Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Deniz Özbektürk Tarafından Yapılan Yorumlar

14.11.2025

Hayata İz Bırakmak, insanın kendi potansiyelini keşfetmesi, hayatın anlamını bulması ve kalıcı bir etki bırakma arzusu üzerine yazılmış, ilham verici bir kişisel gelişim ve farkındalık kitabıdır.

Yazar, kitabında “Bir insan dünyaya neden gelir, yaşarken nasıl iz bırakır?” sorusuna içten ve yol gösterici cevaplar arar. Kimi zaman yaşanmış hikâyelerden, kimi zaman da psikolojik ve manevi tespitlerden yola çıkarak; hayatta değer üretmenin, başkalarına dokunmanın ve anlamlı bir yaşam sürmenin yollarını anlatır.

Hayata İz Bırakmak, insanı motive eden, umut ve sorumluluk duygusu aşılayan bir kitap. Firuze Çetin, sade bir dille ama derin bir anlamla, herkesin dünyada küçük de olsa bir fark oluşturabileceğini hatırlatıyor.

Genel olarak kitap, derin bir dönüşüm vadetmese de insanın ruhunu toparlayan, motivasyonunu tazeleyen, küçük adımların değerini hatırlatan sıcak bir yol arkadaşı gibi. Özellikle yoğun, yorgun ve dağılmış hislere iyi gelen “nefes aldıran” bir metin diyebilirim.
13.11.2025

Roman, tanrısal bir kahraman olan Akhilleus ile sıradan bir prens olan Patroklos’un çocuk yaşta başlayan dostluğunun, yıllar içinde derin bir aşka dönüşmesini anlatır. Truva Savaşı’na kadar uzanan bu hikâyede, cesaret, kader, aşk ve ölüm temaları iç içe geçmiştir. Homeros’un İlyada destanından esinlenilmesine rağmen, Miller bu klasik öyküyü insanî yönleriyle yeniden kurgular. Akhilleus’un zafer hırsı, Patroklos’un sadakati ve savaşın acımasız yüzü romanın merkezindedir.

Miller’ın dili hem şiirsel hem de sade; okuyucuyu destanın ağır havasından uzaklaştırıp duygusal bir derinliğe çekiyor. Patroklos’un iç sesiyle anlatılan olaylar, kahramanlık destanını bir sevgi ve bağlılık hikâyesine dönüştürüyor.
Sonu her ne kadar bilinen bir trajedi olsa da, yazarın duygusal yoğunluğu okuru derinden etkiliyor. Modern bir dil kullanması da eseri klasiklerden ayıran bir güç kazandırıyor.

Aşkın, dostluğun ve kaderin dokunaklı bir anlatımı. Mitolojiye ilgi duyan herkes için unutulmaz bir roman.
08.11.2025

Mirjam Pressler’in “Selam, Ben Kitty” romanı, sadece bir tarih kitabı değil; geçmişle bugünü, acıyla umudu buluşturan çok özel bir hikâye. Anne Frank’in hayalî dostu Kitty’nin günümüze gelmesi fikri, bana geçmişte yaşanan trajedilerin hâlâ sona ermediğini düşündürdü. Çünkü kitapta, Kitty’nin mülteci çocuklarla tanışması ve onların da savaş yüzünden evsiz kalması, tarihin acılarının aslında hâlâ sürdüğünü gösteriyor.

Kitap boyunca “İnsanlık gerçekten ilerledi mi?” sorusu zihnimden hiç gitmedi. Yazar, savaşın ve ayrımcılığın biçim değiştirse de varlığını koruduğunu çok etkileyici biçimde anlatmış. En çok da Kitty’nin içsel yolculuğu beni etkiledi; hem kendi kimliğini arıyor hem de Anne’in mirasını yaşatmaya çalışıyor.

Bu hikâye, bana umut etmeyi, insan olmanın sorumluluğunu ve geçmişi unutmamanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Sessiz ama derin bir çağrı gibi: “Savaşları unutmamak, barışı korumak herkesin görevi.”
08.11.2025

Mustafa Kutlu’nun Ezanı Beklerken adlı eseri, insanın hem toplumsal hem de ruhsal anlamda kaybolduğu bir dönemde, içsel bir diriliş çağrısı gibi geliyor bana. Kutlu’nun sade ama derin dili, okuru sessiz bir şekilde kendini sorgulamaya yönlendiriyor.

Kitapta anlatılan kasaba, aslında hepimizin yaşadığı dünyanın küçük bir örneği: değerlerin yavaş yavaş silindiği, maneviyatın yerini gösterişin aldığı bir yer. İmam karakteriyle Kutlu, bu bozulmuş düzenin içinde iyiliği, samimiyeti ve imanı yeniden hatırlatıyor.

Eseri okurken, sadece bir kasabanın değil, bizim de içimizde bir ezan okunmayı bekliyor hissine kapılıyorum. Mustafa Kutlu’nun bu kitabı, modern insanın ruh yorgunluğuna şifa gibi; sakin ama derinden etkileyen bir metin.
21.10.2025

Mustafa Kutlu’nun Ezanı Beklerken kitabı bana göre, sessiz bir iç hesaplaşma hikâyesi. Okurken insanın içine işleyen bir dinginlik hissi bırakıyor. Kutlu, büyük sözler söylemeden, basit görünen olaylar ve sade karakterlerle modern dünyanın ruh yorgunluğunu çok derinden hissettiriyor.

Kitapta en çok etkilendiğim şey, “ezanı beklemek” ifadesinin hem manevi bir uyanış hem de hayatta yönünü bulma çabası olarak kullanılması. Günümüz insanının aceleciliği, hırsı ve gürültüsü arasında ezanı bekleyen o sessiz insan figürü, aslında içimizdeki sükûnet arayışını temsil ediyor.

Kutlu’nun dili her zamanki gibi duru, içten ve ölçülü. Her sayfasında “daha sade, daha huzurlu bir yaşam mümkün” duygusunu yaşatıyor.

Kısacası Ezanı Beklerken, yalnızca bir hikâye kitabı değil; insanın kendi kalbini dinlemeyi yeniden öğrenmesi için bir davet gibi.