Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

nihat058 Tarafından Yapılan Yorumlar

28.01.2007

Geçmişte, daha henüz bir çocukken, ağzımıza ve gözlerimize
dolan kum tanelerinden nasıl kurtulunur? Aşkla aldanarak mı?
Yalnız bir kadın... Etrafındaki insanlara rağmen yapayalnız...
Çocukluğundan beri kenara itilmiş, azarlanmış, küçük
görülmüş bir insan... Ve yüreğinde hiç unutamayacağı bir anı
taşıyor, bir taciz anının görüntüsünü. Hayata dair birçok
değerini ve gücünü kaybeden, karşı cinse intikam ateşiyle
yaklaşan bir kadın ve sonunda kurtuluş olarak sığınmayı seçtiği
tek sahil, yine bir erkek. Hiçbir yaşananın yalnızlık kadar
acıtmayacağını bildiği ruhunu ve bedenini teslim ettiği o güçlü
varlığın gün geçtikçe başkalaşışını, uzaklaşışını izleyen bir
kadının iç acıtan hikâyesi
28.01.2007

Hayatını Freud’un tezleriyle temellendirmiş, fakat kadınlar hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmeyen bir psikanalistin cinsellikle ilgili yorumlarına ne kadar güvenilebilir?
Bir yanda geleneksel Çin uygarlığı ile öte yanda Batı kökenli olduğu için yasaklanan psikanaliz yöntemleri arasında kalarak gene de faydalı olmaya çalışırken içine düştüğü gülünç durumlarla Muo, iki dünya, iki dil ve iki kültür arasında gezinen, hedefine kilitlenmiş azimli bir psikanalisttir.
Çinli askerlerin yaptığı işkencelerin fotoğraflarını gizlice Avrupa basınına sızdıran nişanlısı, Dulcinea’sı, Eski Ay Volkanı’nı cezaevinden çıkarmak için, Yargıç Di’nin istediği bakire kızı bulma arzusuyla yollara düşen Çinli Don Kişot Muo, rüya yorumlamak üzere bayrağıyla arasına karıştığı halkın ilgi odağı olur. Halk tarafından falcı ve kâhin olarak kabul edilir, Freud’dan ve diğer filozoflardan yaptığı alıntılarla insanları kahkahalara boğar.
Bazı yönleriyle geçmişte kalakalan, bazı konulardaysa inanılmaz bir hızla değişen Çin’in uçsuz bucaksız coğrafyasında yolculuk ederken kendisi de yozlaşan Muo, yaşadığı kültür şoku nedeniyle, zaman zaman kendini doğduğu, yaşadığı şehrin insanlarına yabancı görür.
DAİ Sijie’nin romanda kullandığı başarılı mekân tasvirleriyle her satırı bir film karesi gibi zihnimizde canlandırma olanağı buluyoruz. Kasvetin adeta neşe saçtığı roman, mizah ve fantezinin çok başarılı bir kombinasyonu olarak, basıldığı ülkelerden sonra şimdi de Türk okuyucuların çok sevdikleri arasına girmeye hazırlanıyor
28.01.2007

Anna Gavalda’nın bu kitabı, daha ilk satırından itibaren okuru
saran bir öykü derlemesi. Gavalda hayal gücünü kullanmayı
çok iyi biliyor ve yeteneği, her seferinde hedefi on ikiden
vuruyor.
Televizyondan katil olduğunu öğrenen bir pazarlamacı, tecavüzün acımasız bir öç almaya yönelttiği sessiz veteriner kadın, çalan bir cep telefonunun berbat ettiği bir randevu, bir yayıncıya büyük umutlar bağladığı kitabını götüren genç bir anneye kitabın elde ettiği müthiş başarıyla gelen servet ve şöhret!..
Küçük dertleri, acıları, kusurları, yalnızlıkları, sevme ihtiyaçları, bazen bastırılmış nefretleri, kolay mutlulukları, edilmesi imkânsız mutsuzluklarıyla insanların yüreklerine yapılan bu kısacık yolculuk sona erdiğinde, sadece bir tek şeyden pişmanlık duyuyorsunuz: bu yüz kırk dört sayfayı yutarcasına okumuş olmaktan.
Anna Gavalda, “Bir yerlerde bir bekleyenim olsun isterdim” diyor. Randevuya pek çok kişinin koşacağı kesin
28.01.2007

Genç adam ölen babasının eski sevgililerinden birinin düzenlediği bir çay seremonisine katılmak zorunda kalır. Bu toplantıda babasının başka bir sevgilisi ve kızıyla tanışacaktır. Seremoni çıkışında kadın onun yolunu gözlemektedir. Bu buluşma beklenmedik bir yakınlığa yol açar. Genç adamın önce kadınla daha sonra da kızıyla arasında özel bir bağ kurulacaktır.
KAVABATA Yasunari, 1968 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olan önemli bir yazar. Bu ödüle layık görülen ilk Japon yazarı… Eserlerinde otobiyografik izlere rastlanıyor, romanları ayrıntıların üzerine kurulu. Şiirsel bir dili var, Japon geleneklerini ve inceliğini tüm ruhuyla hissediyorsunuz onun cümlelerinde. "Bin Beyaz Turna"da fon olarak çay seremonilerini seçiyor. Kullanılan fincanlar, bu fincanlara verilen değer, onlar üzerinden kurulan ve bozulan ilişkiler… Fincanların üzerinden anlatılan duygular, fincanların içinde yaratılan bir iktidar… Ölüm, arzu, şehvet ve özlem… Duyguların akışında, duygular kadar zarif ve dokunaklı bir roman "Bin Beyaz Turna".
28.01.2007

Serserilik edebiyatının iyi örneklerinden biri daha karşınızda: "Domuzlar ve Filler." Alman yazar Helmut Krausser’in "Okyanustaki Krallar" ve "Şişko Dünya" adlı kitaplarıyla başladığı Hagen Trinker üçlemesinin son romanı bu. Aslında ilk romanı. Ama Krausser "Domuzlar ve Filler"i yıllarca yayımlamamış, ilk iki kitabın ardından baştan sona elden geçirip sunmuş piyasaya. Kendisi de bir süre sokaklarda yaşayan Krausser’in Münih’in aylaklarını çok iyi tanıdığı kesin.
Kahramanımız Hagen Trinker modern toplumun yüzkarasıdır. Bira içip, oyun oynayarak geçirdiği hayatında bir de müzik vardır, ki Krausser de aynı zamanda bir müzisyen. Romanda sözü geçen Genie& Handwerk gerçek bir müzik grubu yani. Tabiî seks ve uyuşturucu da onun vazgeçilmezlerinden. Bir de platonik aşkı var: Silke. Ancak gerçek cinsel ilişkiyi, aşksız da olsa, evli ama kocasından ayrı yaşayan, toplumun kaymak tabakasına ait Valerie'yle yaşıyor. Ve onun hayatına çılgınlıklar, gel-gitler, hatta yangınlarla giriyor. "Domuzlar ve Filler" 80’li yılların acımasız hiçliğini olağanüstü bir dille anlatıyor. Krausser, okuyucuya sokaklardan güç bulan sert bir darbe vuruyor. Okumaya başlamadan ya gardınızı alın ya da darbenin keyfini çıkarmaya bakın