Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930
E-Dergi
Jülide Uysal Tarafından Yapılan Yorumlar
Zaman Sığınağı, demans hastaları için kurulan ve her biri farklı bir dönemi yeniden yaşatan “zaman klinikleri” fikriyle başlıyor. Geçmişin birebir canlandırıldığı bu sığınaklar, hastalara güven ve huzur vaat ediyor. Ancak roman ilerledikçe bu klinikler sadece bir tedavi yöntemi olmaktan çıkıp, hafıza, etik ve kaçış üzerine düşündüren güçlü bir metafora dönüşüyor. Gospodinov, geçmişe sığınmanın ne kadar şefkatli ve ne kadar tehlikeli olabileceğini ustalıkla sorguluyor.
Veronica’nın Tony’ye gösterdiği zihinsel engelli adam,
Veronica’nın oğlu değil, üvey kardeşi.
Bu kişi, Veronica’nın annesi Sarah Ford ile Adrian’ın ilişkisinden doğan çocuk.
Yani:
Anne: Sarah (Veronica’nın annesi)
Baba: Adrian
Çocuk: Veronica’nın üvey kardeşi
Buradaki asıl sarsıcı nokta şu:
Adrian önce Veronica ile birlikteyken, sonra annesine yöneliyor.
Bu ilişki sonucu doğan çocuk, Adrian’ın tüm o “ahlaki hesaplaşma”larının ve vicdan azabının somut sonucu gibi duruyor.
Bir Son Duygusu, büyük olaylardan çok küçük kırılmaların hayatı nasıl geri dönülmez biçimde etkilediğini anlatan, sessiz ama derin bir roman. Julian Barnes bu kitapta okuru bir gizemin peşinden sürüklemekten ziyade, hafızanın güvenilmezliğiyle yüzleştiriyor.Romanın asıl gücü, “suç”, “sorumluluk” ve “masumiyet” kavramlarını kesin sınırlarla ayırmamasında yatıyor.Barnes, ahlaklı olma iddiasıyla hareket eden insanların bile başkalarının hayatında nasıl derin izler bırakabileceğini gösterirken, kesin yargılardan özellikle kaçınıyor. Bu da kitabı bitirdiğinizde “ne oldu?”dan çok “ben neyi fark etmedim?” sorusunun zihinde kalmasına neden oluyor.
Yazar, yalın ama sarsıcı bir dille, farkındalığın önce yakıcı bir cehennemden geçtiğini hatırlatıyor. Her sayfa, görmezden geldiğimiz, mantığa büründürdüğümüz yanlışlarımızı yüzümüze vuruyor.Bir solukta okunacak kadar akıcı ama her sayfasında durup düşünmeye zorlayacak kadar derin bir kitap. Bazı cümlelerde dakikalarca kalıyor insan. Okudukça kendi karanlığıyla yüzleşiyor; ve yavaş yavaş bir ışık doğuyor. Bu kitap, farkındalığın acıtan yüzünü gösterdikten sonra, içsel bir huzurun kapısını aralıyor.Sadece okunmak için değil, zaman zaman dönüp yeniden yaşamak için bir başucu kitabı.
Ernle Bradford’un Akdeniz kitabı, yalnızca bir tarih anlatısı değil, aynı zamanda bu eşsiz denizin ruhuna dair kapsamlı bir yolculuk sunuyor. Yazar, Akdeniz’in bilinen en erken tarihinden günümüze uzanan süreçte sadece savaşları ve siyasi olayları değil; iklim değişimlerini, denizcilik geleneklerini, halkların birbirinden nasıl etkilendiğini ve bu etkileşimlerin uygarlıkları nasıl dönüştürdüğünü de sade ve akıcı bir dille ele alıyor. Rüzgârların yönünden gemilerin seyrine, balıkçılıktan geçim kaynaklarına kadar pek çok ayrıntı, okuyucuyu sıkmadan, merak uyandırarak aktarılıyor. Kitabın en etkileyici yanı, tarihi kuru bir kronolojiye hapsetmeden coğrafyayı, kültürü, doğayı ve insan yaşamını iç içe sunması. Akdeniz’i yalnızca bir deniz olarak değil, uygarlıkların beşiği, bir yaşam alanı ve sürekli değişen bir sahne olarak hissettiriyor. Tarihe ilgi duyanlar kadar akıcı bir anlatıyla farklı bir pencere arayanlar için de keyifli bir okuma deneyimi.