Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
hernevikitap Tarafından Yapılan Yorumlar
Tolstoy,1880’den sonra Hristiyanlıktaki ruhun ölümsüzlüğü düşüncesini,Ortodoks Kilisesini ,her türlü siyasi iktidarı yadsıyan Hristiyanlık anlayışı geliştirmeye başlar.Bu döneminde İvan İlyiç’in Ölümü’nü yazar keza Hacı Murat ,Diriliş kitapları da bu dönemine aittir.Tolstoy,Ortodoks Kilisesi tarafından kullanılan geleneksel terimleri gerçekçi terimlerle,kelimelerle yer değiştirerek kullanır.
Yazar,genelde bir şeyi ismi ile anmaz.O şey ilk defa algılanıyormuş misali,bir olay ilk defa yaşanıyormuş gibi aktarır.Böylelikle yabancılaştırmaya ulaşır.Yabancılaştırmayı da eserlerinde sürekli kullanır.İki eş anlamlı sözcüğü kullanarak yabancılaştırma da yapar.
Tolstoy’un kullandığı en genel teknik nesneleri isimleriyle kabul etmemesidir.Yabancılaştırmada varlıkları ilk kez görüyormuş gibi yapması da özelliklerindendir.Kişileri arasındaki ilişki ise akrabalık bağlarından oluşur.Yazar birbirinden farklı gruplarda yer alan kişileri pek anlatmaz ya da bunu çok az kullanır.
.
Sıradan bir akşamda sıradan dokuz kişi bir otobüste silahla taranır ve biri komadadır ve diğerleriyse ölmüştür.İçlerinden birinin kimliği tespit edilemezken ölenlerden biri polistir.Serinin diğer kitaplarında olduğu gibi Gülen Polis kitabında da dönemin toplumuna bir eleştiri vardır.Kapitalizme kaymaya başlayan İsveç ‘in toplum yapısı ve dünyanın bu anlamdaki değişiminin İsveç’e yansıması polisiyenin aslında merkezinde yer alır.Sol düşüncenin varlığı romanda kendini hissettirirken karakterlerden biri olan Kollberg de zaten ideoloji olarak sol görüşü benimsemiş bir dedektiftir.
Seri genel olarak suçun toplumsal nedenini,nedenlerini araştırır.Suç ve suçlu arasında ilişkiye odaklanarak suçun kim tarafından ve nasıl işlendiğini çözmeye çalışır.Sisteme eleştiride bulunan serinin bu açıdan Balkondaki Adam kitabıyla başlayan eleştirel dili sertleşir.Ardından eleştiri serinin sonraki kitaplarında artar.Değinilen konuların eleştirisinin sertleşmesi Gülen Polis ile tamamen netleşir.
Serinin ilk kitabına göre içinde “kan” vardır.İşlerini her zaman tam vaktinde teslim eden ünlü İsveç gazetecisi Alf Matson,kaybolur.Azimli,sabırlı çok çalışkan olan Martin Beck,olayın üzerinde durur.
İlk kitapta olduğu gibi suçlunun psikolojisine serinin bu kitabında da değinilir.Dönemin teknolojisinin hızıyla ve olayların karışıklığıyla,çözülmesi zor olayların varlığıyla,hayli silik ipuçlarıyla tıpkı ilk kitaptaki gibi çözüm geniş bir zamana yayılır.İlk kitaptaki soru “ölen kadın kim ve kim yaptı?”iken serinin bu kitabındaki soruyorsa “adam nerede ve nasıl bir anda yok oldu?”olur.İki kitabın ortak özelliklerinden biri kim olduğu sonra bulunan,ilk kitaptaki ölen kadının araştırılması ve sonraki süreçlerde ortaya çıkanlardır.Bu kitapta da nerede sorusuyla beraber ortaya çıkanlar,başlayan araştırmalarla ortaya çıkan şeyler çarpıcıdır.Bu noktada aslında dönemin İsveç bürokrasisine eleştiride bulunur.Bazı karakterlerin özellikleri ise tebessüm ettirir.
#martinbeck
Aşıkların ve birçok karakterin ikinci kitapta ayakları yere basmaya başlar;hayatın gerçeklerini kavramaları,kararları,sevme biçimleri,öfkeleri açısından.
Aşk hayat tarafından sınanır,bıçak sırtı seçimler gidişatı belirler.Yeni hayatlar kurulur,ya da kuruldu sanılır.Bu kitapta belirginleşen İnci karakteri bende çok ayrı bir yer edindi.
Romanın ortalarında ve sonlarına doğru Angeliki ile Mehmet’in aldığı her karara hem kızdım hem hak verdim.Hâl böyle olunca sonuna kadar büyük bir merak içindeydim.Bu kararlar neyle sonuçlanıyor,ağırlıklı olarak Angeliki’nin ailesinin aldığı kararlar neler doğuruyor,karakterlerin birbirlerinden sakladıkları nelere sebep oluyor ve en mühimi Angelika ile Mehmet kavuşuyor mu?Her sorunun cevabı romanda.
Ama aşk biraz da kıymaktır.Ya âşıklar birbirine ya da birine,bir şeylere kıyar çünkü aşk kıyam kadar kıyımdır ve birinden yahut bir şeylerden vazgeçmektir.
Tüneldeki Çocuk,yazarın son dönemi olarak adlandırılan dönemine ait öyküleri ve röportajları barındırır.Bu döneminde imgelem kullanır ve İstanbul'a ait düşünceleri değişir.İstanbul pek sevgiyle aktarılmaz ya da eskisi kadar İstanbul'dan bahsedilmez. Zaten orta döneminde İstanbul sevgisinden gitgide uzaklaşmaya başlamıştır.Bu dönemine ait öykülerin genel özelliklerinden biri de yalnızlığın sıkça işlenmesidir.Gerçekçi anlatıma sahip olan yazar,son dönemine ait öykülerinde sürrealizme yaklaşır. İkinci(orta) döneminde yazmış olduğu Kırlangıç Yuvasındaki Kadın öyküsü de gerçeküstü bir öyküdür.Fakat Tüneldeki Çocuk, Az Şekerli, Alemdağ’da Var Bir Yılan kitaplarındaki öykülerde sürrealizm hakim denilebilir.
Sait Faik,Tüneldeki Çocuk öyküsünde tünelde karşılaştığı fakir ama mutlu çocuğun hikayesini anlatır. Fakiri övdüğü varlıklı kişileri yerdiği öykülerden sayılabilir ki,Bin Dört Yüz Yetmiş Altı Nikel Kuruşun Hikayesidir adlı öyküsünde de paranın insanları nasıl değiştirdiği vurgulanır.