Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
ceydaaozeen Tarafından Yapılan Yorumlar
Büyük Erdemler Risalesi, André Comte-Sponville’in felsefeyi gündelik hayatın kalbine yerleştirme çabasının en berrak örneklerinden biri. Kitap, erdemleri soyut idealler olarak değil, insanın kırılganlığıyla birlikte var olan pratik tutumlar olarak ele alıyor. Yazarın dili akademik olmaktan çok açıklayıcı ve sakin; okuru ikna etmek için otoriteye değil, deneyime yaslanıyor. Cesaret, sadakat, alçakgönüllülük gibi kavramlar, tarihsel referanslarla zenginleşirken aynı zamanda bugünün insanına dokunan bir içtenlikle yorumlanıyor. Bu yüzden eser, felsefeye mesafeli duran okur için bile şaşırtıcı derecede erişilebilir bir düşünme daveti sunuyor.
Günler Aylar Yıllar, Yan Lianke’nin kuraklıkla sınanan bir köyde geçen, neredeyse arınmış bir hikâye kurar. Köyün tamamı umudu başka diyarlarda aramak üzere yola çıktığında, yaşlı bir adam geride kalmayı seçer; yanında yalnızca bir köpek ve kurumuş toprağa inat diktiği bir fidan vardır. Romanın gerilimi büyük olaylardan değil, gündelik ısrarlardan doğar: azalan suyu ölçmek, gölgenin yönüne bakarak zamanı anlamak, toprağın nefesini dinlemek. Adamın eylemleri, hayatta kalmanın tekniklerinden çok ahlâkına odaklanır; doğaya karşı değil, onunla aynı yazgıyı paylaşarak yaşar. Böylece kuraklık, sadece çevresel bir felaket değil, insanın sınırlarını belirleyen bir iç iklim hâline gelir.
Tokat gibi suratıma çarptı. Günümüz modernizmine , çağdaşlığa karşı, aslında hergün yaptığımız eylemlerin altında yatan basit ama "gerçekten de böyle" dedirdetecek anlamlara çok çarpıcı yaklaşılmış. Tamamen bir başvuru kitabı. Kişisel gelişim kitapları adı altında çıkan bütün kitapları tek geçer. Makineler, para, sinema, tanrı, araba, uçak, fotoğraf, meslekler, iş, ev, giysi hepsi bu insan tarafından ilginç bir bakış açısıyla tanımlanıyor ve tanıtılıyor.
Kırılganlığın dilini bilen bir kitap bu; acıyı saklamadan, ama onu bir sığınak gibi de büyütmeden konuşuyor. Kaur’un dizeleri, suskunlukla konuşma arasında asılı bir nefes gibi; her satır, içe doğru atılmış küçük bir adım. Sade sözcükler, derin yaralara değdiğinde yankı çoğalıyor; anneyle kurulan bağ, bedenin hatırası ve sevmenin sınırları, kısa cümlelerin içine sığmayacak kadar geniş hissediliyor. Metne eşlik eden çizimler, şiirin söylemediklerini usulca tamamlayarak okuru metnin beyaz boşluklarında dolaştırıyor.
Kitap ilerledikçe karanlık bir odanın perdesi aralanır gibi, ayrılığın sert ışığı yerini iyileşmenin yumuşak gölgesine bırakıyor. “Süt” ile “bal” arasındaki gerilim, yaradan damlayan acıyla şifanın dinginliğini aynı kapta tutuyor. Bu şiirler, gösterişsiz bir cesaretin kaydı: insanın kendine dönmeyi öğrenmesi, kırıldığını inkâr etmeden onarması.
John Boyne’un romanı, tarihin en karanlık sayfalarından birini çocuğun bakışıyla yeniden kurarak masumiyet ile vahşet arasındaki uçurumu sarsıcı bir sadelikle görünür kılar. Anlatı, büyük olayları doğrudan betimlemek yerine, anlamı eksik bırakan bir bilinç üzerinden ilerler; okur, söylenmeyeni sezinleyerek metnin ahlaki gerilimini kurar. Bu bilinçli “eksiltme” tekniği, dilin yumuşak yüzeyi ile arka plandaki sert gerçeklik arasında çarpıcı bir tezat yaratır.