Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Bahadır Cüneyt Yalçın Tarafından Yapılan Yorumlar

Cem Tunçer ne yazsa okurum. Okurlara öneririm. Juvenil kıpkısa hikayelerden roman tadında keyifli bir kitap. Trajedi ile komedinin kucaklaşması. İntihar, ölüm ve yalnızlık ilginç bir bakış açısıyla işleniyor. Çağdaş, edebi açıdan cesur. Özellikle 61. sayfadaki "Kraker" adlı hikaye müthiş, müthiş. Kahramanları ağlarken bunda gülünecek bir şeyler de buluyor, bulduruyor. Zaten özellikle bu coğrafyada gülmek için önce ağlamak veya tam tersi gerekiyor. Yazar bunu biliyor. Bazı kısımlar bana göre ajitasyona göz kırpsa da, kimi bölümlerde "çok yalnızım lan" kokusuyla "böyle yazmayanı dövüyorlar" mesajı işitilse de Cem çok iyi bir yazar, seviyorum. Siz de sevin.
Kuş Lokumu Nisan 2011’de başladı. Hangi türe girdiğine
bir türlü karar veremedim. Adresi mizah edebiyatı caddesi,
kuş lokumu sokağı olsun. Elinizdeki sözlük Afili Filintalar’da,
sosyal medyada, dergilerde yazdıklarımdan ve hiçbir yerde
yayımlanmamış yeni lokumlardan oluşuyor. Keyifli okumalar dilerim.
Yaşlı, kariyerinin sonunda bir çizerin torununa iki gün göz kulak olmak için kızının evine gelmesini ve orada torunu Mario ile geçirdiği birkaç günü okuyoruz. Yazarın kara mizahı, baş karakterin duygu ve düşüncelerini dürüst ve nitelikli, keyifle okunan bir biçimde aktarması, dört yaşında bir çocuğun dünyasıyla yetmişli yaşlarda bir adamın dünyasını nefis çarpıştırması beni etkiledi. Sık sık Orhan Pamuk ve John Williams keyfi aldım. Üç bölümlük kısa romanın son bölümü öyle kaliteli, dört başı mamur ama insanca bir gerilimle kotarılmış ki bunun yazarlar için de "ders niteliğinde" olduğunu söyleyebilirim. Kitap gayet sürükleyici ama tamamına çok yakını aynı evde geçiyor, zordur bunu sağlamak. Benim gibi küçük çocuğu olan babaların veya dedelerin zevkle okuyacağı bir eser. Bizim coğrafyaya yakın analizler, duygular ve psikolojik savaşlar. Çocuklar her yerde zehir gibiler, dedeler ağrılarla ve muhasebeyle dolu.
Mozart 2010 yılına uyanıyor... Müziğin esprisi ve zaman yolcularının duyguları hakkında bir roman okumak ister misiniz? Yabancı olma duygusuna dair bir dahinin muzip ve mahcup beyninden gollük paslar almak ister misiniz? Hem komik hem de ağlamaklı, gerçekle kurmacanın oturup virüs korkusu olmadan sarılıp sarmaştığı lezzetli bir roman okumak ister misiniz? Eski keman kokusunu almak, beyaz peruk dalgalarını hissetmek ve piyano taburesinin yüzyıllık parkeye sürterken çıkardığı sesi duymak için okumak ister misiniz? Eva Baronsky kapınıza kadar geldi. Edebiyat lokumu da getirmiş. Açın o kapıyı.
Bu kitabı okurken "sanırım paralel evrende bu adam benim şimdiden elli yıl sonrada yaşayan Hollandalı modifikasyonum" diye düşünmüştüm. Sanki tam olarak istediğim şeyleri, sevdiğim üslupta ve sadece benim için yazıyordu. O kadar zevkle, o kadar gülerek ve o kadar hımhımlayarak okudum ki dünya o günlerde gözüme çok daha güzel ve adil göründü. Romanımız seksen üç yaşını biraz geçmiş bir ihtiyarın huzurevinde yazdığı günlükten oluşuyor. Groen'in ülkesiyle, dünyayla, kadınlarla, erkeklerle, süs balıklarıyla, yürüteçlerle, pörsük ruhlarla ve elbette yaşlılıkla ilgili kahkahaperver satırlarıyla dolu. Pek matrak, iğneli ve oldukça öğretici. İğneli dediğime bakmayın; rahatça, bir kadife kediyi okşarmış gibi okunuyor. "Yazarın diğer kitabını da basarlar inşallah" diyerek bitiriyor, halkımızı selamlıyorum.