Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

rss_ems Tarafından Yapılan Yorumlar

15.05.2008

Sayın Prof. Dr. İskender Pala’nın adından onu tanımayanın farklı manalar çıkaracağı bir başlıkla etkileyici bir kitabı daha…Halk arasında divan şiirini sevdiren adam olarak tanınan İskener Pala’nın gerçekten de bunu hakettiğini anlamak için herhangi bir kitabını okuyabilirsiniz.Her kitabında farklı,her kitabının her makalesinde farklı bir tat olan gerçekten eğlenceli ve bir o kadar da seviyeyi tadında bırakıp yerine göre gayet ciddi tavırlarla yergi yaparken yerinde de yapılan doğruları alkışlarcasına bize anlatmakta.Açıkcası şu an kendimi kötü hissediyorum.Çünkü ben burada okuduğum kitaplardan aldıklarımı kısmen de olsa bir yere not etmek,belki de yayınlamak ama asla bunu eleştiri olarak yazmak olarak alıgılanmasını istemiyorum.Neden derseniz,bir insanın kitabını yorumlamak için o kitabın konusunda uzman olmanız,en azından yazardan daha üstün olmanız gerekmekte.Kitabın her sayfasında ne kadar az şey bildiğimi,kültürümüzün ne kadar zengin olduğunu hissettikçe bu yazıyı nasıl kısa bir şekilde tamamlayacağımı düşünmeden edemedim.Sonuçta ben bu yazıları yazma amacımı ilk yazımda belirttiğimden ötürü içim rahat.

Kitap,16. yüzyılda doruklarına ulaşan divan şiirinin ne olduğunu,kimlerin yazdığını,ne amaçla ve neler ifade ettiğini okuyucuya gayet anlaşılır bir şekilde aktarıyor.Kitabın içersine daldığınızda Eski Türkçe denen,kimisinin Osmanlıca dediği aslında kök Türkçe olan gazellerde geçen kelimelerin anlamını bilmeseniz de seslerin okunuşundaki ahenkden tutun da göze hitabından neler ifade ettiğini çıkarabiliyorsunuz.O kadar büyük eserler yazılmış ki dünyadaki diğer edebiyatlara bunların hepsini görme,hissetme, ya da benim Türkçe’m ile hissettiğim gibi hissedemediklerinden dolayı gerçekten acıyorum.Ünlü Leylâ ile Mecnun ‘un aşkını şiirlerinde ele alarak onların aşkını ölümsüzleştiren ki belki de bu günlere getirenlerdir divan şiiri şairleri.. Bakın ne demiş Fuzuli:
“bende mecnun’dan füzun aşıklık istidadı var
aşık-ı sadık benem mecnun’un ancak adı var”
demiştir.Anlamını merak eden varsa buyrun:Bendeki aşk yeteneği Mecnun’dan daha fazladır.Bu yüzden en hakiki aşık benim ama nasıl oluyorsa aşık diye de Mecnun’un adı çıkmış işte!.. Edebiyattaki fazilet kadar etkileyici olmasa da çeşitli nüktelerle (bknz:Rakamlarla Küfür Etmek) edebinizi bozmadan nasıl seviyeli bir şekilde insanlara laf sokacağınızı anlayabilirsiniz.Daha fazla uzatmanın anlamı yok çünkü ne ben bu kitabın inceliklerini size aktarmaya bu kitaplık yeter ne de benim bilgi birikimim.En iyisi bu kitabı en yakın zamanda satın almanızdır.

09.05.2008

Bütün iyi dilekler ve selamlardan sonra… Bu günlerde soğuk algınlığı hastalığımla boğuşurken kitap okuma performansımın düştüğünü farkettim.Kitabımız Sayın Prof. Dr. İskender Pala’nın 37. eseri ve öykü adına yayınladığı ilk kitabı.Ve İskender Pala nın nefis anlatımı… Aşkın kutsallığını, ayrılığın ve kavuşmanın anlamını, insanın aşka düşünce çektiği acıları, aşka düşen şairlerin dilinden dizelerle süsleyen İskender Pala, aşkı sadece kavuşmak olarak anlayanlara, aşkın tükenmeyen bir duygu olduğunu, beklemenin, özlemenin de aşka dair olduğunu seçkin bir üslupla anlatıyor.Her yüzyıldan bir aşk öyküsü var kitapta. Tek başına okunduğunda her biri bir hüzün yumağı, ama ard arda okunduğunda yüzyıllar akarken değişen anlayışları ve hissedişleri sunan bir aşk tespiti… Bu kitabı okumadan aşk şudur demek daima yanlış yargı olacaktır.

Kitaptan beğendiğim bölümlerden en kısa olanı yayınlamak istiyorum.İşte: “Bir zamanlar adamın biri derdinden ağlayıp sızlanmıyormuş.Ünlü şeyhlerden Şiblî onun halini görmüş,ağlamasının sebebini sormuş.İşte cevap:

-Güzelliği canıma can katan,ömrümü artıran bir sevgilim vardı.Geçenlerde öldü,şimdi ayrılığı beni de öldürüyor.

-Mademki sevgilinin hasretiyle yanıp tutuşuyorsun,demiş Şıblî,o halde yeni bir sevgili bul kendine.Ama dikkat et,bu sefer âşık olduğun sevgili ölenlerden olmasın.”

Türkmen kocası Yunus’un “Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez” dediği odur işte.
09.05.2008

Sayın Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun bundan 8 yıl önce yayınladığı kitaba eskimiş ama içersinde altın bilgiler olan bir kitap olarak bakmak gerekir.Bakınız bu konuda ne yazmışlar: “Sanat adamları ancak yeryüzünü güzelleştirebilmek uğrunda, çirkinde bile mecut olan bütün güzellikleri insanların gönül gözünde yerleştirmek için çaba sarfetmek mecburiyetindedirler. Yeryüzünün güzelleşmesi dünkü, bugünkü, yarınki çabaların senteziyle olur.” Geçmişimizi bu seri ile yaşıyorcasına pekiştirebiliriz.

Dünkü Türkiye Dizisi İstanbul’un fethine kadar geçen zaman içersinde olmuş olayları yazarın bize yaşıyorcasına yansıttığı 12 kitaptır.Seri Kilit,Anahtar .. diye devam etmekte.Zamanla bu serinin tamamını okumaya çalışacağım tabii.Şimdilik okuduğum kadarını sizlere anlatmaya çalışayım.Serinin ilk kitabı Kilit Selçuklu zamanında Alpaslan dönemini anlatmakta.Asıl konumuz Anahtar olduğundan Kilit’i atlamam gerekiyor fakat belirtmeliyim ki Kilit’i okumadan Anahtar’ı okursanız gerçekten şahışlar ve bir çok olayı anlamakta zorlanabilirsiniz.İşte ben de daha önce serinin ilk kitabı olan Kilit’i okudum.Çocukluk döneminden sultanlığa bir ömür boyu Alpaslan’dan bahsediyor.Anahtar ise Alpaslan’ın vefatından başlayan bir kitap.Açıkcası tek kelimeyle şudur denilemez.Zamanın güç dengelerini,bir çok taktiği,sevgiyi ve hüznü,zafer ve bozgunu içinizde hissediyorsunuz.Alpaslan’dan sonra yerine geçen oğlu Sultan Melikşah’ın etrafında dönen entrikalar,beylerin tahta göz dikmeleri,Bizans’ın bölünüşü,ülkenin bütünlüğünü sağlamak için yapılan fedakarlıklar,kardeşinin ölümüne göz yummadan tutun da kendi canını feda etmek ve daha niceleri..

Okurken biz Türklerin atası Selçukluların başından geçen onca olay ve nasıl vefa duygusuna sahip olduklarını anlıyorsunuz.Kısacası okuyun tarihimizi öğrenin.Saygılar,Sevgiler.. ((:
09.05.2008

(Sayın Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun üst üste kuduğum ikinci kitabı olduğundan ve eğitim hayatımın sınav dönemine denk gelmesinden,ayrıca yaz mevsiminin gelmesiyle çayır çimen yayılmamdan ötürü kitap okuma hızım yavaşlamaya başladı.Yakın zamanda sipariş ettiğim yeni kitapların gelmesiyle birlikte daha da hızlanacağımdan eminim.Bir önceki siparişimden gelmiş olan İskender Pala’nın kitabını da bitirdikten sonra biraz daha eğlenceli bir bloga dönüşeceğimden eminim.)

Rahmetli olduğunu sonradan öğrendiğim değerli yazarın her kitabında ayrı bir Türk yiğidi boy göstermekte.Bu kitapta göze çarpan yiğitlerimiz benim için sırasıyla Ersagun Bey (kendisi Alpaslan’dan yadigardır),Kılıç Aslan (bir önceki kitapta geçen Süleyman Bey’in oğlu,Türkiye’nin Sultanı),Çaka Bey (Bizansta yetişmiş bir bey,Bizans oyunlarını bilen ve denizcilikte bir numara).. Ayrıca Sarı hoca ve Küpeli Hafız gibi bilekten çok düşünce gücüne önem veren değerli kişiler.. Kitabımız haçlı ordusunun oluşturmak için dinsiz,kendini ölümsüz sanan bir grubun uğraşlarının başarıyla sonuçlanmasıyla başlıyor.Ki bu ekip aynı zamanda Melikşah’ımızı öldüren kişilerin arkasındakilerdir.Kitabın büyük bir kısmı zaten haçlı ordusuna karşı yapılan savaşlar ve zaferlerimiz,ayrıca Bizansın oyunları gibi entrikalarla geçiyor.Her zaman olduğu ve olacağı gibi Türk’ü sadece soydaşı kırabiliyor.Kitapta dikkatimi tekrar tekrar çeken bir başka şey ise Bizans’ın nasıl uzun süre dim dik olmasa da (kitapta için boş ağaç kabuğu diye geçer) ayakta kaldığını anlatıyor.Serinin 3. kitabı olan bu kitap benim için heyecanlı bir kitap ve diğer kitaplarla birleşince bir birikimdi.Ayrıca yeni bir teknik geliştirdim.Okuduğum kitaptaki yer isimlerinin günümüz diliyle karşılaştırıp,tarih haritalarından kitabı takip etmek gerek hayal gücü gerekse anlam katma açısından etkileyici oluyor.Benim için klasikleşmiş kitaptan beğendiğim küçük bir bölümle yazımı sonlandırayım.

” Ergenekon çok eski bir Malazgirt’tir.Ordan,o Ergenekon’dan nasıl çıktıysak Malazgirt ovasına öyle geldik,Malazgirt ovasından da öyle çıktık.Bunu böyle belleyin.Sabahtan beri,daha gün ışırken,Malazgirt günüdür bugün deyip nasıl ciride,çevgana başladıysanız gün batmasına yakın da Ergenekon’dan çıkışı anmalısınız.Ergenekon’dan çıkılan o gün o saat,kor ateşte demir döğülerek kutlandı.Her yıl o gün o saat geldi mi,Oğuz soyundan gelme boylar nerde olursa olsun kor ateşte demir döğdüler,niye?Biz varız işte,biz yeryüzündeyiz,yok olmadık;gücümüz kökenimizdir,ateşle demirdir bilne,unutulmaya diye!”
09.04.2008

İlerisi İçin, Oktay Sinanoğlu"İlerisi İçin" adlı kitabımızın yazarı Sayın Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu;dünyanın en genç profesörü olmuş kişisi ve 2 kez çeşitli ülkelerde Nobel'e aday gösterildi.Aldığı ödüller,yayınladığı uluslararası yazıların haddi hesabı yok.Hatta kitabın sonunda uluslararası yayınladığı yazılarının başlıklarının listelendiği yaklaşık 32 sayfa bir index bulunuyor.Türk Aynştaynı Oktay Sinanoğlu'nu "Bye Bye Türkçe,Hedef Türkiye,Büyük Uyanış,Ne Yapmalı,Türkçe Giderse Türkiye Gider(dvd).." gibi kitaplardan tanıyor olabilirsiniz.Diğer kitaplarını okumadığım için eksik kalan yerleri okudukça tamamlayacağım.((: Bilim+Gönül parolasıyla yıllarca canımız ülkemizin temel sorunları hakkında yazılar yazarak bizleri aydınlatan Sinanoğlu,Türkçe'nin de korunması konusunda çok büyük çabalar gösterdi ve göstermekte.Bildiğim kadarıyla halen çalışmalarına devam ediyor ve bir çok yerde gerek konforanslarla gerek söyleşileriyle iş başında.

"İlerisi İçin" adlı kitabında Türkiye'nin gelecek zamanlarda yürütmesi gereken politikalar hakkında matematiksel bir bakış açısıyla önceden görerek tahminlerde bulunan Sinanoğlu,bozdurtulmaya çalışılan güzel Türkçe'mizi korumamız için çare ve ilkelerden bahsediyor.Kitap bir çok evrenketlerde yaptığı konuşmaların yazıya dökülmüş hali ve söyleşilerinden,bilimsel yazılarından parçalardan oluşmakta.Ayrıca ilerisi için siyaset başlığı altında Avrupa Birliği(AB) ve Amerika Birleşik Devletleri(ABD) arasında kalışımızdan ve yaptığımız hatalar ve bu hataların telafilerinden açık örneklerle bahsediyor.Gerektiği yerde çok sert eleştirilere başvurarak ve bir çok yerde aynı konuyu ele alarak okuyucu üzerindeki yazının etkisini ve dolayısıyla kalıcılıkla birlikte fikirlerin sağlamlaşmasını amaçlamış.Kitabın büyük bir bölümünü de dış ülkelerde yaşayan Türkler'e ayırmış.Türk soydaşlarımızla ilişkilerin artırılması gerektiğini vurgulayarak Avrupa Birliğinin çifte sıtandartlarından ve yaptıkları haksızlıktan örneklerle devam ediyor.

Kısaca bir özet geçmemiz gerekirse ki bu özet kitabın içerisindeki cevherleri size aktarmaya yetmeyecektir,Avrupa'nın ve Amerika'nın bizde oluşturduğu yumuşak güçle sömürgeleştirme planları son haddine gelmiş durumda.Ülkemizi içten,kültürümüzü çökerterek ele geçirmeyi amaçlayanlara karşı dur demenin tam vaktidir.Bunun için oluşturulan parola Bilim+Gönül'dür.Tüm bilimsel araştırmalarda Türkiye'yi yücelterek matematikle zenginleştirmeliyiz,bu parolamızın bilim kısmıdır.Bozdurtulmaya çalışılan,yerine Tarzanca eğitim koyulmaya çalışılan Türkçe'miz ve Asyadan gelen tasavvuf kültürümüz de bizim gönülümüzü oluşturacaktır.İşte biz bu parolanın gereklerini yerine getirdiğimizde ülkemizin diğer sorunları zamanla düzelecek,pırıl pırıl nesiller ile İlerisi İçin sağlam adımlar atmış olacağız.Her şey elimizde.Herkesin Türkiye’nin işi bitti, defteri dürüldü dediği zaman bile vazgeçmeden yola devam etmek bizim görevimizdir.


Kaynak: http://www.rss-ems.com/kitap/09-04-2008/ilerisi-icinilerisi-icin/