Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Deniz Özbektürk Tarafından Yapılan Yorumlar
Bu kitabı okurken en çok şunu düşündüm: İnsan bazen çözüm değil, cümle bile duymak istemiyor. Sadece biri yanına otursun, susarak “buradayım” desin yeter. Tavşan Dinledi tam olarak bunu anlatıyor. Sessizliğin, acele etmeden beklemenin ve yargılamadan dinlemenin ne kadar iyileştirici olabileceğini…
Taylor’ın etrafındaki herkes iyi niyetli ama fazlasıyla konuşkan. Oysa tavşan hiçbir şey yapmıyor gibi görünüyor; aslında en zor olanı yapıyor: müdahale etmiyor. Bu bana, insanın toparlanmak için bazen yalnızlığa ya da sessiz bir eşliğe ihtiyaç duyduğunu hatırlattı. (Senin de yorulduğunda yalnızlığın seni toparladığını söylemenle bu kitap çok örtüşüyor.)
Kitap bittiğinde geriye şu duygu kalıyor: Anlaşıldığını hissetmek, her şeyin ilk adımı. Tavşan Dinledi, küçük bir çocuk kitabı gibi dursa da yetişkinlerin en çok unuttuğu şeyi fısıldıyor: Dinlemek, bazen en büyük destektir.
Suzan Defter’i okurken bir hikâyeden çok, iki ayrı insanın zihnine sessizce misafir oluyormuş gibi hissettim. Sayfalar ilerledikçe olaylardan ziyade duyguların ağırlığı belirginleşiyor. Yazar, karakterlerini anlatmıyor; onları kendi iç sesleriyle konuşturuyor. Bu da kitabı yorucu ama bir o kadar da gerçek kılıyor. Beni en çok etkileyen şey, aynı hayatın kadın ve erkek gözünden ne kadar farklı hissedilebildiğiydi. Yan yana akan günlükler, bazen aynı anı bambaşka anlamlara dönüştürüyor. Bu durum, ilişkilerdeki sessiz kırılmaları ve söylenmeyenlerin yükünü çok iyi yansıtıyor.
Kitapta yalnızlık var ama gürültülü değil; daha çok içten içe büyüyen, insanın kendine bile itiraf edemediği bir yalnızlık. Karakterler birbirlerine yaklaşırken bile aslında kendi içlerinde kayboluyorlar. Bence bu kitap herkes için değil. Olay arayanı değil, ruh hâli okumayı seveni içine alıyor. Yavaş ilerleyen, düşündüren ve bittikten sonra da zihinde kalan bir kitap.
Hayal Orkestrası, okurken insanın içindeki sessiz hayalleri uyandıran, sade ama dokunaklı bir kitap. Hikâye boyunca müzik yalnızca notalardan ibaret değil; umut, cesaret ve birlikte bir şey başarmanın verdiği sevinçle iç içe ilerliyor. Kitabı okurken, çocukların küçük adımlarının nasıl büyük bir inanca dönüştüğüne tanık olmak insana iyi geliyor.
Beni en çok etkileyen şey, kitabın hayalleri abartmadan ama küçültmeden anlatması oldu. Her şey çok doğal ilerliyor; başarının arkasında sabır, emek ve bir öğretmenin inancı var. Kendi köşesinde duran bir gitarın, doğru ellerde bir hikâyeye dönüşmesi gibi bir durum, insanın kendi içindeki potansiyeli fark etmesine dair ince bir mesaj taşıyor.
Kitabı bitirdiğimde geriye kalan duygu şuydu: Büyük hayaller için büyük yaşlar gerekmez. Bazen bir sınıf, birkaç çocuk ve inanmak yeterlidir. Özellikle yorgun hissettiğim bir zamanda, bu kitap bana hayallerin insana nasıl tutunacak bir dal sunduğunu hatırlattı.
Uçan Sınıf’ı okurken kendimi bir hikâyenin içinde değil, çocukluğumun bir köşesinde buldum. Kitap bana, büyümenin sandığımız kadar hızlı değil; aksine küçük kırılmalarla, sessiz sevinçlerle ve en çok da arkadaşlıkla şekillendiğini hatırlattı. Anlatılan okul hayatı süslü değil, gerçek. Kahramanlar kusurlu, bazen kırgın ama içten. Bu yüzden onlara uzaktan bakmıyorsun; yanlarında yürüyorsun. Özellikle yalnızlık hissinin satır aralarında bu kadar sakin ama derin verilmesi beni çok etkiledi. Bazen kalabalığın içinde bile insanın ne kadar yalnız olabildiğini, ama doğru bir dostla bunun nasıl hafiflediğini çok güzel anlatıyor.
Kitapta en sevdiğim şey, umutlu olmayı bağırmadan öğretmesi. Büyük cümleler yok, ders verme çabası yok; ama sayfalar ilerledikçe insanın içi yumuşuyor. Belki de bu yüzden çocuklar için yazılmış olsa da yetişkinlerin daha çok anlayacağı bir kitap. Bazı kitaplar büyümeyi anlatır, bazıları ise büyürken kaybettiklerimizi hatırlatır. Bu ikincisinden. Sessiz, sıcak ve içten.
Oliver Jeffers’ın sade çizimleri ve derin alt metniyle hem çocuklara hem yetişkinlere seslenen kitaplarından biri. Hikâye uçurtması ağaca takılan bir çocuğun onu kurtarmak için aklına gelen her şeyi, ayakkabıdan merdivene, hatta evine kadar ağaca fırlatmasıyla başlıyor. Ama her deneme, yeni bir takılı kalmaya dönüşüyor.
Kitap yüzeyde komik ve absürt bir hikâye anlatırken, derinde insanın ısrarını, vazgeçemeyişini ve çözüm ararken meseleyi daha da büyütmesini anlatıyor. Çocuk için bu bir oyun; yetişkin içinse tanıdık bir hâl. Bir sorunu çözmeye çalışırken başka sorunlar eklemek. Dili yalın ama düşündürücü. Takılı kalmak, sadece uçurtmayla ilgili değil; düşüncelerimizde, duygularımızda ve hayatın belli anlarında da takılı kalabiliyoruz. Kitap, bazen çözümün daha fazla uğraşmak değil, durup başka bir açıdan bakmak olabileceğini fısıldıyor.
Kısa, eğlenceli ama zihinde uzun süre kalan bir kitap. Hem çocuk kitabı okuyup hem de satır aralarında hayatla ilgili bir şeyler bulmayı sevenlere.