Toplam yorum: 3.285.259
Bu ayki yorum: 6.785

E-Dergi

Deniz Özbektürk Tarafından Yapılan Yorumlar

19.12.2025

Namaz Psikolojisi kitabını okurken beni en çok etkileyen şey, yazarın namazı sadece ritüel bir ibadet olarak değil, insanın iç dünyasıyla kurduğu bir diyalog, farkındalık pratiği ve varoluşsal bir alan olarak ele almasıydı. Bu kitabı okurken namazı yeniden düşündüm. Sadece yerine getirilmesi gereken bir ibadet değil; insanın kendine döndüğü, zihnini susturduğu, ruhunu toparladığı bir iç yolculuk gibi…

Ayakta durmak, eğilmek, secdeye varmak…
Her hareket, insanın iç dünyasında bir kapı aralıyor.
Namaz, bana göre bu haliyle bir farkındalık pratiği; insanın dağılan duygularını yeniden merkeze çağıran sessiz bir davet.

Senai Demirci, namazı psikolojiyle buluştururken şunu hissettiriyor:
Daha “iyi görünmek” için değil, daha insan kalabilmek için duruyoruz huzurda.

Bazı satırları ağır, bazı cümleleri derin…
Ama tam da bu yüzden, aceleye gelmeyen bir okuma istiyor.

Namazın, ruhun kendini onardığı bir durak olabileceğini hatırlatan bir kitap.
19.12.2025

Heybe, Fatih Duman’ın sade diliyle derin duygular taşıyan metinlerinden biri. Kitap, adını aldığı “heybe” metaforu üzerinden insanın hayat boyunca sırtında taşıdığı yükleri; anıları, pişmanlıkları, suskunlukları ve yarım kalmışlıkları anlatıyor. Okur,satırlar arasında ilerlerken kendi heybesini yoklar gibi oluyor. Duman’ın anlatımı gösterişten uzak ama etkili. Büyük cümlelerle değil, küçük ayrıntılarla vuruyor. Bu da metni samimi kılıyor. İnsan psikolojisine dair gözlemleri güçlü; karakterlerin iç dünyası, sessiz çatışmaları ve gündelik hayatta fark etmeden biriktirdikleri duygular ustalıkla yansıtılıyor. Kitapta içsel bir arayış var. Geçmişle hesaplaşma, yalnızlıkla barışma ve kabullenme temaları öne çıkıyor. Yorulduğunda yalnızlığın toparlayıcı yanını hisseden okurlar için Heybe’nin tonu oldukça tanıdık ve sarmalayıcı olabilir.
Heybe, durup düşünerek, altını çizerek okunacak bir metin. Hayatın yüklerini, insanın içindeki sessizliği ve taşınanları seven okurlar için anlamlı bir durak
17.12.2025

Bu kitabı okurken en çok hissettiğim duygu sakinlik oldu. Ardıç tohumunun kendine ait bir yer arayışı, acele etmeyen ama kararlı bir yolculuk gibi ilerliyor. Büyük olaylar yok; tam tersine, doğanın kendi ritmi var. Bu yönüyle kitap, insana durup nefes almayı hatırlatıyor.
Ardıç tohumu, yalnızca bir bitki değil; ait olma duygusunu arayan herkesin temsili gibi. Nereye kök salacağını bilmemek, yanlış yerde büyümekten korkmak ama yine de umudu kaybetmemek. Bu arayış çok sade anlatılıyor. Didaktik olmaya yaklaşsa da bunu rahatsız edici bir şekilde yapmıyor. Öğretmek istediklerini bağırarak değil, fısıldayarak anlatıyor. Ağaçlar, toprak ve doğa bilgisi hikâyenin içinde doğal bir şekilde yer alıyor. Çocuklar için farkında olmadan öğrenilen bir metin; yetişkinler içinse içsel bir durak.
Kitabın mesajı şu: Herkes her yerde büyüyemez. Doğru yer, doğru zaman ve sabır gerekiyor. Bu da onu yalnızca bir çocuk kitabı olmaktan çıkarıp, her yaşa hitap eden küçük ama anlamlı bir hikâyeye dönüştürüyor.
17.12.2025

Bukalemunlar Kitabı bana, insanın geçmişiyle kurduğu ilişkinin ne kadar kırılgan ve oynanabilir olduğunu düşündürüyor. Félix Ventura’nın “geçmiş satması” ilk bakışta tuhaf bir fikir gibi görünse de, aslında çoğumuzun içten içe yaptığı bir şeyi sembolize ediyor: Hatıralarımızı yeniden yorumlamak, bazılarını parlatmak, bazılarını bilinçli olarak unutmak.

Kitabı güçlü kılan şey, kimliğin sabit değil, bukalemun gibi çevreye göre renk değiştiren bir şey olarak ele alınması. İnsanlar, oldukları kişiden çok, olmak istedikleri kişiye tutunuyor. Bu da romanı sadece politik ya da toplumsal bir anlatı olmaktan çıkarıp, derin bir psikolojik sorgulamaya dönüştürüyor. Bu yönüyle, senin sevdiğin insan psikolojisi temasıyla oldukça örtüşüyor.

Anlatıcının bir geko olması ise bana göre kitabın en çarpıcı hamlelerinden biri. Bu tercih, olaylara mesafeli ama bilge bir bakış kazandırıyor; sanki insanın kendine bile itiraf edemediği gerçekleri, en sakin sesle bir hayvan söylüyormuş gibi...
15.11.2025

Patiköy, ilk bakışta bir hayvan hikâyesi gibi görünse de aslında hepimizin içindeki “ait olma” ve “güvenme” arzusuna dokunan yumuşak ve samimi bir roman. Şans’ın yaşadığı terk edilme duygusu, bir yandan kalbimizi burkarken bir yandan da onun cesaretini ve tekrar sevebilme gücünü görmek insana umut veriyor.

Patiköy, hayvanların gözünden dünyaya bakmayı seven okurlar için hem duygusal hem düşündürücü bir eser. Applegate, yine sade ama etkileyici diliyle, küçük yaş gruplarının rahatlıkla anlayabileceği; yetişkinlerin ise satır aralarında derinlik bulabileceği bir anlatı kuruyor.

Kitap özellikle çocuklar için çok değerli çünkü hayvanlara sadece sevgi duymayı değil, onları bir canlı olarak anlamayı, sorumluluk almayı ve empati kurmayı da öğretiyor. Büyükler içinse çok hızlı okunup içte sıcaklık bırakan bir “iyileşme” hikâyesi gibi.

Patiköy, kısa ama etkisi uzun; hayvan sevgisini, merhameti ve yeniden başlamanın mümkün olduğunu hatırlatan güzel bir eser.