Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Mustafa Altuğ Yayla Tarafından Yapılan Yorumlar

Karen Armstrong'un Büyük Dönüşüm adlı kitabı, dini düşüncenin en etkili dönemlerinden biri olan "Eksen Çağı"nı büyük bir incelikle ele alıyor. Armstrong, Çin'den Yunanistan'a, Hindistan'dan İsrail'e kadar uzak diyarlarda yaşamış filozof ve mistiklerin ortaya koyduğu öğretileri ve bunların dünya genelinde nasıl bir iz bıraktığını anlatıyor. Kitapta beni en çok etkileyen, Eksen Çağı düşünürlerinin şefkati merkeze almaları ve bencillikten uzak durma konusunda ortak bir anlayışa sahip olmaları. O dönemin koşullarında, yaşanan şiddet ve nefrete karşı bu düşünürlerin kişisel sorumluluk ve öz eleştiriyi ön planda tutarak şefkatli ve özverili bir yaklaşımı savunmaları oldukça dikkat çekici. Armstrong, o dönemden günümüze taşınabilecek dersleri hatırlatarak, bugünün dünyasında artan şiddet ve ayrışmaya karşı bu düşüncelerin nasıl ilham kaynağı olabileceğini gerçekten açık bir şekilde göstermiş oluyor.
Orhan Pamuk'un Beyaz Kale adlı romanı, benim için çok özel bir yere sahip. 2007'de okuduğum bu eserde, Osmanlıların da 17. yüzyılda bir yazma eser ve okuma kültürüne sahip olduğunu ilk kez öğrenmiştim. Bu keşif beni Osmanlı tarihine yönlendirdi ve Cemal Kafadar, İhsan Oktay Anar, Reşad Ekrem Koçu gibi yazarların eserlerine yönelmemi sağladı. Roman, kitaplar, okuma ve karakterler arasındaki entelektüel tartışmalar beni o dönemde derin bir şekilde etkiledi. Bu yüzden Beyaz Kale'nin yeri bende başka olmuş oldu...
Salah Birsel'in Kahveler Kitabı, bence yazarın üslubunun doruğa ulaştığı eserlerinden biri. Bu kitapta, sadece kahve ve kahvehane kültürünü değil, dönemin insanlarını ve İstanbul’un sokaklarını da kendine has bir dille anlatıyor. Birsel’in bu üslubunda, Evliya Çelebi’den Reşad Ekrem Koçu’ya kadar uzanan bir anlatım tarzının izlerini bulmak mümkün olduğunu düşünüyorum. Özellikle, tarihî olayları ve gündelik yaşamı iç içe geçirip hafif bir mizah ve ciddiyetle harmanlaması, bu iki büyük anlatıcının üslubuyla bir paralellik gösteriyor. Bu yaklaşım, kahve etrafında şekillenen hikayelerle daha da belirgin hale geliyor. Ayrıca, Kahveler Kitabı, Birsel'in Salah Bey Tarihi serisinin bir cildi olarak, yazarın özgün bakış açısını güzelce aktarıyor.
Gustav Meyrink’in Golem kitabını okuduğumda, beni ilginç bir dünyanın içine sürüklemişti. Kitapta, Prag’ın gizemli ve karanlık sokaklarında dolaşırken gerçek ile hayal arasındaki sınırın nasıl belirsizleştiğini hissediyorsunuz. Anlatımı tam anlamıyla korku ya da fantastik bir roman değil, ama her ikisinden de izler taşıyor. Golem figürü ise sanki insanın bilinçaltındaki korkularla ilgili bir metafor gibiydi. Bilemiyorum... Kitap, özellikle sembollerle dolu yapısıyla okuru düşündürüyor ve bazı yerlerde kaybolmuş gibi hissettiriyor. Bu yönleriyle oldukça etkileyiciydi.
Umberto Eco’nun Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti kitabını otobüste okumuştum. Müthiş bir kitaptı. O zamana kadar “anlatı” kavramına hiç bütüncül bir şekilde bakmamıştım, hatta anlatı diye bir kavramın varlığından bile habersizdim. Kitap, anlatının ne kadar açıklayıcı ve geniş bir kavram olduğunu fark etmemi sağladı. O günden sonra da anlatıların izini sürmek istemeye başladım, özellikle Osmanlı dönemi edebiyatındaki anlatıları araştırma isteği uyandırdı bende.