Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

ismailonden Tarafından Yapılan Yorumlar

06.03.2007

basit, bambasit bir anlatım; herkesin aklında olan bir konu. alın size en çok satan!!!

hak etti mi, bance ahyır. ancak ne fark eder ki, vatan millet sakarya edebiyatını sevmiyor muyuz. önemli olan milli egomuzun tatmini demek ki!
06.03.2007

hafif popülizm, hafif popülizm, biraz da milliyetçilik işte karşınızda çok satan bir kitap!

bu kitap iyidir, kötüdür demiyoruz; zira ben de okurken vay anasını nidaları ile okudum. ancak oduktan sonra geçen uzun süre zarfında kitabın bana paranoyak bir gözlükten ötesini vermediğini farkettim.

paranoyak bir gözlük; hiç fena değil değil! bir kitaptan beklenenden fazlası sayılabilir; lakin her olanın arkasından çeşitli fikirler sunmak insanın bazen deli yerine konmasına neden olaibliyor.

az kitap okuyanlara kesinlikle tavsiye etmeyeceğim, çok kitap okuyanlara ise mutlaka okumalarını salık vereceğim bir kitap.
03.03.2007

Russell Robert imzalı, Görünmez Kalp bir romanın her türlü özelliğine sahip olduğu halde insan, bu kitaba direk olarak roman diyemiyor. Nedeni ise, kitabın roman şeklinde yazıldığı halde içerisinde muhteva ettiği iktisadi bilgiler. Efendim kitap, pek tabii roman ancak, kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman ağzınızda sanki ‘Ekonomiye Giriş’ ders kitabını bitirmişsiniz gibi bir tad kalıyor. Ancak bu durumun sizi rahatsız edeceği fikrine kapılmanız yersiz, çünkü alelade bir romanı okuduktan sonra “ee şimdi bana ne vedi bu kitap?” gibi bir düşünceye kapılmıyorsunuz. Aksine “birşeyler kaptım sanırsam” hissiyatı bünyenizi sarıyor, ve de bu hissiyat size hafiften mutluluk veriyor.

Görünmez Kalp, 279 sayfalık bir kitap, ancak arkasındaki ekstra bilgi verilen kısmı da sayarsak şayet 299 sayfayı buluyor. Kitap Liman yayınlarından basılmış ve de kitabın orjinal ismi “The Invisible Heart”. Kitabı Türkçemize kazandıran kişi ise, Mustafa Acar. Her ne kadar piyasa da çok fazla miktarda bulunmasa da, Kadıköy’de bulunabilmekte. Tabii, başka yerlerde yok demek değil, tabii ki başka yerlerde de bulunabilir, bulunamazsa da sipariş verebilirsiniz.

Kitabın bir başka özelliği ise, dilinin akıcılığı bir kaç yer dışında soluksuz okunan bir kitap var elimizde. Bu da kitabın bir başka artısı.

Konudan bahsetmek gerekirse, hikaye bir okulda görev yapan iki öğretmen etrafında yaşanıyor. Hikayede fazla karakterin olmaması da hikayenin esas amacı olan iktisadın temelinin ne olduğunu edindirme fikrinin kaybolmamasını sağlıyor...

Sam Gordon bir ekonomisttir. Yüksek lisan yapmış ve de ardından okullarda kendi branşı ile ilgili öğretmenlik yapmaya karar vermiştir. Diğer karakterimiz ise, Laura Silever. Laura ise bir ingilizce öğretmeni. Ailesinin geneli avukat, Laura’da bu nedenle birkaç sene öğretmenlik yapıp ardından da hukuk okumayı düşünüyor. Esasen temel karakterlerimiz arasında öğretmen olmaları haricinde çok büyük bir benzerlik yok. Bu da, iktisadın ne olduğunu anlayabilmemizi sağlayacak en önemli unsur kitapta...

Bu romanda, Laura genel itibari ile dinleyici, Sam ise anlatıcı konumunda. Sam iktisadı anlatıyor, Laura ise ona karşı birkaç soru soruyor, bu da Sam’in konuda istediği şekilde derinleşebilmesini sağlıyor. Bu sayede, insanların tercihlerinin kendilerine ait olmasını gösterdikleri gibi, fabrikaların maliyet nedeni ile taşınmasını, işçi ihtiyaçlarını ve buna benzer pek çok sosyal temalı konuyu irdeliyorlar.

Tabii şimdi sizin de aklınızda şöyle bir soru işareti var. İki genç insan ve de karşı cinste, bunlar sadece oturup muhabbet mi ediyorlar. Efendim konunun en absürd kısmı ise bu. Yani genç iki insan oturuyor, hiç işleri güçleri yokmuş gibi ekonomi tartışıyorlar. Esasen tartışmıyorlar da, Sam kişisi inatla kapitalist fikirlerini Laura’ya aşılıyor. Yani tamam bir yere kadar, ancak kitapta bu bireylerin duygusal yakınlaşmalarından da bahsediliyor. Bu kısım saçma olmuş diyeceğim, diyeceğim ama zaten yazar bunun farkında. Hatta bu nedenle, zaman zaman Sam, Laura’ya ekonomiden başka neler anlatabilirimi düşünüyor... Bu esnada da, devreye hemen Laura’nın branşı olan, ingiliz edebiyatı giriyor ve de ortalık şenleniyor. Tabii ki, bir ekonomistin, ekonominin temelini anlatmak için roman yazması takdire şayan, bu nedenle de kitaptaki eksileri çok da irdelememek lazım. Neyse efendim nerede kalmıştık, evet ingiliz edebiyatı. İngiliz edebiyatına giriş yapılınca bu sefer kitapta, şiirler yer almaya başlıyor... Şiirlerden daha sonra Sam’in alıntı yaptığını da görüyoruz.

Hikayede ayrıca daha sonra gerçek olmadığı çıkan, sanki başında iki boyuzu ve de elinde de asası olan bir şeytan kıvamlı patron, onun eteklerinde mecburen oturan ailesine düşkün, gerektiği zaman iyiliği için onu satabilecek başkaları... Bu karmaşık ilişki sanki ileride birleşecekmiş gibi esas hikayeden ayrı bir hikayecik olarak yazılmış, ancak çok sıkıcı bir biçimde de hikayeyle bütün oluyor. Gerçekten romandaki en sırıtan sorun bu ekstradan anlatılan hikayenin birleşmesi. Yine de bu soruna göz yumup devam ediyoruz.

Romanda fakirlik çeken yoksulların, dilenen dilencilerin, fabrikası kapanınca madur duruma düşen insanların durumları ekonomi bilimi çerçevesinde acımasızca inceleniyor. Açıkcası zaman zaman, bu kadar da insafsız olunmaz ki canım tepkisini veriyoruz, ancak okuduğumuz bir roman olduğu için de elimizden birşey gelemiyor. Ancak bu sayede de farklı bir bakış açısı ediniyoruz. Ayrıca kitabın sonlarına doğruda insan bu fikre, kendisinin de yakın olduğunu hissediyor. Yani bir fabrika kapanabilir, insanlar da işsiz kalabilir, hatta işsiz kalan aileler bir süre maddi zorluk yaşayabilir. Ancak bu sorunu gören çocuk da fabrikada çalışmak yerine üniversite okuyup daha üst yerlere gelip daha fazla para kazanabilir. Nasıl kitap bana bu fikri verdi, bu kapitalist düşünce için suçlu ben değilim, suçlu direk Russel Robert. Ancak insan şunu da düşünmüyor değil, eğer çocuk üniversite okumazsa, hemen çalışabileceği yakınlarda bir fabrikada yok. O zaman bu çocuk suç işlerse sorun olmaz mı?

Kitapta ayrıca tercih hakkının nasıl, ne şekilde özgür olması gerektiğine de değiniyor sevgili ekonomi öğretmenimiz Sam. Bu konuda örneğimiz, metroda dilenen dilencimiz oluyor (kusuruma bakmayın, ismini hatılayamıyorum). Sam kendisine para veriyor, ancak Laura ise para vermeye içki alacağı için karşı. İşte bu konu sayesinde tercih hakkı işleniyor ve de eğer insan kendisine mutluluk verecekse içki içmesine kimse karşı çıkmamalı diye bir sonuç ortaya çıkarmaya çalışıyor yazarımız. Bu konuda, Laura’nın süper zeka kardeşini denmak istiyorum. Sırf adam içki içmesin diye çantasında meyva suyu taşıyıp, onu veren ve bu sayede de zeki olduğunu sanan bir adam bu. Neden bu kadar içime işledi bu bilmiyorum ama başkasının tercih hakkını ne cüretle engellemeye çalışıp kendi iyisini dayatmaya çalışıyor anlayabilmiş değilim.
03.03.2007





TERCİH



Ticaret, ticaret, ticaret... Derste ticaretin insanları zenginleştirdiğini öğrenmiştik, yada teorik olarak böyle olacağını öğrenmiştik. Russell Roberts bize gerçek örnekleri ile ticaretin ne olduğunu, insanları nasıl ve ne şekilde zenginleştirdiğini bir bir anlatıyor, her ne kadar her olay Amerika eksenli anlatılmış olsa da, bu örnekleri kendimize, Türkiye’mize uygulamak da oldukça kolay gibi görülüyor. Zira Amerika’nın geçtiği yolardan daha biz yeni geçiyoruz ve bu geçiş sürecinin ilerisini görmek, riskleri okumak açısından pek faydalı bir kitap karşımızdaki.

Üretimin, uluslarası ticaretin ve de şu an ülkemizin de en güncel başlıklarından birisi olan yabancı sermaye konularını daha iyi anlayabilmemiz açısından, olayları kavrayabilmemiz açısından işe yarayacak bir kitap Tercih.

Russell Roberts, bu kitabında da zor olanı gayet güzel bir şekilde başarıyor. Zira iktisadın, bu şekilde anlatımı kolay olmasa gerek. Bir ders kitabını, roman kıyafetine sokup, alın herhangi bir roman diye okutmak ve bu romanın da can sıkmadan akıcı bir üsluba sahip olması çok kolay bir şey olmasa gerek. Tabii bu konuda çevirmenin de hakkını yememeli, bir kitabı bu kadar güzel çevirmek için oldukça çaba sarf edilmiş olmalı.

Kitabın ana fikri, ticaretin zenginleştireceğidir. Bunun örneklerini çokca görüyoruz kitapta, televizyon üretiminin japonlara bırakılıp, ilaç sanayisinde gelişmeyi tercih etmek, pek çok defa zikredilen en önemli örnek bu konu hakkında. Araba üretiminde, yine yurt dışından pek çok girdinin olduğunu görüyoruz, ancak bunun yine fakirleşmeyi, dışa bağımlılığı getirmediği aksine, kendi gücümüzü daha faydalı işlere yönlendirebildiğimizi görüyoruz bu örneklerde. Mesela ilaç fabrikasındaki iilaçlar ile Amerika teelvizyon üretmiş de oluyor? Nasıl mı? Çok basit, ürettiğini Japonya’ya satılyor karşılığında da televizyon alıyor. Bu sayede de, her dalda uzmanlaşmak zorunda kalmıyor, gerçi bunu istese de başaramayacağı ortada, zaman kıtlığının ve iş gücü kıtlığının bir gerçek olduğu düşünüldüğü zaman bu imkansızlık daha da ortaya çıkıyor.

Kitap baştan sona ana fikri destekleyen ögeler ile dolu. Her sayfada gerçek dünyadan bir farklı örnek karşımıza çıkıyor, içimizdeki tabuları pek çok defa hayali karakterlerin ağzından duyuyoruz, pek çok zaman Dave ayar veriyor ama sonuçta kafamızdaki bazı soru işaretlerinin cevabını bulmak da bizleri yeni bir bilgiye ulaşmaktan dolayı nirvanaya yaklaştırıyor. Sanırım biraz abarttım, nirvanaya yaklaşmasak da mutlu olmamızı sağladığı da yadsınamayacak bir gerçek.

İşin enteresanı bu kitapta yazar biraz fantastik, biraz da bilim kurguya kaymış. Kötü mü olmuş, asla! Bu sayede esneklik elde etmiş, kah 2000li yılların serbest ticaret yapan Amerika’sı, kah kendine yeterliliği temel almış Amerika. Bir İngiltere, bir Amerika’nın bilmem ne eyaleti, bir ora bir bura. Bir o zaman bir bu zaman. Ancak yazar bu sayede istediklerini anlatabilirmiş ki anlatmış da. Biraz uçuk kabul edilen bu dalı acımasızca kullanan yazarı gerçekten tebrik etmeli. Yazım dilinin de ne kadar başarılı olduğunu bir defa daha hatırlatmakta fayda var... Yazar bu sayede kullandığı argümanları daha işlevsel olarak kullanarak, okuyucularının verilmek istenen mesajı özümsemesini sağlıyor.

Kitap belki konu olarak herkesin alıp okumak isteyeceği bir kitap olmasa da yazarın kitabı yazış şekli ile okunası bir kitap haline geliyor. İktisattan haz alan kimseler için kaçırılmaması gerekli olan bir kitap. Açıkcası bu konulara ilgisi olan kişiler içinpek çok açıdan doyurucu bir kitap.





02.03.2007

şehbenderzade filibeli ahmed hilmi efendi tarafından yazılmış, defalarca okunması gereken, her seferinde yeni anlamları karşınıza çıkartabilecek kadar derin tasavvufi roman. eğer tasavvufa ilgi duyuyorsanız size, sizi anlatabilecek romandır.

iyi bir felsefe tahsili almış olan raci'nin, aynalı dede olarak bilinen bir meczup tarafından eğitilmesini veya kendisini bulmasını anlatan romandır. romada sık sık yahu bu raci de amma bana benziyor diyebilirsiniz. kafanızda bir sürü soru işaretleri var ise bu kitapta bir çoğuna cevap bulabilirsiniz. *

parıltı ve timaş yayınlarından basılan kitabın timaş baskısında gazellerin de günümüz türkçesine çevrilmesi nedeni ile bazı duygularını kaybettiği de okuyanlar tarafından anlatılıyor. eğer orjinale daha fazla önem veriyorsanız parıltı yayınlarını tercih etmelisiniz. kitabın fiyatı da 5 ytl olarak belirtilmiş ancak kitapçılara öğrenci olduğunuzu söylediğinizde 3 ytl'ye de verebiliyorlar.

tam bir başucu eseri olan amak-ı hayal * fenafillah mertebesine yolculuğu ve allah aşkının nasıl insan kalbine girdiğini gösteriyor. yıllarca fantastik ve bilimkurgu edebiyatla uğraşmış olan ben, kendi şahsi düşünceme göre derim ki bu kitap rahatlıkla tolkien'in hobbit'ine, yüzüklerin efedisi'ne, güz yüzüklerine ve silmarillion'una 5 basar. eoin colfer'in artemis fowl'u ile karşılaştırılması bile saçmadır. milyonlarca dolar hasılat yapan narnia bu kitabın tırnağı olamaz. hippilerin kutsal kitabı mertebesine ulaşmış yaban diyarlardaki yabancı adlı kitaptan da kat ve kat üstündür. gerek edebiyat dili, gerekse dayandığı gerçekler nedeni ile çok başarılı bir yapıttır.

içeriğindeki fantastik öğeler insanın kalbinin hızla çarpmasına neden olur.