Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Murat Ç. Tarafından Yapılan Yorumlar

27.01.2026

Ehrenreich ve English, tarih boyunca kadının "şifacı, ebe, otacı, hemşire ya da cadı" olarak bilinen tıptaki merkezi rollerinden nasıl dışlandığını anlatıyor.

Kadının geçmişte çekmediği acı, dışlanmadığı konu yok. Fark yaratan bir metin. Tehlikeli görülen kadın, her dönem kolay hedef olmuş. Ortaçağ karanlık bir dönem olarak tanımlanır. Çoğunlukla engizisyon mahkemeleri ve cadı avlarıyla bilinir. Erkek otoriter bir anlayış her konuya hükmetmiş, başa çıkamadığında ise kadını suçlamış.

Toplumun korkularını, bilgisizliğini ve bastırılmış öfkesini en kolay şekilde ona yönelmiş. Tıbbın profesyonelleşmesiyle birlikte kadınların bilgisi "bilim dışı" ilan edilirken, erkek egemen bir sistem onların yüzyıllar boyunca aktardığı deneyimi değersizleştirmiş.

Yayımlandığı dönem kadın tıp öğrencileri ve hemşireler arasında hızla yayılmış. Kısacası "Cadılar, Ebeler ve Hemşireler", hem öfke hem de farkındalık yaratıyor. Konuya ilginiz olsa da olmasa da merak edip okumanız gereken bir kitap.
27.01.2026

Babil'in sarayları, Doğu'nun egzotik manzaraları, soylu krallar, "bilge" rahipler... Hepsi arka plan. Voltaire yine iyi bildiği şeyi yapıyor: bize bizi gösteriyor.

Dönemi düşününce Voltaire'in kitaplarını nasıl yayımladığını merak edip araştırdım. Kitabın sonunda "1768 Baskısının Sonu" diye bir ek var, orada kitaplarına uygulanan sansürü sert bir dille eleştiriyor. Ve evet, kitapları sınır dışında basılıyor, kaçak yolla Fransa'ya giriyor.

Voltaire, Cenevre sınırına yakın yaşıyormuş. Sınırdan el yazmalarını Cenevreli Cramer kardeşlere gönderiyor, kitap orada basılıyor, basım yerine de farklı ülkeler yazılıyor. Şarap fıçılarının içerisinde bile ülkeye sokulduğu olmuş. Robert Danton'un çalışmalarında bu konular detaylıca işleniyor.

Çeviri Hasan Fehmi Nemli'ye ait, beğendim. Ayrıca dipnot detayları iyi düşünülmüş.

Hem masal hem polemik. Asıl hedef, kendi çağının tutarsızlıkları. En az Candide kadar iyi bir kitap.
27.01.2026

"Osmanlılarda Esrar ve Esrarkeşler" sadece Osmanlı özelinde değil, esrarın geçmişten günümüze kısa bir tarihi. Osmanlı'da kullanımı, üretimi ve ticareti üzerine ilginç ve başarılı bir çalışma.

Kısa olmasına rağmen doyurucu bilgiler veriyor. Osmanlı'da esrarın ilk olarak Kalenderî dervişleri arasında yayıldığı düşünülüyor. Esrar, Osmanlı topraklarına gelmeden önce, Çin'den başlayarak; İran, Arap coğrafyası, oradan Orta ve Güney Afrika'ya, sonrasında da Batı'ya ulaşıyor.

Konuya ilginiz varsa, merakınızı giderebilecek bir çalışma. Zevk uğruna uzun bir hazırlık süreci de var. Yasaklara rağmen çeşitli araç gereçler üretilerek zevk almanın farklı yolları keşfedilmiş, örneklere görsel üzerinden ulaşabilirsiniz.

İlk başlarda bağımlılık olarak görülmemiş, daha sonraları yaşanan çeşitli olaylar nedeniyle esrarkeşler toplumdan dışlanmış ama ne yasaklar ne şer'i sınırlar bu maddenin kullanımını ya da ticaretini engelleyememiş.

İlginç vakalar var, Onur Gezer'i tebrik ederim, iyi bir çalışma.
27.01.2026

Augustina Bazterrica'yı ilk kez okumanın üzerinden 4 yıl geçmiş. Leziz Kadavralar aykırı, sert ve düşündürücü bir distopya örneğiydi.

Sevmek için uğraştım, ara verdim, tekrar döndüm... durum değişmedi.Alegorik anlatı yoğun, kitabın içine bir türlü giremedim. Sadece bana has olduğunu / olacağını düşünmüyorum. Kafanız doluyken hiç okumaya başlamayın,sadece okursunuz.

Okuru sınayan bir metin,onu söylebilirim.

Post-apokaliptik bir arka plan var.Dinsel bir kadın topluluğu ve itaat üzerinden kurulan bir düzen aracılığıyla iktidar, inanç, beden ve acı arasındaki ilişki sorgulanıyor.Buradan bakınca konu anlaşılır. Anlatıcı bu yapının içerisinden konuşurken biz dışarıda kalıyoruz.

Her okuyan farklı yorum yapacaktır. Leziz Kadavralar bence özel bir kitaptı.Değersizler'i beklentiyle okumama neden olduğu için istediğimi pek alamadım.

Seda Ersavcı çevirisi her zamanki gibi iyiydi. Aykırı yazarlar okumak sıradanlıktan sıyrılmak için iyi bir deneyimdir. Ben sevmedim ama seveni bulunur.
27.01.2026

Anlatımı güçlü bir kitap. Liam O'Flaherty, tarihsel gerçekliği dramatize etmeden kurguya yedirmiş. Başından sonuna kadar okuru kitabın içerisinde tutmayı başarıyor. Kıtlık'ta sessiz bir çöküş vardır, yardımlar yetersiz, merhamet uzaktadır.

1840'lı yıllarda İrlanda'da yaşanan bu kıtlık, bir milyona yakın insanın ölümüne neden olmuş. Hastalıklar, yönetimsel zaafiyetler, göç, ayaklanmalar, çocuk ölümleri, toprak kavgaları... Tüm olanlar insanın bireysel kötülüğüyle de birleşince ortaya tarifsiz bir anlatı çıkmış.

Yazarın daha önce The Informer (Muhbir) kitabı 1935 yılında sinemaya uyarlanmış. Kıtlık'ta umut yoktur ama kırıntısı vardır, tam festival filmi anlatısı... Belki bir gün sinemaya uyarlanır.

Roman nedir sorusuna işte budur diye cevap verilecek türden bir kitap. 400 küsür sayfada neredeyse boşa yazılmış diyalog yok, zaman çalan bir an yok. Hem yüzleşme hem de hesap sorma var. Kıtlık, yavaş yavaş gelir ama önlem alınmaz.

Okuduğum en iyi kitaplardan.