Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Deniz Özbektürk Tarafından Yapılan Yorumlar

19.01.2026

Roman, iki küçük kız çocuğunun, Esty ve Aksa’nın tesadüflerle başlayan ve derinleşen arkadaşlığını anlatır.
​Esty, On yaşındadır ve ailesinin zoruyla Kudüs’e taşınmıştır. Yeni çevresine ve ailesinin beklentilerine uyum sağlamaya çalışırken kendini bambaşka bir dünyanın içinde bulur.
​Aksa, O topraklarda yaşam mücadelesi veren Filistinli bir çocuktur. Savaşın ve zorlukların ortasında çocukluğunu korumaya çalışmaktadır.
​Esty ve Aksa, ailelerinden gizli bir şekilde buluşabilmek için aralarında "portakal" kelimesini bir şifre olarak belirlerler. Bu simge, hem aralarındaki gizli bağı hem de o topraklardaki yaşamın buruk ama canlı taraflarını temsil eder.
​Kitapta siyasi ve askeri gerilimlerin yaşandığı bir bölgede, çocukların bu çatışmalardan bağımsız olarak kurdukları saf dostluk işlenir. Kitap, hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden, empati duygusunu ön plana çıkaran naif bir anlatıma sahiptir.
03.01.2026

Corrinne Averiss’in "Eve Dönüş Yolu", yavru fil Otto ile büyükannesi Nanu’nun duygusal yolculuğunu anlatır. Nanu, yolu çok iyi bilen eski bir kaşiftir; ancak yolculuk sırasında bazı şeyleri unuttuğu görülür. Hafızası zayıflayıp yolu şaşırdığında, sorumluluğu küçük Otto devralır. Büyükannesinin ona öğrettiği kaşiflik kurallarını hatırlayarak onlara rehberlik eder ve eve dönmelerini sağlar. Kitap; yaşlılık, demans ve değişen roller gibi zor kavramları çocuklara şefkatle açıklar.
Kişisel Yorumum: Bu eser, sevginin hafızadan daha dirençli olduğunu kanıtlayan bir "bayrak yarışı" hikayesidir. Nanu’nun zihni bulutlansa da, Otto’ya ektiği bilgi tohumları yolunu aydınlatmaya devam eder. Hikaye, evin fiziksel bir koordinat değil, sevdiklerimizin yanındaki güvenli liman olduğunu hissettiriyor. Kuşaklar arası bağı ve olgunlaşmayı yücelten bu anlatı, hüznü umutla harmanlayan eşsiz bir şefkat manifestosu. Hafıza bizi yarı yolda bıraksa bile kalbin asla unutmayacağını çok naif bir dille fısıldıyor.
03.01.2026

Kitapların İyileştirme Gücü, kitapların insan ruhu üzerindeki onarıcı etkisini merkeze alan, sakin ve içe dönük bir anlatıya sahip bir eserdir. Bo Reum, bu kitapta okumayı yalnızca hobi ya da kaçış yolu olarak değil; yaralarla baş etmenin, kendini yeniden kurmanın ve hayata tutunmanın bir yolu olarak ele alır.
Eserde; yalnızlık, tükenmişlik, hayal kırıklıkları ve geçmişin izleriyle yaşayan karakterlerin, kitaplar sayesinde kendi iç sesleriyle yüzleşmeleri anlatılır. Her kitap, karakterler için bir ayna işlevi görür; okudukça kendilerini, acılarını ve umutlarını daha iyi anlamaya başlarlar. Kitaplar bazen bir sığınak, bazen bir dost, bazen de cesaret veren sessiz bir rehber olur. Yazar, büyük olaylardan çok küçük fark edişlere, sessiz iyileşmelere odaklanır. Okur, hikâye boyunca kitapların insanın ruhunu nasıl yavaş yavaş toparladığını hisseder.
Kitap, yalnızlığı seven, iç dünyasıyla baş başa kalmaktan korkmayan, kitaplarda teselli bulan okurlar için anlamlı bir yol arkadaşlığı sunar.
03.01.2026

Bu kitabı okurken insanın içini en çok acıtan şey, anlatılanların yabancı gelmemesi. Martha’nın kederi abartılı ya da dramatik değil; tam tersine çok tanıdık, çok gündelik. Bu yüzden okur olarak onu yargılamak yerine sessizce yanında durmak istiyorsun. Meg Mason, mutluluğu ulaşılması gereken bir hedef gibi değil, bazen yanından sessizce geçip giden bir hâl olarak anlatıyor. Yazar herkesin toparlanmasını, güçlü olmasını, normale dönmesini bekleyen bir dünyada; bazı insanların sadece hayatta kalmaya çalıştığını dürüstçe gösteriyor. Martha’nın ilişkilerindeki kırılganlık, sevmenin her zaman iyileştirici olmadığını ama vazgeçilmez olduğunu hissettiriyor.
Bu roman bana şunu düşündürdü: Mutluluk, kederin yokluğu değil. Bazen ikisi aynı anda var olabiliyor. Ve insan, her şeyi düzeltemese bile kendini anlamaya yaklaştığında bir tür huzur bulabiliyor. Keder ve Mutluluk, sessiz, derin ve kalbe dokunan; özellikle duygusal yorgunluk yaşayan okurlar için çok anlamlı bir kitap.
03.01.2026

İnsan bazen gerçekten de “denizi yutan balık” gibi. Kendisinden çok daha büyük acıları, haksızlıkları, suskunlukları içine alıyor. Yutuyor ama sindiremiyor. Kitap, tam da bu sindirilemeyen duyguların etrafında dolaşıyor. Hayatın gürültüsünden yorulmuş, kalabalıkların içinde yalnızlaşmış insanlara hitap ediyor. Özcan’ın dili sade ama derin. Süslü cümleler yok; bunun yerine insanın içine ağır ağır çöken düşünceler var. Okurken zaman zaman kendini sorguluyorsun: “Ben neyi içimde büyüttüm?”, “Neyi söylemeyip yuttum?” Bu yönüyle kitap, bir hikâye anlatmaktan çok bir aynaya bakmaya zorluyor. Bence umut veren bir kitap değil; Hayatı romantize etmiyor, acıyı küçültmüyor. Tam da bu yüzden insana iyi geliyor. Çünkü bazen toparlanmak için motive edici sözlerden değil, anlaşıldığını hissetmekten güç alıyoruz. Bu kitap, “yalnız değilsin” demeden, bunu hissettirmeyi başarıyor. Kısacası; sessizliği seven, insan psikolojisine ve iç dünyaya ilgi duyan okurlar için derin, sakin ve iz bırakan bir okuma.