Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

kamagan Tarafından Yapılan Yorumlar

11.09.2008

Kıt kanaat de olsa geçimini yazıyla çıkaran, fakat henüz roman yayınlamamış bir yazarın, karısı ve çocuğuyla birlikte Paris'te geçen günleri.

Çalışma tarzından yazı disiplinine, bahis tutkusundan arkadaşlarıyla ilişkisine kadar hayatının o dönemine denk düşen pekçok ayrıntıyı bu eserde bizlerle paylaşıyor.

Açlığı unutmak için müzeler birebirdir deyip Parisin bütün müzelerini tek tek gezdiğini, lokantaların bol olduğu sokaklara geldiğinde yolunu değiştirdiğini içtenlikle anlatan bir Hemingway var karşımızda.

"biz aslında fakir değildik, etrafımızdakiler zengindi" diyen bir Hamingway...

Okurken zaman zaman sıkıldığım olsa da, kitabı genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim.
10.09.2008

Kitabı, arka kapağındaki tanıtım yazısını okuyarak almaya karar verdim. Ancak tanıtım yazısında yazılanlardan, en azından bana çağrıştırdıklarından daha azını buldum diyebilirim.

Kesinlikle bir hayal kırıklığından bahsetmiyorum. Okuyunca göreceksiniz ki Reha Bilge, edebiyatımızda fazla başvrulmayan bir yazı tekniği ve titiz bir işçilikle oluşturmuş kitabını.

Tamamen "yayınevinin" işgüzarlığı, hatta aldatmacası olarak gördüğüm bir konuya temas etmeden de geçemeyeceğim...

Benim aldığım, kitabın ilk baskısıydı ve kapağında "bestseller" yazıyordu. ("çok satan" yada "en çok satan" niye demezler, onu da anlamıyorum ya, neyse...)

Hiçbir kitabın kapağına daha ilk baskısında 'en çok satan' yazılmaz. Çünkü herhangi bir kitabın en çok satan olup olmayacağı, daha kitabın ilk baskısından anlaşılmaz, öngörülemez. Bu işi zamana ve sonraki baskılara bırakmak daha doğru bence.

Yazarla bir alakası olmayan, tamamen yayınevine ait bir işgüzarlık hatta aldatmaca bence. Değinmedem geçemedim.
17.05.2008

Sıkılarak okuduğum, okuduktan sonra bende bir iz bırakmayan kitaplardan biri.
13.04.2008

Tiyatroya tutku derecesinde düşkün bir genç. Çocuğunun kültürlü bir insan olarak yetişmesini isteyen, onun tiyatroya ilgisini -taa ki oğlunun iyi bir tiyatro seyircisi değil, iyi bir tiyatrocu olmak istediğini anlayana kadar- destekleyen bir baba. Tiyatro ile bütün alakasını derhal kesmesinin istenmesiyle birlikte Nahit`in evi terk edişi...


Sahip olduğu herşeyi tiyatro uğruna terk edecek, sahip olacağı herşeyi tiyatro sayesinde kazanacaktır. Ne var ki bunun yola çıkarken sandığı kadar kolay olmadığını Nahit, yaşayarak görecektir.

Çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanacak, köhne bir otel odasında açlıktan bayılmak üzere olduğu bir sırada oda arkadaşı Vasıf`ın azığını çalarken yakalanacaktı. Suçüstü yakalandığı bu hırsızlık ona, hayatı boyunca sahip olduğu tek dostu, Vasıf`ı kazandıracaktı.

Birbirinden başarısız tecrübelerin, sürekli red cevaplarının ardından üçüncü sınıf bir rol bulduğu kumpanyanın iflası. Tiyatroyu seven ama tiyatrodan anlamayan yeni patron kumpanyanın dağılmasını önlemek için çırpınırken tiyatrocu Nahit`in ortaya çıkışı...

Figüran Nahit`ten, memleketin en büyük tiyatrocusu, ünlü Nuran Tiyatrosu`nun sahibi, yöneticisi ve baş oyuncusu Nahit Bey`e giden yolun sabırla ve azimle, adım adım döşenişi. Ve bu yolda Nahit`in, âdeta yeni baştan yarattığı en ünlü tiplemesi: İbiş!..

Kendisini zirveye taşıyan ilkelere sıkı sıkıya bağlı kaldı ve Vasıf`tan başka hiçkimseye bağlanmadı. Hayattaki tek ve en büyük zaafı da yalnızlığı idi.

Derken günün birinde Hatice`ye âşık oldu. Kendisi için hiçkimsenin yapmadığı birşeyi o, Hatice için yaptı ve yeni yetme bir tiyatrocudan İstanbul’un en namlı artistini çıkardı.

Nahit`in yalnızlığı, Nuran Tiyatro`sunun kuralları ve Hatice ile aşkları... Nahit`i seven, Nahit`in de kendisini sevdiğini bilen Hatice`nin bununla yetinmeyip aşklarını mütemadiyen imtihandan geçirişi.

Hatice ile tiyatrosu, aşkı ile kuralları arasında sıkışıp kalan Nahit`in önce Hatice`den vazgeçişi, sonra kurallarını çiğnettiği tiyatrosunu kaybedişi.

Hatice`nin ise, kuralları çiğnediği için kariyerini, aşkını teste tâbi tuttuğu için Nahit`i kaybetmesi.

Kısacası herkesin kaybettiği bir oyunda, tiyatroya sıfırdan başlayan bir gencin oyunculuktaki yükselişiyle aşk hayatındaki çöküşünün aynı kesit içinde verildiği bir roman.

Hırsı, inadı, sabrı, kıskançlığı ve kaprisleriyle insan ruhundaki gelgitleri işleyen yazar, sıkıcı gelebilecek bir konuyu basit fakat kendine özgü bir olay örgüsü içinde ustaca romanlaştırmış.

Faruk Nafiz Çamlıbel`in Yayla Kartalı piyesi ile yer yer benzerlikler gösteriyor.
İbiş`in Rüyası'nın kahramanları olan Nahit Reşit`ten, Yayla Kartalı'ndaki Nermin ise Hatice`den daha fazla saygıyı hak ediyor.
06.04.2008

çeviriyi fena bulmadığımı belirteyim. lakin yayınevinin gerekli özeni göstermediği görüşüne ben de katılıyorum. o kadar ki kitabın kapağındaki "siper" kelimesi bile yanlış yazılmış.

kitap, günlük şeklinde tutulmuş. öyle olunca da muharebeler hakkında genel bir fikir edinemiyorsunuz. okuyacaklarınız, günlüğün sahibinin gördükleri yada yazdıklarıya sınırlı. onlar da bu kitabı size tavsiye etmem için yeterli değil.