen kitabın satırlarına ince bir mizah duygusunun sindiğini keşfetmek de büyük bir keyif. "Son Ceset", bir aksiyon filmi izler gibi rahatlıkla okunabilecek, aynı zamanda polisiye edebiyatın seçkinliğini taşıyan bir eser
29.01.2007

Büyülü bir kentte geziniyor bu romanın kahramanları. Ama büyülü bir zamanda değil, dehşet dolu bir zamanda. İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden dört ay önce Prag’da başlıyor roman. Ortada iç organları titizlikle çıkarılarak öldürülmüş bir kadın vardır. Bu kadının en önemli özelliği de bir Alman generalin dul karısı olmasıdır. Böylece Çek polisiyle birlikte Gestapo da işin içine girer. Başkomiser Beran ile asistanı Morava olayı araştırmak ve Alman Başmüfettiş Buback’a rapor etmekle görevlendirilirler. Ama bu araştırma tek yönlü değildir. Buback da Çek polisinin Almanlara karşı direniş planları içinde olup olmadığıyla ilgilidir. Okuyucu kendini hem bir katilin izini sürerken bulacaktır, hem de savaşın son günlerinde yaşanan başka bir kedi-fare oyununun içinde. Üstelik katil eylemlerini sürdürmektedir.
"Dul Kasabı", Pavel Kohout’un ak ile kara çizgisini aştığı, kahramanlarının hepsini gerçek birer kişilik olarak ortaya koyduğu, klasik polisiye çizgisinin çok ötesinde bir roman. Kohout, bu cinayet hikâyesini anlatırken, Çek polisler kadar Alman işgalcilere de renk kazandırıyor. Okuyucu da kişiliklerin tümünü anlıyor, hatta anlayış bile gösteriyor.
Şiddet, cinayet ve nefretin hâkim olduğu kitabı okuyanlar, yalnızca büyüleyici bir polisiyeyi bitirmiş olmayacaklar, şiddetin milliyetçilik söz konusu olduğunda kabul edilebilir bir hale geldiğini görecekler tüyleri ürpererek. Dünyanın her yerinde, her an görebilecekleri bu gerçek, romanda başarılı bir kurgu ve akıcı bir anlatımla sunuluyor okura
29.01.2007

Philip, öldürme fikrinden ve her türlü şiddetten nefret eden bir iç mimardır. Annesi ve kız kardeşleriyle birlikte yaşamaktadır. Kardeşlerinden birinin düğününde tanıştığı bir kız, hayatını değiştirecektir. Onunla önce yatağa, ardından büyük bir aşka atlayacak, ama bu fırtınanın sonucunda hiç beklemediği olaylarla karşılaşacaktır. Senta, oyunculuk okumuş, işsiz ve sıradışı bir kızdır. Philip’e birbirlerine aşklarını kanıtlamanın yolunun her ikisinin de birini öldürmesi olduğunu söyler.
Ruth Rendell, tüm romanlarında olduğu gibi, gerilim dolu bir hikâye anlatıyor. Kişilikleri, mekânları, kahramanlarının duygularını öylesine iyi ortaya koyuyor ki, okuyucu kendini ister istemez romanın içinde, o kişiliklerle yaşıyor buluyor. Philip’in şüpheleriyle boğuşurken bile vazgeçemediği tutkusu, gizemli ve dehşet dolu geçmişiyle Senta’nın dengesizliği romanın odağına oturuyor, ama yan kişilikler de net ve detaylı bir şekilde çizilmiş. Yani gerilim romanlarının kraliçesi yine usta işi bir kitap koyuyor ortaya.