Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Bahadır Cüneyt Yalçın Tarafından Yapılan Yorumlar

Bu serinin onuncu ve (şimdilik) son cildiyle birlikte Nişanyan'ın önemli ve gerekli bir yazar olduğunu yeniden anladım. Bu kadar çok ama gerçekten çok "bilgiyi", "görgüyü", "fikri" böyle hoş bir mizahla harmanlayabilen pek az yazar var. Yaşadığımız coğrafyada nadiren rastlayabiliyoruz. Şahsen, yazdıklarından okuduğum kelime sayısı bağlamında (hem de sadece birkaç yılda) kütüphanemde ilk üçe girdiğini sanıyorum. Girdiği tartışmaların bazılarına (bilgisizliğimden dolayı) taraf değilim, bazılarında da beni ikna edemiyor. Öte yandan, bu tartışmalardaki savlarının ciddi bir kısmını anlıyor ve ona katılıyorum. Düşünceler hayır kurumlarınca insanlara beleş dağıtılsa "bir de bu var" departmanında Nişanyan’ınkiler mutlaka olmalı. Okuma keyfi nedir diye soranlara verebileceğim ilk cevaplardan biri odur. Şu rezil çağda sadece okuma keyfi peşinde koşmak da, okurken gülmeyi arzulamak da ayıp sayılmasın artık değil mi?
Çok iyi bir hikaye, çok iyi bir çeviri, çok iyi bir edisyon. Mizahı ıhlamur, tempo kadife, üslup olgun. Tersine Kitap'ın ve yazarın artık şahsi radarımda olduğunu söyleyebilirim. Çağımızda ikili ilişkilerin sığ romantizmine, teknolojik yahut lojistik şiddet şovuna, gizem tacirliğine yüz vermeden yazılan roman cesurdur; beni kuvvetle enterese eder.
Geçen yıl hayatını kaybeden David Lodge'un ilk romanlardan biri, kampüs üçlemesinin birincisi. Gayet keyifli bir okuma. Lodge'un eserlerini tarif etmek için şu üç kelimeden faydalanabiliriz; üniversite, edebiyat, seks. Elbette mizah önemli bir unsur. Saydığım üç kelimeyi ve mizahını düşünüp komik olay örgülerini hesaba katınca Woody Allen'ın filmlerinden hoşlananlar Lodge'u da sevebileceğini söylemek yanlış olmaz. Zaten Allen'ın kitapları değilse bile filmleri söz konusu olduğunda o üç kelime şuna dönüşür: sinema, edebiyat, seks. Lodge'a geri dönersek bu roman epey komik, kolaja göz kırpan tekniğiyle de delişmen, çekici. Baştan sona her sayfada en azından gülümsetiyor, bazı yerlerde kahkaha işten değil. Bu kitap kendi ülkesinde yayımlandığında, yani 1975 yılında, kitapta değinilen konularının çoğu ülkemizde açıkça tabuydu. Şimdi bile öyle denebilir. Okurken telefon ve bilgisayar olmadığını fark etmezseniz çağdaş bir roman okuyor gibi olabilirsiniz.
Twain öldükten sonra yayımlanmış, iyi de olmuş çünkü yazarın bütün kredisine rağmen epey tepki alabilirdi. Tee 1962’de yayımlanmış, Dünya’nın görece en sakin döneminde. Her ne kadar Şeytanın ağzından yazılan mektuplar gibi başlıklanmış olsa da, deneme diyebileceğimiz, İncil üzerine nefis hicivler. Kitabın temasını anlayınca elimden bırakmayı bile düşündüm çünkü edebiyatta dini referanslı metinler bana sıkıcı gelir. İyi ki bırakmamışım çünkü neredeyse kahkaha vadeden bir üslup ve içerik var. Hristiyan inancına hatta komple insanevladına alaycı, sert eleştiri. Mizahi bakımdan harika, teolojik açıdan değerlendirmek zaten beni aşar. Ancak müthiş tutarsızlıkları işaret ediyor ve şiddetin yüceltildiğini, cinsel münasebetin kötülendiğini savunuyor. Sinek ve içindeki kötüden kurtulamayan insan da yazarın sivri dilinden nasibini almış. Yazarın Ademle Havva’nın Günlüğü eseriyle bütünlük taşıyor. Vonnegut’un üzerindeki Twain etkisini bu kitapta daha fazla hissettim.
Çeviri isminden tutun da arka kapak yazısına kadar aslan gibi mizah kitabı nasıl sindirilip, ezilip kişisel gelişim kabızlığına hapsedilir örneği. Oysa delicesine komik, nefis bir mizah edebiyatı şenliği! Yazarın benzer başka kitapları da varmış ama tabii ki çevrilmemiş, çevrilmeyecek... İngilizcesinden okuyacağız çare yok. Mesela sadece listelerle yazılmış bir romanı var. Harika değil mi? Guy Browning şahsi takip listeme kahkahalı bir giriş yaptı efendim.