Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Bahadır Cüneyt Yalçın Tarafından Yapılan Yorumlar

Baştan sona tertemiz bir dille, zekice, kırıp dökmeden yazılmış bu roman okunmayı hak ediyor. Yazarın kadın olduğunu kitabın yarısında tesadüfen öğrendim. Bu beni mest etti çünkü bir kadın yazarın erkek beynini ne güzel özümsediğini görüp edebiyat adına mesut oldum. Şaşırdım ve çok sevindim. Kaç yıldır bu denli "unisex" bir roman okumamıştım. Bir başka deyişle bu roman hem erkek hem de kadın okurlara, roman ve mizahperverlere eşit derecede esşiz bir okuma keyfi vadediyor. Fabienne Betting'i zevkle izleyeceğim. Sel Yayıncılık'ı tebrik ederim, inşallah yazarın diğer kitaplarını da dilimize getirir.
Temposu, akıcılığı ve ilginçliğiyle tipik bir "çan eğrisi" romanı. Yani ilk 50 sayfada hoş bir şey okuduğunuzu biliyor ama az sonra "eeeah" diyebileceğinizi düşünüyorsunuz, 60’lardan sonra gerçekten çok acayip, çok sürükleyici ve komik bir hal alıyor ama finalinde bilindik romantik komedi banalliğine, klişeler havuzuna geri dönüyor. Bu romana kötü filan diyemem yanlış anlaşılmasın, ancak özellikle son otuz kırk sayfada tam olarak "garantici" bir yönteme başvurmuş yazar. Benim için bir kitabı sıradanlaşmanın uçurumuna taşıyan, oturduğum yerde satırları atlayarak, üfüldeyerek okumama sebep hareketler bunlar. Üstelik kitabın gövdesinde bizi sayfalara mıhlayan maceranın finalde eriyerek, belirsizleşerek sadece kadın erkek ilişkisi açısından nihayete ermesi. Öte yandan başka bir yazarın elinde "kaybeden" öyküsüne dönüşebilecek mevzuyu mizahi duruşunu bozmadan anlatması takdire şayan.
Kevin Wilson'ın okuduğum 3 kitabında da çocuklar var. Çocuklar hakkında düşünmeyi ve yazmayı seviyor. Bunu olağanüstü incelikli, ilginç, komik bir şekilde yapıyor. Bir Şey Olduğu Yok romanı içlerinde en dokunaklı olanı. Özel bir yazar özel çocukları ve onu sahiplenen genç kadını anlatıyor. Çocuklar alev alıyor, genç kadın sevdikçe seviyor bu ikizleri. Siz de ellerinizi göğsünüzde kavuşturup "hadi ama Lillian, sen bunu halledersin, ha gayret" diyorsunuz heyecanla. Her cümlesi düşünülmüş, sizi tarif ettiği âlemin içine çekiveren atmosferi mükemmel bir kitap. Şahsen her daim mizah dozu yüksek kitapları tercih ederim. Romanın mizah dozu aman aman değil ama gerçekten enteresan bir hikâyeyi kalbe ve beyne aynı anda üflüyor Wilson. Çağdaş dünya edebiyatı cinsiyetlerüstü kurmacaya doğru giderken bu doğaüstü hadiseye müthiş doğal karakterler yerleştirerek bir okuma bayramı tertip etmiş. Ayrıca editörü Algan Sezgintüredi olunca, yayıncı Domingo ise bir başka leziz oluyor edebiyat.
Gözlerim yandı. Yazar gene kimsenin aklına gelmeyen bir konuyu; yaraları, yaralarımızı irdelemiş. Bence bundan sonraki kitabının adı "Yaralar ve Ekmek" olmalı.
Yazarın onlarca karakteri ustaca buluşturmasına, fikirleri kelebekler gibi uçurmasına, müziğe, siyasete, akademiye, şiire, savaşlara, seyahatlere, şehirlere, medeniyetlere, aşka, diplomasiye, casuslara, ticarete, paraya, denize ve karaya dair önermeleri, atışmaları bu karakterlerin ağzından tempoyu düşürmeden sunmasına hayran oldum. O bütün insanlığa objektif bir şekilde bakan sihirli göz mest etti. Yakın tarihe, hatta bugünümüze gönderilen işaret, teşhis ve hatta tedavileri fark etmek zevkliydi. Okurların ekserisinin en başta aradığı o sürükleyiciliği istismara kaçmadan, doğallıkla yapması müthişti. Anlatıcı tek olsa da; her paragrafında edebiyat ve her satırında ince ince düşünülmüş bir atmosfer, neredeyse çürük ahşap, cilalı eski parke, arnavut kaldırımı ve deniz tuzu kokusunu aldığımız İstanbul'u onlarca karakterin bakışından izletmesi ne güzeldi. Edebiyatımız gelişecekse Selçuk Orhan gibi üstün yetenekli, sağduyulu, soğukkanlı, saf ve düşünceli yazarlarla gelişecek.