Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

alisalihk Tarafından Yapılan Yorumlar

05.11.2025

Flora Banks’in Tek Anısı uzun süredir listemdeydi ama yorumları kararsız bırakmıştı. Yine de sonunda okuyup “iyi ki okumuşum” dedim. Genç-yetişkin türünü severim ama yalnızca duygusu ve anlamı olan kitapları — İçimdeki Müzik, Hayalet Kalp, Aynı Yıldızın Altında gibi. Bu kitap türün en iyisi olmasa da beni etkiledi.

Flora, 10 yaşında geçirdiği beyin tümörü sonrası yeni anılar oluşturamayan bir kız. 17 yaşında biri onu öptüğünde bu, yıllardır hatırladığı tek anı oluyor. Hikâye bu olayın ardından Flora’nın kendini keşfetmesini anlatıyor.

İlk yarısı, karakterin çocukça dili ve tekrarlarıyla biraz zorlayıcıydı, ancak son bölümler çok akıcı ve duygusaldı. İngilizcesini okudum; dili sade ve anlaşılırdı, Türkçesi muhtemelen çok hızlı ilerler. En çok, empati kuramayacağımı sandığım bir karakteri bana sevdirebilmesine hayran kaldım.

Kısacası, türü sevenler için anlamlı ve duygusal bir okuma; sabredenleri sonunda güzel hisler bekliyor.
27.08.2025

“Günübirlik Hayatlar” adını Marcus Aurelius’un “Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok” sözünden alıyor. Yazar, kendi hastalıklarından esinlenerek ölüm, yas ve gelecek kaygısı üzerine psikoterapi öykülerini aktarmış. Kitabı yazarken 80’li yaşlarındaymış, bugün ise 94 yaşında. Benim için hayatı kökten değiştiren bir eser olmadı ama okuyucuya iyi geldiği kesin. İnsanların zor günlerinde sorunlarla nasıl baş ettiklerini görmek huzur veriyor. Bazı yerlerde psikiyatristin yöntemleri bana garip gelse de belki de amaç, tek doğruyu bulmak değil; dinlemek, anlamak ve farklı bakış açıları kazandırmak. Çoğumuzun eksikliğini yaşadığı şey de bu aslında. Bazen yalnızca birinin bizi yargılamadan dinlemesi, duygularımıza eşlik etmesi bile iyileştirici olabiliyor. Özellikle yas sürecinde, hastalıkla mücadele eden ya da ölüm korkusunu sorgulayanlara fayda sağlayacak, düşündüren ve şefkatli bir kitap.
01.08.2025

Keşke yazarla tanışmadan önce biraz araştırsaydım dediğim bir kitaptı Yuva.Yazım tarzı oldukça kendine özgü; bu yüzden başta biraz bocaladım.Ancak alıştıktan sonra anlatımı bana çok edebi geldi.

Kitap, ellili yaşlarında boşanmış bir kadının yalnızlıkla baş etme sürecini, kendini ve yuvasını arayışını, çevresindekilerin hayatı anlamlandırma biçimlerini son derece sade bir dille ele alıyor.Hatta kitap boyunca kayda değer bir olay yaşanmıyor bile denebilir.Ben genelde kurguya ve olay akışına önem veren bir okurum.Bu kitapta ise kendimi bu beklentiyi bir kenara bırakmaya çalışarak yazarın betimlemelerine, duyguları aktarış biçimine, benzetmelere ve ana karakterle empati kurmaya odakladım.Böyle okumak çok daha iyi hissettirdi.Yine de kitabın sonunda karakterlerin bakış açılarında bir değişim olmasını isterdim; ya böyle bir dönüşüm hiç yoktu ya da yeterince işlenmemişti.

Özetle Yuva, düşünce akışı tarzını sevenler için harika betimlemelerle dolu, son derece sakinleştirici bir roman.
09.07.2025

Uzun süredir listemde olan Açlık Oyunları’nı çoğu kişi gibi önce filmiyle tanımıştım. 17 yaşımda izlediğimde distopya kavramıyla ilk kez karşılaşmış ve yaratılan zalim dünya beni derinden etkilemişti. Masum insanların hayatlarının çalınması fikri o yaşta bile beni sarsmıştı. Filmdeki karakterlerle yoğun empati kurmuş, hatta bu durum arı korkumu bile tetiklemişti.

Kitaba gelirsek, filmi önceden izlediğimden edebi açıdan beklentimi düşük tuttum, nitekim bu yönüyle çok güçlü değildi. Bazı mantık hatalarına rağmen sürükleyici, temposu yüksek ve ilgi çekici bir distopyaydı. Sadece son bölümler biraz uzatılmıştı.

Genç-yetişkin okurları cezbeden, macerası güçlü ama edebi derinliği sınırlı bir eser. Klasik distopya seven ya da edebi metinlere alışkın okurlar için Martin Scorsese’nin Marvel için dediği gibi “edebiyatın lunaparkı” sayılabilir. Ama ne yalan söyleyeyim, lunaparkları severim. Seriye devam!
30.06.2025

Kızların Suskunluğu yorumlaması kolay bir kitap değil. Konusunu İlyada’dan, yani hâlâ tam olarak yaşandığı kanıtlanmamış, mitolojik yönleri ağır basan Troya Savaşı’ndan alıyor. Yazar, bu destansı olayları savaşın çoğu zaman unutulan tarafı olan kadınlar üzerinden, anlatıcı olarak Akhilleus’un kölesi Briseis’i seçerek anlatıyor. Briseis hem bir köle hem de tanık olarak savaşın gölgesinde kalan kadınların sesine dönüşüyor. Ancak kitap, beklenenin aksine Briseis’ten çok Akhilleus’un iç dünyasına odaklanmış. Belki bilinçli bir tercih ama okuyacak olanlar bu dengeyi bilerek başlamalı. Yazarın dili sade ama etkileyici; betimlemeleri güçlü, anlatımı akıcı. Savaşın anlamsızlığını ve yarattığı acıyı çarpıcı biçimde yansıtmış. Her ne kadar kadın bakış açısından daha fazlasını beklesem de kitap 5 yıldızı hak ediyor. (Not: Kirke ve Akhilleus’un Şarkısı’nı okumadım ama benzer temalara sahip olduklarını biliyorum.)