Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
zodyak29 Tarafından Yapılan Yorumlar
Özellikle psikolojik gerilim sevenler bilirler ya da beklerler romanın düz kurgusu içinde bir yerlerde bir aksaklık olmalıdır. Okurken gerilmeli, sorunun kaynağına gidilmelidir, ancak Sığınak'ta bu böyle olmuyor. Kendi karakterinizi yanında tutmuş eksisi ve artısıyla sorgularken kendinizi buluyorsunuz. Bir bakıma sade bir monolog. Daha da ilginç olansa; gittikçe sizin de kitaba sığınmanız. Hem bir kadın olarak hem de agorafobiye şahit olan biri olarak söylemeliyim; kadınlar psikolojik olarak erkeklerden çok daha fazla güçlüdür.
Hakan Günday hayatın en yenilmiş kesimini bizlere tanıtma misyonunu üstlenirken bir bakıma karakter analizi bir nevi de insan psikolojisini aktarmış, kitabı okurken mütemadiyen çevrenizde yaşamış olan, yaşamınızdan geçen piçleri düşünüyorsunuz. Suç profilleri hep tek düze olsa da ahlak ve edep kavramları üzerine genetik bir doğrulayış sizi de tıpkı Hakan Günday'ı olduğu gibi ele geçiriyor. Hak veriyorsunuz. Önce piçlere sonra da tüm piç olmaya potansiyeli olan insanlara. Erkeklere özgü gibi evrilen bu sıfat aslında piçlerin etrafındaki dozu eksik şuh kadın ya da fazla şuh kadın örgüsüyle daha da taçlanıyor. Karakterlerin etrafına örülen kadın karakterler onlara hak verdikçe piçliğin cinsiyeti olmadığını anlıyorsunuz.
Tıpkı "daha"da olduğu gibi kelimelerde tüm suçu bulmamak için yazarın kendince geliştirdiği yepyeni bir iksir gibi ya da bir nevi sihir gibi. Hep unuttuğumuz görmezden geldiğimiz küçük kelimelerin kocaman anlamlarını bir kez daha yüzümüze vuruyor. Bir yandan da kelimelerin tüketimi konusunda okuyucuya üstü kapalı bir mesaj veriyor. Aşkı da isyanı da boşa harcamayın. El altına sakladığınız kelimeleri bohçası ile gün yüzüne çıkartın. Kullanın. Görmezden gelmeye son verin. Şiddetin her türlüsüne hayır diyebilmek ekseninde yola çıkılan kelime kavgasında en çok da 'dahalara, azlara' ihtiyaç olduğunu bir kez daha yüzümüze vurdu Hakan Günday.
Herkesin içindeki sessiz oda artık beyin vitrininde. Yaşadığımız dünyanın tüm 'ses'leri gibi roman kahramanının sesleri de beynimizin içinde. Tam içinde. Onun yaşadığı acılı sancı, hayatın kötü bereketini gözler önüne seriyor. Okudukça yazarın evrenine giriyor, kendi ruh dünyanızı sorgulamaya başlıyorsunuz. Bir süre sonra yine aynı soru kafanızda canlanıyor, acaba ben de ömrümün bir yerinde hasta olmuş olabilir miyim? Odanın içindeki seslere hepimiz aşinayız.
Oğluma almışken bende bir okuyayım dedim. Meğer ne kadar geç kalmışım. Sürükleyici, etkileyici, çocukların, gençlerin, yetişkinlerin yani herkesin mutlaka okuması gereken muhteşem bir seri. Kesinlikle tavsiye ederim.