Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Gamze Özdemir

Ben Gamze Özdemir. 24 yaşındayım ve Odtü'de öğrenciyim. Kaliteli üretime sahip kitaplara güvenilir şekilde ulaşmamı sağladığı için uzun zamandır Kitap Yurdu'nun üyesi ve takipçisiyim. Kitap okumayı çok seviyorum ve her yeni kitapta farklı bir heyecan ve sorumluluk hissediyorum. Kitabın yazarı hakkında bilgi edinmek, okurken notlar ve vurgular ile o kitabı hayatımın bir parçası haline getirmek benim için çok güzel bir zenginlik. Okulumun GST ve Kitap Topluluğu'nun, ''kitap kritikleri'' ve ''okullarda kütüphane (Kitabüs)'' etkinliklerinin üyesiyim. Okuduğum kitaplar hakkındaki bilgileri unuttuğumu farketmem üzerine, okurken eş zamanlı olarak kitap hakkında bilgiler ve fikirlerimi içeren bir okuma defteri tutuyorum. Aynı zamanda bir kitap sayfasında içerik üretiyorum ve bir kütüphanede gönüllü olarak çalışıyorum. Okurken bazı cümlelerin altını çizmek ve notlar almak kitabı bana özel kılıyor ve bir zaman sonra okuduğum ana dair algılama biçimime rastlamamı sağlıyor.

Gamze Özdemir Tarafından Yapılan Yorumlar

05.10.2025

Ahmet Ümit'in yıllar önce ilk okuduğum romanıydı. Oldukça sürükleyici bu kitabı keyifle okudum.
Kitaplarının çizilmiş, notlar alınmış olduğunu görmenin güzelliğinden bahsediyor bir bölümde Beyhan Budak. Tam da öyle oluyor, çizili yerleri çizilmemiş kısımlardan fazla olabilecek kitaplardan… Modern hayatın karmaşasında kendine yol bulmaya çalışan, psikolojik sağlamlığa yatırım yapan herkes için işlevsel bir kılavuz gibi.

*
Karmaşık teorilerden uzak, bilimi günlüğe indiren sade bir dil sayesinde, hayatın içinden konuları tanımak kolaylaşıyor. Nedir bu konular? Özünde herkes bu hayatın acemisi olarak dünyaya geliyor, sonra alışkanlık, içsel huzur, özgüven, ilişki, kaygı gibi kavramlarla sıklıkla karşılaşarak dönüşüyor. Ama hangi yaşta olursak olalım, hayata dair bir şeyleri yeniden öğrenen bizler için “acemi” kavramı çok yerinde hissettiriyor. Zamanla “Hayatın ustası oluyor” gibi bir şey demek pek gerçekçi bir beklenti gibi gelmiyor. “Hem niye olalım, zorunda mıyız?” diyerek Beyhan Budak'ın kitapta yer verdiği canım Virginia Woolf’un bir sözünü eklemek istiyorum;

“Acele etmeye gerek yok. Parıldamaya gerek yok. Kendinden başkası olmaya gerek yok.”

Değişiyor, dönüşüyor ve öğreniyoruz. Kimi zaman öğrendiklerimizi yıkıyor ve yeniden inşa ediyoruz; hayatın daimi öğrencisi gibiyiz. En tatlı kısmı da sanki Beyhan Budak ile bir seansta, sohbet havasında ilerlemesi…
Serkan Karaismailoğlu dopaminin yalnızca bir mutluluk kimyasalı değil, aynı zamanda davranışlarımızı, seçimlerimizi ve hatta kimliğimizi şekillendiren hayati bir nörotransmitter olduğundan bahsediyor. Kitap boyunca nörobilimin penceresinden insan davranışlarını, alışkanlıkları ve bağımlılıkları ele alan yazar, beyin kimyasının bizim sandığımızdan çok daha belirleyici olduğunu vurguluyor. Bunu yaparken bilimsel bilgileri sade, anlaşılır ve yer yer sohbet havasındaki diliyle harmanlayarak okuma sürecini oldukça hızlandırıyor.

Karaismailoğlu, çağımızın “haz odaklı” davranış kalıplarını dopamin mekanizmasıyla ilişkilendirerek, neden bazı davranışları tekrar tekrar sergilediğimizi, neden bazen motive olmakta zorlandığımızı ya da nasıl ‘iyi hissetme’ arzusunun kontrolsüzce yönümüzü belirleyebildiğini örnekliyor. Dijital bağımlılıklardan yemek yeme alışkanlıklarına kadar uzanan geniş bir davranış yelpazesi, bilimsel bilgiler ışığında inceleniyor. ‘’Dopamin, geleceğin kimyasalıdır.’’ teziyle, dopaminin sadece anda değil, bizi gelecekte bekleyen ödülün hayalini kurarken bile nasıl aktive olduğunu gösteriyor. Yani bazen bir işi yapmadan önce onu yapma fikriyle bile dopamin salgılayarak kendimizi ‘yapmış gibi’ kandırabiliyoruz.

Yazar, kitap boyunca sık sık farkındalık kavramının altını çiziyor. Çünkü dopamin mekanizması, kontrolsüz bırakıldığında insanı kısa vadeli ödüllere yönlendirerek uzun vadeli hedeflerden uzaklaştırabiliyor. Dolayısıyla öz denetim ve dikkat eğitimi, kitabın işaret ettiği önemli gelişim alanlarından biri haline geliyor. Sadece akademik bilgi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda kişinin kendi davranış örüntülerini gözlemleyip yeniden yapılandırabilmesi için ipuçları da barındırıyor. Kimi zaman bir alışkanlığı bırakmak, kimi zaman bir yenisini kazanmak için nereden başlamamız gerektiğini gösteriyor. Beynimizdeki kimyasalları bizim yönetebileceğimizi özetleyen bu kitap sayesinde, her gün karşılaştığımız yüzlerce uyarıcının dopamin sistemimizi etkilediğini ama bu sistemi tanıdıkça ona hükmetmenin mümkün olduğunu fark etmek mümkün.

Aslında bu kitap kişisel gelişim kitaplarının ötesinde, insan davranışlarının neden-sonuç ilişkisini beyin temelli açıklamalarla anlamamızı sağlayan, okuyucuyu hem düşündüren hem de harekete geçmeye çağıran nitelikli bir kaynak. Zihinsel temizlik, davranış farkındalığı ve sürdürülebilir alışkanlıklar inşa etmek isteyen herkes için okunması gereken kitaplardan biri olduğuna inanıyorum.
‘’Bu kitap, bir çocuğun esenliğinden ve mutluluğundan kendini sorumlu hisseden herkes için’’.

•Teknoloji çağında doğayı kucaklayan çocuklar yetiştirme gayesiyle yola çıkmış bir baba, yedi bölümden oluşan kitapta doğa ile çocuklarının bağını kuvvetlendirme deneyimlerini aktarıyor. Kimi deneyimler çocukların doğada olmasının güzelliğini gözler önüne sererken kimi deneyimlerde yalnızca belirli kesimlerin erişebileceği veya erişmeyi tercih edeceği türden deneyimler. Özellikle Türkiye’deki yaklaşımlar göz önünde bulundurulduğunda, bazı deneyimler aşırı veya travmatik olabilir.

•Kitapta da bahsedildiği gibi çocuk yetiştirme konusundaki makul risk düzeyi, zamana ve mekana göre değişir. En iyi ihtimali umup en kötü ihtimale göre hazırlık yapmak gerekir. Ama bazı bölümleri bir kenara ayırırsam, mevcut çocuk & doğa bilincimi ve heyecanımı katlayarak çoğaltan bir kitaptı. Çocukların toprakla, bitkiyle, besinlerin sofraya gelme süreciyle, hayvanların yaşamıyla ve doğanın cömertliğiyle ilgili öğrenmesi gereken ne çok şey var. Onların doğadan başarıyı, başarısızlığı, sabrı, sorumluluk almayı, paylaşmayı ve hatta ölümü öğrenmeleri mümkün. Çocuğa bir bitkiyi büyütme sorumluluğu vermek, kirlenme kaygısı gütmeden çamurla temasını desteklemek, mantarları, yıldızları, hayvanların ve bitkilerin doğal yaşamını gözlemlemek, balık tutma sürecini deneyimlemek, kamp yapmak, ateş yakmak, yağmurda suya toprağa bulanmak, doğadan materyaller toplayarak koleksiyon yapmak, risk almak, zorlu süreçlere adapte olmak kitapta bahsedilenlerden bazıları. Özellikle çocuğun bir bitkiyi büyütmek için emek vermesi ve o bitkinin ürünlerinin sofraya gelme sürecini tanıması, onlara değer vermenin, doğaya minnet duymanın güzel bir yolu. Böylece çalışmanın değerini ve gerçek besinlerin tadını öğrenme fırsatı elde ederler.

•Başkalarını izleyerek dolaylı deneyim kazanmak değerli olsa da Vygotsky’nin de belirttiği gibi müdahalesiz öğretim anlayışıyla, çocukların ihtiyaç duyduklarında rehberler eşliğinde birinci elden aktif rol alması ve deneyim kazanması çok daha değerli. Doğanın içindeyken eşlik edebilecek birçok soru, etkinlik, deney mevcut. Yeter ki bu etkileşime hevesli yetişkinler olsun, çocukların zaten doğuştan gelen merak duygusu var. Çocuklara yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biri, içinde yaşadıkları doğal dünyaya karşı hissettikleri bu merak duygusunu köreltmektir. Örneğin çocuklar kötü hava fikrini yetişkinlerden öğrenir. Bu sebeple davranışlarımızın, konuşmalarımızın ve benimsediklerimizin önemi düşündüğümüzden fazlasıdır.

•Elbette aynı zamanda birçok faydası olan teknolojiden vazgeçmesekte onu doğaya tercih etmediğimiz bir yaklaşımı benimsemek ve bundan aldığımız keyfi yansıtmak, çocuklara keşfedebilecekleri güçlü bir kılavuz sunacaktır. Hangi teknoloji doğadaki çocukluk anılarının yerini tutabilir ki? Yaşasın doğada olmak…

''Çocuklar doğayla ve diğer canlılarla bağlantı kurmak için doğuştan gelen bir dürtüye sahip olan, biyofili eğilimli varlıklardır.''

''Çocukların ürettikleri sanat eserleri onların dünyaya seslenmesinin bir yolu, kitaplarda dünyanın onlara seslenmesinin bir yoludur.''
* Kitapta altını çizdiğim birçok cümleden birinde Doğan Cüceloğlu şöyle diyor; ‘’Şu dünyada her şeyin en iyisine layık çok özel ve güzel bir çocuk var. O, sizin evinizde yaşıyor. Çocuğunuza bir yaşam kurmayın; onun kendi yaşamının mimarı olmasına yardımcı olun.’’

* Bir çocuğun bakımını üstlenen tüm insanların okuyabileceği ve bence okuması gereken bir kitap. Bu kitap aslında ebeveynlere, çocuklarına yönelik beklentilerinin altında gerçekleştiremedikleri kendi beklentilerinin olup olmadığı hakkında bir beyin fırtınası imkanı sunuyor. Gidilebilecek birçok güzel yol varken çocukların potansiyellerini ve isteklerini göz ardı ederek onları tam tersi bir yola sokmak ve karşılığında mutlu / başarılı olmalarını beklemek ne kadar doğru? Rekabet ağırlıklı bu yolda süreçten zevk almayan potansiyel odaklı aileleri ve çocukları gözlemlersek pek de doğru gözükmüyor. Çocuklara hayatları hakkında sürekli direktif vermek, onlara benimsetmek anlamına gelmiyor. Çünkü çocuklar gördüklerini öğrenir, duyduklarını değil.

* Ebeveynler bile isteye çocuklarına zarar vermek istemese de, bazen farkında olunmayan alışkanlıklar, yanlış öğretiler, ‘’böyle gördüm’’ler yüzünden çocukların en çok zarar gördüğü kişiler çocuğun hayatında en önemli role sahip ebeveynleri olabiliyor. Çocukların içini güvenle açabileceği, korkularını paylaşabileceği, takdir görebileceği ve böylelikle kendisini takdir etmeyi öğrenebileceği bir ebeveyn çocuk ilişkisinde o çocuk her şeyden önce mutlu olacaktır ve sonra muhtemelen başarıyı yakalayacaktır. Onun adına belirlenen, ona dayatılan değil, onu mutlu edecek başarılar. Nitekim günün sonunda hiçbir aile mutsuz ama başarılı çocuklar görmek istemez.

*Çocuk yetiştirmek ve büyütmek arasındaki ince çizgide, çocukları maddi olarak doyurmak ebeveynlere ellerinden geleni yaptıkları hissiyatı verse de, manevi olarak da destekleyip desteklemedikleri göz ardı edilmemesi gereken bir konu. Her çocuğun kendini gerçekleştireceği bir zemin var ve ebeveynlerin uygun zemini olabildiğince çocukların çok yönlü ihtiyaçlarına göre hazırlaması oldukça önemli. Nitekim portakalı Ankara’ya dikip Mersin’deki verimi almayı beklemek çok akıllıca değil. Çocuk üzerinde plan/proje yapılacak bir tasarım olmadığı için ebeveynlerin gerçekçi beklentiler ve doğru rol model ile çocuklarına destek olması her şeyden daha değerli. Çünkü, bazen mutlu olabilmek başlı başına bir başarı.

*Çok güzel bir temennide bulunmuş Doğan hoca; ‘’Evrende tek olan ve muhteşem bir potansiyelle doğmuş tüm çocuklara, hayatlarının direksiyonlarına geçme fırsatının verilmesi dileğiyle.''