“KAR”’ın Sessizliğinde Siyaseti Edebiyata Bulaştıran Roman
Edebiyat tarihinde siyasi içerikli romanlar azdır. Bunun nedenlerinden biri, özel duygusal bir dünyaları olan edebiyatçıların siyasetten uzak durmalarıdır. Metafizik ufuklarda kulaç atmaları, somuttan çok soyuta yönelik bir dünyaya sahip olmaları da önemli bir etkendir. Ancak her şeye rağmen bu durum, edebiyat tarihinde Stendhal, Dostoyevski gibi kitapları klasik haline gelen siyasi roman yazarlarının doğmasına engel olamamıştır. Siyasi romanı daha çok sol düşünceli yazarların yaztığına şahit oluyoruz.
Aslında edebiyatla uğraşan birçok yazar siyaseti edebiyata bulaştırmayı yakıştıramamıştır. Orhan Pamuk’un, Kar romanının başında da yer alan siyasi romanın babası Stendhal’in “Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz bir şeydir. Şimdi çok çirkin şeylerden söz edeceğiz...” tespiti de bu gerçeği bir kez daha teyit ediyor.
Orhan Pamuk’un birçok bölümünü çekinerek ve korka korka yazdığını söylediği son romanı Kar da siyasi içerikli bir roman görünümü veriyor insana. Ancak roman aynı zamanda bir aşk romanı sınıflamasına girebilecek kadar aşkı içinde barındırıyor.
Akıcı bir üslupla yazılan Kar romanı; Türkiye’deki akıl karışıklığını, yaşanan kaosu, çıkmazları bir takım ahlaksızlıkları konu alıyor. Olay kışın karın yağmasıyla Türkiye’den kopan, güzel ve özel (dekor olarak) ve aynı zamanda Türkiye’deki sosyal, tarihi yapıyı temsil edildiğine inanılan Anadolu’nun Kars şehrinde üç gün gibi kısa bir sürede (Kitap tam tamına 428 sayfa) geçiyor.
Roman pek çok sınıfın kutsalları üzerinden yazıldığı için, yazarını tedirgin etmiyor değil. Çok yakın bir geçmişe (1990’lı yıllar) uzanan roman, hem derin devleti, hem sol çevreyi, hem muhafazakar ve radikal çevreleri rahatsız edici boyuttadır. Bir anlamda Türkiye’deki iç çatışmaları, aşkı da satır aralarına serpiştirilerek yazılıyor Kar. Bu nedenle de yazar, muhtemel tepkilerden çekiniyor ve bütün çevrelere uzak mesafede durmaya çalışıyor. Her ne kadar yazar bütün düşünce, İdeoloji ve sınıflara eşit uzak mesafede bir gözle Kar’ı yazdığını iddia etse de, (bir TV programında) biz her yazarın farkına varmadan kendisini yazdığını veya satır aralarına kendi düşüncelerini sıkıştırdığını göz önünde tutarak, Orhan Pamuk’un da -ne kadar da kendini zorlamış olsa da- bu gelenekten kurtulamadığını görüyoruz. Orhan Pamuk, sol zihniyetli bir yazardır. Bunu yazarın önceki kitaplarında da görmek mümkün. Benim Adım Kırmızı romanı için benzer tartışmalar yapılmıştır. Bu anlamda Kar romanında ateist olan romanın kahramanı Şair Ka (Kerim Alakuşoğlu’nun kısaltılmışı) ile Fazıl arasında geçen diyalogu dikkatlice okuyanlar, gizli bir ateizm propagandasını sezeceklerdir. Yazar aynı zamanda kendince bazı cesur ifadeler de kullanmaktan da çekinmiyor. (“Allah’ın olmadığı yer” gibi)
Romandaki olaylar her ne kadar Türkiye’deki kaosu, toplum dokusunu, sosyal ve siyasi yapıyı irdelemeye yönelik yazılmış ve gözler önüne sermeye çalışılmış olunsa da, söz konusu kırık yapıyı onarmaya yönelik çözüm önerilerinde bulunmuyor şüphesiz. Belki bir siyasi romana yakışan da budur. Gene de hastalığı teşhis eden doktorun, tedavi için reçetesini hastanın kendisinin yazmasını istemesi halini andırıyor roman.
Bu arada, kitabın az okunduğu bir ülkede çokça konuşulan, kitapları yüz binler satan (Kar’ın ilk baskısının 100.000 adet olduğu iddia ediliyor. Benim Adım Kırmızı için 100.000-150.000 adet satıldığı söyleniyor.) ama bir o kadar da eserlerinin okunmadığı, bir çok okuyucunun sıkıcı bulduğu ancak sadece kendine edebi kariyer katmak için kitabı (Orhan Pamuk) aldığı da iddia edilen Orhan Pamuk’un roman tekniği üzerinde de durmakta fayda var.
Orhan Pamuk’un üslubu, iddia edildiğinin aksine kitap okuyan vasat bir okur için sade ve akıcıdır. Belki de okuyucunun böyle bir kanıya sahip olmasının nedeni; roman olaylarının karmaşık, kahramanlarının çok ve Türk filmlerine ters bir kurguya sahip olması.
Orhan Pamuk her ne kadar metafizik tasvirlerde yeterince başarılı olmasa da, somut ve soyut tasvirlerin birbirlerini desteklemesi ve olayın kendisinin önem kazanması bu açığını kapatıyor.
Orhan Pamuk romanlarını bir dizi araştırmalar sonucu yazar ve zaman zaman da romanın akışını bozmayacak şekilde kaynaklarının ismini zikreder.
Orhan Pamuk romanları giriş-gelişme ve sonuç sıralamasına aykırıdır. Belki de romanlarının en önemli özelliklerinden biridir romanın olaylar nihayetleşmeden bitmesi.
Yazar romanlarında aniden okuyucunun karşısına çıkar ve onunla yüzleşerek romanını sürdürür. Bu da romana hem keyif katar hem de okuyucuyu bir anda şoke eder ve romana dikkatlerini daha da yoğunlaştırmalarını sağlar.
Romanlarında aşk, her zaman için can alıcı noktayı oluşturur.
Özelde Kar romanı, söz konusu özelliklerinin yanı sıra bir siyaset romanıdır ve olay mahallinin (Kars) ve mevsimin (Kış-Kar) iyi seçilmiş olması romanı daha da cazip kılıyor.
Orhan Pamuk’un Kar’ında yerini alan aşk da romanın örgüsü gibi siyasi bir karışıklık halini yaşar.
Kar romanında aşk ve siyasetin yanı sıra bir röportaj tadı da var. Romanı okurken çoğu kez, bir romanı okuduğunuzu unutuyorsunuz. Bazen günlük bir gazete haberi, bazen bir köşe yazarının güncel bir olayı tahlili, bazen bir röportaj metnini bazen bir aşk romanını, bazen bir macera metnini okuduğunuz ve bazen de bir tiyatroyu seyrettiğinizi sanırsınız Kar’ı okuduğunuzda. Aslında belki de Kar bütün bunların hepsini de içinde barındıran siyasal içeriği ağır basan bir aşk romanı görünümündedir.
Zaman zaman diğer romanlarında olduğu gibi Kar’da da aşkla cinsellik birbirine karıştırılıyor. Snop ifadelerle kösnül bir cinsellik tasviri yapılıyor Zaman zaman. Gene de çağdaşı Ahmet Altan’a göre, daha terbiye edilmiş bir üslup kullandığını da rahatlıkla söyleyebiliriz.