Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Mustafa Altuğ Yayla Tarafından Yapılan Yorumlar
Orhan Pamuk’un İstanbul kitabını okuduğumda, şehre dair benzer bir bakış açısına sahip olmamız beni hem şaşırtmış hem de mutlu etmişti. Ben mesela, İstanbul’un özellikle sisli, yağmurlu ve kasvetli havalarda gerçek kimliğine büründüğünü ve bu havaların şehre bir hüzün verdiğini düşünürüm. Bu yüzden yazın bence İstanbul, gerçek İstanbul değildir. Pamuk’un, aynı nedenlerle olmasa da, İstanbul’u hüzünle bağdaştırması benim için güzeldi. Kitap, İstanbul’un sokaklarını, tarihini ve kültürünü anlatırken, aynı zamanda Pamuk’un kişisel anılarıyla da dolu. Pamuk’un Abdülhak Şinasi Hisar ve Reşad Ekrem Koçu’yu seviyor olması ise beni özellikle çok etkilemişti, çünkü bu iki yazar da İstanbul'u bambaşka bir derinlikle anlatıyor.
Alberto Manguel’in Okumanın Tarihi kitabını 2009 yılında okumuştum sanırım. Umberto Eco’nun Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti kitabında anlatı kavramını öğrenmem gibi, bu kitapta da "okuma" kavramının ne kadar geniş bir anlam taşıdığını fark etmiştim. Kitap, okuma pratiklerinin tarih boyunca nasıl değişip dönüştüğünü anlatıyordu ve okumanın sadece bir kitabın başına oturup sayfaları çevirmekten ibaret olmadığını gösterdi. Eski çağlardan bugüne, okumanın sosyal, kültürel ve hatta politik bir eylem olarak nasıl şekillendiğini görmek gerçekten ilginçti. Kitap, okuma alışkanlıklarıma yeni bir bakış açısı kazandırdı; sadece kelimelerle değil, farklı yollarla da "okumanın" mümkün olduğunu anlamıştım.
Reşad Ekrem Koçu’nun Tarihimizde Garip Vakalar kitabını lisans yıllarımda okuduğumda, Osmanlı kültürüne farklı bir pencereden bakmamı sağlamıştı. Özellikle sıradan insanların hayatına dair sunduğu gerçekler, ne övgü dolu ne de dışlayıcıydı; aksine, Koçu'nun kendi bakış açısına dayanan sade bir gerçeklik vardı. Kitabı okurken, hem tarih hem de edebiyat arasında duran o eşsiz üslubuna hayran kalmıştım. Ne tamamen tarihsel bir metin ne de edebi bir eserdi, ama ikisinin tam ortasında bir yerde duruyordu. Bu üslup, bana tarih ve edebiyatın sınırlarını sorgulatmıştı.
Bu kitap, ne yazık ki beklenenden fazla yüzeysel kalmış. Giriş kitaplarının genel olarak yüzeysel olması anlaşılabilir; ancak bu kitap, kapsamı itibarıyla oldukça sınırlı. Öncelikle, karşılaştırmalı edebiyat ya da bu disiplinin adı her neyse, odağının yalnızca modern edebiyatlarla sınırlı olmadığını belirtmek gerekir. Modern öncesi döneme dair neredeyse hiçbir şey söylenmemiş. Örneğin, Sheldon Pollock gibi önemli araştırmacılara yer verilebilirdi.
İkinci olarak, literatürdeki güncel tartışmaların büyük bir kısmı göz ardı edilmiş. Yazarlar, sanırım kendi ilgi alanlarına göre bir giriş kitabı oluşturmuşlar. Bu sebeple, kitabın verimli bir şekilde kullanılabilmesi, yalnızca yazarların ilgi alanlarıyla örtüşen konulara merak duyan okuyucular için mümkün olabilir.
Bu haliyle kitap, geniş bir okur kitlesine hitap etmekten uzak kalmış görünüyor.
Öncelikle, böyle bir konu üzerine kitap yazılmasını son derece değerli bulduğumu belirtmek isterim. Yazarın bu alana büyük bir emek verdiği açıkça görülüyor. Ancak, yazarın her konuyu idealize etmeye yönelik yaklaşımı bana pek uygun gelmedi. Bu durum, metni takip etmemi zorlaştırdı ve birçok noktada yazarın ne söyleyeceğini önceden tahmin etmemi sağladı. Ayrıca, yazarın literatüre bir tartışma yürütmek amacıyla değil, genellikle idealleştirmelerine bir "sebep bulmak" amacıyla başvurduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak, kitap iddialı bir projeye sahip olsa da bu iddiaları tam anlamıyla gerçekleştiremediğini söyleyebilirim.