Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

osmanyumuk Tarafından Yapılan Yorumlar

06.03.2007

Yüzlerce yıldır tartışılan ama hala tam olarak çözülemeyen bazı esrarengiz olaylar tarihin ilginç bir alanını oluşturur. Bu kitapta bu büyük sırlardan bir demet ele alınıyor:



Neandertaller atamız mıydı? En yakın akrabalarımız oldukları sanılıyordu ama...

Stonehenge'i kim dikti? Bu anıtları dikme şerefi çeşitli uygarlıklara layık görülmüştü ama...

Firavunlar pirametleri neden inşa ettirdiler? Anıt-mezar olduklarına inanılıyordu ama...

Troya Savaşı gerçek miydi? Bir Alman milyoneri Çanakkeli'de kazılara başladı ama...

İsa çarmıhta mı öldü? İsa'nın mezarı boştu ama...

Nazca çizgileri neydi? Peru çölünde UFO'lar için yapılan işaretler olduğu bile iddia edildi ama...

Maya uygarlığı neden çöktü? Kolomb'dan çok önce çökmüştü ama...

Paskalya Adaları'ndaki heykelleri kim yaptı? Amerikalı Yerliler dendi ama...

Jeanne D'Ark'ın 'işareti' neydi? Fransa'nın kaderi bir köylü kızına bırakıldı ama...

Matbaayı kim icat etti? Herkes Johann Gutenberg diye bilir ama...

Kolomb'un amacı Amerika'yı keşfetmek miydi? Hindistan'a gitmek istediğine inanılıyordu ama...

Shakespeare'in oyunlarını kim yazdı? Oyunlardaki bilgiler küçük bir kasabadan çıkmayan birisini aşıyor ama...

Mozart zehirlendi mi? Müzik dehası birden bire ölüverdi ama...

Freud kendi teorisini neden terk etti? Freud'un bir sahtekar olduğu iddia edildi ama...

Titanik kurtarılabilir miyidi? Sadece birkaç mil uzakta bir gemi vardı ama...

Hitler yeğenini öldürdü mü? Hitler'in dairesinde
06.03.2007

Küçük bir kalem dairesinde görev yapan Ahmet Bey, kendisini olduğundan daha asil ve saygın göstermeye çalışan, abartılı tavırlarıyla dikkat çeken bir devlet memurudur. Meşrutiyet’in ilan edildiği sabah, coşkulu bir sevinçle dairesine gelir. Fakat hadiseyi saltanat idaresinin oyunu sanarak, Hürriyet coşkusuna katılmayan arkadaşlarının duyarsızlığına çok şaşırır.

Müthiş ve yüksek sesli sloganlarıyla herkesi bir anda coşturur. Kimse ne olduğunu bilmeden gittikçe kalabalıklaşan bu topluluğa ayak uydurur. Ahmet Bey, bir anda Hürriyet kahramanı oluvermiştir. Öyle ki sıradan olarak gördüğü Ahmet isminin bile kahramanlığını taşıyamadığını düşünür ve adını “ışık saçan” anlamına gelen “Efruz” ile değiştirir.

Daha birçok abartılı olaylar yaşanır. Sokaklar, caddeler Efruz Beyin konuşmaları için dolar, taşar. Ta ki gerçek İttihat ve Terakki Cemiyeti dairelerine çağırana kadar...
06.03.2007

Personel yönetimi alanını “çalışanları güdülemenin bilgisi”ne ya da “personelin beyninde gömülü bilgi ve yeteneği çekip çıkarmanın becerisi”ne erişmeyi sağlayan bir inceleme alanı olarak görmek mümkün. Mümkün olmaktan çok, bu “yöneten cephesi”nden bakış en yaygın olanı... Ve öylesine etkili ki, günümüzde alanın adını dahi değiştirdi; personel yönetimine artık “insan sermayesi yönetimi” deniyor. Bu bakış kamu için özgün bir yaklaşım geliştirmeyi gereksiz görür. Şirketlerde ne yapılıyorsa, kamu kurumlarında da aynı yöntemlerin geçerli kılınmasını önerir. Akademik dünyada “ideolojisi” bu kadar açıkta duran bir başka alan bulmak zordur.

Kamu personel sistemi ve yönetimi konusunun, “güdüleme” ile “beyindekini emme” zanaatlarını öğrenmeyle bir ilgisi yoktur. Modern devletin bir buçuk yüzyıllık deneyimi gösteriyor ki, kamu personel sistemi ve yönetimi, her şeyden çok bir “devlet sorunu”dur. Türkiye’nin son elli yıllık deneyimi de gösteriyor ki, kamu personeli sistemi ve yönetimi yalnızca ulusal-iç dünyayla değil, aynı zamanda dünyanın düzeniyle de bağlantılı bir sorundur.

Kamu Personeli: Sistem ve Yönetim, Türkiye’de kamu personel sistemini ve yönetimini tarihsel gelişimi içinde güncel liberal reformlarla birlikte değerlendirerek üç temel tercihi ve bunların mekanizmalarını irdeliyor. Liyakat sistemi mi, kayırmacılık sistemi mi? Kariyer düzeni mi, kadro düzeni mi? Sosyal ücret mi, eşit işe eşit ücret mi? Modern devlet tarihinde ve Türkiye’de yüz elli yıldır işleyen bu tercihler, kamu yönetiminden ne beklendiğine bağlı olarak değişiyor: Genel kamu yararı mı, piyasa çıkarı mı? Eşitlik mi, serbestlik mi? Bağımsızlık mı, eklemlenme mi?

06.03.2007

Siz kendi duygularınızın kölesisiniz, herkes gibi. Ama size hükmeden bu duyguları tanıyamaz, ne zaman, nerede, nasıl ortaya çıkacağını bilemezsiniz. Bir aşk, bir öfke, çıldırtıcı bir kıskançlık, dayanılmaz bir özlem bazen karanlıkların içinden çıkıp sizi esir alabilir. Bazen, bir başka insan için kendinizden vazgeçebilirsiniz. Bazen öfkeyle kamaşır içiniz. Kendi bilinmezliğinizle yaptığınız bu karmaşık dansta adımlarınızı ayarlamak için size yardım edecek olan edebiyattır. Size, sizi, hayatı, insanları, duyguları anlatan edebiyat. Ahmet Altan, bu kitabıyla hayatın ve insanın derinliklerindeki bütün duygu kıpırtılarını ışığa çıkartıyor. Okuyacağınız her satırda kendinize ya da bir tanıdığınıza ait bir duygunun izini, macerasını bulacaksınız. Bu kitabı okurken kendi hayatınızın hikayesini dinleyeceksiniz.
06.03.2007

"İdadi okullarına girenler seçkin sınıf oluyorlar, tüccar, esnaf, sanatkar ve çiftçi olmaya tenezzül etmiyorlar. Ne kadar beyinsizlik!.. Bizde, hatta büyüklerimizde ve hatta rastladığım büyük maarif memurlarımızda pek aşağı bir ruh hali ve mantık var: Esnaflar, tüccarlar, sanatkarlar, çiftçiler hep okuma-yazma bilmeyenlerden veya okuyamayan yazamayanlardan seçilsin. Ne kadar büyük körlük, ne acı bir endişe! Efendim, tüccar, esnaf, ziraatçi, kendini bilmez, ilerlemeleri, gelişmeleri takip etmez, bilen, anlayan milletlerin ekonomik yönden esiri olmaz mıyız? Bu konuda hükümette de suç var. Gençleri, çalışma ve girişime yönlendirmek için elinde araç çok. Devlet kapısında memuriyet dilenen gençleri, büyük memurlar, bakanlar uygun bir dille yol göstererek amacından vazgeçirmeli, ısrar edenleri kovmalıdır."