Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

kamagan Tarafından Yapılan Yorumlar

10.10.2008

okursanız az da olsa birşeyler alabileceğiniz, okumazsanız da pek birşey kaybetmeyeceğiniz kitaplardan.

09.10.2008

Dönemin şartlarına, diline ve olaylara vakıf bir kalem tarafından özenle yazıldığı romanın her satırından belli. Ancak kurgusu ve hikâyenin gelişimini takip etmekte zaman zaman zorlanabiliyorsunuz.

Bu güçlükleri aşmak için yapılması gereken şey, 13. yüzyılda Anadolu’nun ve Anadolu Selçuklularının durumuyla ilgili bir ön-okuma yapmak. Çünkü roman, okuyucunun bu konuda yeterli bilgiye sahip olduğu (yada olması gerektiği) varsayımıyla yazılmış. Halbuki hiç de öyle değil.

Sözü edilen dönemde Anadolu Moğol vesayeti altında. Sultan 2. Gıyaseddin Keyhüsrev öldükten sonra, oğulları arasında taht mücadelesi başlamış.

Tahtın resmî sahibi 2. İzzeddin Keykavus, Moğolların yeni hânını kutlamak üzere bizzat kendisi gitmek yerine, kardeşi Rükneddin’i gönderince Moğol Hanı’nın gazabına uğrar.

Atabeği/hocası olarak Rükneddin ile birlikte yola çıkan, aynı zamanda ona tercümanlık da yapan Bahaeddin Yusuf, hânın bu öfkesinden istifade ederek Rükneddin’i yeni Selçuklu Sultanı (4. Kılıçarslan) olarak tayin eden bir yarlığ/ferman almayı başarır. Bütün bu gelişmeler, casuslar tarafından an-be-an Anadolu’ya yetiştirilmektedir.

Bu minval üzere başlayan romanda, çaşıtlardan/casuslardan birinin de Şems olduğu ifade ediliyor. Gerçekten casus olup olmadığı, casussa kimin adına çalıştığı gibi konular vuzuha kavuşmuyor yada kavuşturulmuyor.

Kitabın başında bahsedilen, ancak bir daha sözü edilmeyen genç nakkaşın romandaki yeri de muallakta kalmış bir başka konu. Şahsî kanaatim, romanda anlatılan herşeyin aslında nakkaşın önündeki kâğıda resmettiklerinden, hatta belki de hayalden ibaret olabileceği yönünde…

Bu örneklerde olduğu gibi romanın içinde temas edilen kimi unsurlar, okuyucunun kendi yorumunu katması yada hayal gücünü çalıştırması için sanki bilhassa açıkta bırakılmış.

Yazarın Türkçe’yi iyi kullandığını başta da söylemiştim. Beki de oyun yazarlığından gelme bir alışkanlıktır bilemiyorum, ama süslü cümleler kurmakta bu kadar ısrarcı olmasa okunması daha zevkli ve kolay bir roman ortaya çıkarmış bence
Ne demek istediğimi anlamak için, kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısını okuyabilirsiniz (Yedi kişi karanlık kanatlı kargalar gibi… diye başlıyor)

Bir başka örnek de ben vereceğim: “herkesi elinde maskara edip de kimselere yar olmayan kahpe zaman, nice unutuşun ıslak barınağı oynak kalçalarını arsızca sallayarak işte geçip gidiyordu”
04.10.2008

Mutlaka okunmalı demiyorum ama bilhassa tarih meraklılarının bu romandan hoşlanacağını düşünüyorum.

Roman üç eksen üzerine kurulmuş. Bu eksenler, Mehmed’in (Fatih Sultan Mehmet kastediliyor) hikâyesi ile seyir kâtibi Nikolo’nun günlüğü. Romanın yazılma serüveni de kitaba dahil edilmiş ki, bu da üçüncü ekseni oluşturuyor diyebiliriz.

Şehrin kuruluş efsaneleri gibi ana hikâye ile doğrudan bir ilgisi olmayan yan-anlatılarla da zenginleştirilen romanda, öncesi ve sonrasıyla İstanbul’un fethi farklı kaynaklardan beslenen ayrıntılarla resmediliyor. Tarihin bir dekor olarak kullanıldığı bu bölümlerde, düzyazının sınırlarını zorlayarak zaman zaman şiire yaklaşan bir üsluba rastlıyoruz.

Meraklıları için biraz da dedikodu: Kitapta, içoğlanı olarak saraya alınan Nikolo ile Sultan Mehmed arasındaki cinsel yakınlıktan da bahsediliyor. (Orhan Pamuk benzer bir yakınlığı Mevlana-Şems arasında kurmuştu, bkz. Kara Kitap)

Deniz ile yazar arasındaki ilişkinin anlatıldığı bölümlerde 12 Eylül askerî müdahalesinin yarattığı travmanın izleri görülüyor. Bu travmanın bir sonucu mudur bilinmez ama yazar, aklından çıkarmadan romanı bitiremeyeceğine kanaat getirdiği Deniz’i öldürüyor.

Tıpkı, aklından bir türlü çıkaramadığı o dilberi öldürünce başta İstanbul’un fethi olmak üzere devlet işlerine daha iyi odaklanacağını düşünen Sultan Mehmet gibi…
13.09.2008

agatha christie`nin okuduğum ilk romanı...

kitabın başı, biraz karışık gibi geliyor. çünkü farklı yerlerden gelen on kişinin bir adada toplanıyor ve kimin kim olduğunu anlamanız biraz vakit alıyor. romanın kişilerini kavradıkça, hikayeyi daha iyi anlayabiliyorsunuz. tabii bunda, işlenen cinayetler sayesinde ada nüfusunun bir-bir azalmasının da etkisi var. sağ kalan kişi sayısı habire azalıyor :)

katili doğro tahmin edemediğimi söylemem lazım. ben blore sanmıştım :)