Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

umutseyhan75 Tarafından Yapılan Yorumlar

29.05.2009

Clive Cussler ile birlikte bir kaç kez yazmış olması ve romanın konusunun nükleer tehlike olması, beni Ken Follet fiyaskosundan sonra bir deneme daha yapmaya yöneltti. Ama bu kez Ken Follet'e sabrettiğim kadar sabredemedim. Cussler, bir nevi James Bond'un denizlerde yaşayanını yazar (Dirk Pitt, Kurt Austin vb.) Kurgusunda abartı da, bilim kurgu ögeleri de vardır. Ama hepsi de temellendirilmiştir ve daha da önemlisi, Cussler'ın kendisi de denizlerde yaşar. Bu yazar ise, kurguyu aslına gayet sürükleyici kurarken, olayın gerçekliğinden çok kopuyor. Betimleme ve kişilik analizi sıfır. Konu ile yaşananlar karşısında roman kahramanlarının tavırları o kadar farklılaşabiliyor ki, bazen komedi okuduğunuzu sanabiliyorsunuz. Örneğin, aynı kahraman bir otelde katillerden kaçarken asansörün içinde bile titrerken, bir beş on sayfa sonra, bir çiftlik bahçesinde yukarıdan helikopterden üzerine mermi yağarken espri yapabiliyor. Ben yüzelli sayfa sabredebildim ama Metal Fırtına ve Dan Brown okurları ise, hiç kafalarını yormadan okuyabilirler. Bolca takip ve çatışma sahnesi, sıfıra yakın betimleme ve sıkıcı kişilik analizleri ... Yaşasın Metal Fırtına, yaşasın Dan Brwon, yaşasın Du Brul...
12.05.2009

Uğur Duzla'nın yorumuna güvenerek aldığım kitabı, elimdeki biter bitmez sırada onca kitap olmasına rağmen okumaya başladım. Ve bütün bir romanı, Uğur Duzla beğendiyse vardır bir şey diye okudum, ama üzgünüm, hiçbir numara yok.
Tasvirler o kadar kötü ve yetersiz ki, Dan Brown'dan bile kötü desem inanın abartmış olmam. Kişilik tahlilleri ilkokul 5. sınıf seviyesinde.
Dolayısı ile bu romanı samimi olarak Metal Fırtına ve Dan Brown okurlarına öneririm, bayılacaklar.
Hadi bütün bunlar olsun da, Biyohazard diyorsun ön kapakta, felaket diyorsun arka kapakta, bütün roman bir evin içinde başlayıp bitiyor. Yani konuda da bir numara yok. Bir ev, masum kurbanlar ve pislik hırsızlar, o girdi, bu çıktı, o saklandı, bu kaçtı derken, sayfaları atlaya atlaya (ki hiç huyum değildir) geçtim.
Ama efekt Oscarı, yazarın bütün kurbanların (ki en az 10 kişi) cep telefonlarını şu veya bu şekilde (ama her şekilde, şarj bitmesi, unutma, montun cebinde kalma, içine ot kaçması, yani o biçim) devre dışı bırakmasına gidiyor. Yahu be adam, keşke romanını 1990'ların başında geçirseydin de sayfalarca senin cep telefonu teknolojisini nasıl devre dışı bırakabilirim denklemlerini okutmasaydın bize.
Duygu Oscar'ı ise, final bölümüne gidiyor: Bütün iyiler çok mutlu ve bütün kötüler çok mutsuz oluyor. Hatta herşeyden kurtulan kötü kişi romanın sonunda kanser oluyor ve bunu aynı uçakta Londra'dan Bahamalara uçmuş iki insanın sanki ilk kez rastlıyorlarmış gibi ayaküstü sohbetlerinden öğreniyorsunuz ve siz de çok mutlu oluyorsunuz. Yani Uğur Duzla, verdiğim paraya mı acıyayım, harcadığım zamana mı, yoksa Metal Fırtınacılara kitap tavsiye etmeme mi?
16.04.2009

Kral'ın ilk döneminde farklı bir tarzda yazdığı hikayelerinde Richard Bachman adını görürürüz. Bu kitabın orijinali de Richard Bachman adı ile yayınlanmıştı.
HERKESİN İDRAK EDEMEYECEĞİ KALİTEDE mükemmel bir kitap. Kralın en önemli eserlerinden birisi. Ve diğerlerinden çok farklı. KESİNLİKLE OKUYUN.
16.04.2009

Çılgınlığın Ötesi, Kralın psikolojik gerilimlerinin en iyilerinden birisi. Gül Dalı gibi okurların anlayamayıp sıkıcı bulduğu "Rose'un tablonun içine girdiği" bölüm(ler) ise, romanın en özel sayfalarını oluşturuyor.
Kral bu romanında gül dalı ve benzeri okurların idrak edemediği gerilimi, Rose'un hasta psikolojisinin derinliklerine inerek oluşturuyor. Norman'ın deliliğini de biliyor ve sonra nedenini öğreniyoruz. Kuşkusuz gül dalı gibi okurlar, kovalamaca ve bağırsak deşme sahnelerini ararlar ama King'i bilen okurlar için bitmek bilmez psiko-analizler altın değerinde, okumaya doyulmuyor. Yaşanan ve 3 satırda özetlenebilecek olayların arkada iki hasta kahraman üzerinde yarattığı psikolojik etkileri okuyabilmek, gerçekten bu yazarı özel yapan müthiş bir deneyim haline geliyor. Dan Brown ya da Maxime Chattam kalitesinde sıradan bir yazar için 30 sayfalık bir hikaye olabilecek olaylar dizisi, King'in elinde mükemmel koca bir roman oluyor, BUNA ÖZELLİKLE DİKKATİNİZİ ÇEKERİM!
Çılgınlığın Ötesi'ni, tüm King eserleri gibi önerirken, King'i gerçekten okuyanlar için büyük ihtimalle ilk beşe alınabilecek bir roman olduğunu eklemeliyim. Bana sanki bu romanın raftaki yeri Bir Aşk Hikayesi'nin yanıymış gibi geldi. Diğer King okurları ne diyecek çok merak ediyorum.
09.04.2009

Sayın Sungur'a, yazdıklarına, 22 yıldır her gece uyumadan önce en az yarım saat bestseller okuyan bir okur olarak sonuna kadar katılıyorum. Bestseller romanların %99'u, çerez niteliğindedir, karın doyurmazlar, hatta fazlası sindirim sistemini bozabilir, yemeniz gereken ana yemeği yemenizi de engelleyebilir.
Bu nedenle ben bu tür romanları beynimi boşaltıp sakinleştirerek uykuya hazırlamak ve bunu yaparken de hoşça vakit geçirmek için okuyorum. Elimden geldiğince de asıl okumam gerekenleri (klasikler, şiirler, Secret mikrıt gibi saçmalıklar değil ama Beşinci Disiplin, Şerif İzgören kitapları, Grinder'ın NLP kitapları gibi gelişim kitapları ve mesleğimle ilgili literatürü) okumak için sağlam kafayla (çünkü gerçek okuma eylemi beyin gücü gerektirir, yorgun bir beyin ile gerçekten okumak çok zordur) zaman ayırmaya dikkat ediyorum. Herkese de bunu öneririm. Çerez yemekle meşgulken ana öğünleri atlarsanız, sağlıklı olmanıza olanak kalmaz. Ha, ama diğer yandan zaman zaman çerezler de hayata renk katar, vakit geçirirsiniz, dinlenirsiniz. Yeter ki dengeyi doğru kuralım.
Artı, çerez olmasa da olur evet eğer ana öğünlerinizi sağlıklı alıyorsanız. Ama illa çerez yiyecekseniz -benim gibi- bari kalitelisini yiyelim diyorum ben. Metal fırtına gibi çerçöple zaman harcamayalım. Da Vinci Şifresine takılıp, benzerleri ile devam eden 2 günlük maceralarla adam kandıran saçmalıklara takılıp kalmayalım. Bari kaliteli çerez yiyelim. Kaliteli çerez için ise ilk önerilerimden birisi John Girsham'dır her zaman!
Sıradan bir avukatın hayatının bir dava ile nasıl değiştiğini son derece doğal bir dille, ve o kişinin hayatının tüm boyutlarını ele alarak anlatan çok başarılı bir kurgu. (Bakın boyutla kastım şu: Grisham romanlarında olaylar zamana yayılmıştır. Roman kahraman(lar)ının başından geçenlerle aslında hayatlarının uzun/orta/kısa belirli bir dönemini onlarla birlikte yaşarsınız. Bu hayatın içinde geçim sıkıntısından yaşam savaşına, gurur mücadelesinden aşka, kişisel ihtiraslardan kariyer/başarı hedeflerine kadar her boyutta kahramanın yaşadıklarını anlatır size ve bunlar ardarda sıralandığında romanı oluşturur. Oysa Dan Brown gibi basit yazarlar, çok kısa bir süre içinde geçen son derece sürükleyici olayların çevresine kahramanlarını yerleştirirler ve olaylar temelinde kahramanların sadece bir farklı boyutunu gösterirler size:aşk ve seks. Başka da bir şey bulamazsınız. O kahramanın ne geçmişi, ne geleceği sizi ilgilendirmez -ha belki geçmişinde yaşadığı unutulmaz bir olayı anlatır sadece o kadar-. Kahramanın asıl kişisel kimliğini ASLA tanımlayamazlar. Siz sadece çok sürükleyici bir olay okursunuz ve bittiğinde "vay be, ne sürükleyici romandı" dersiniz. Oysa kahramanın temelinde türemeyen bir kitaba roman demek BENCE olanaksızdır. Anlatmak istediğim temelde budur).
Bence bir an önce Tazminat Kralı'nı okuyun. Hatta tüm Grisham romanlarını okuyun. Tazminat Kralı, Şirket ve Yağmurcu, hayata atılan bir avukatın yaşam mücadelesini içerdiğinden bana ayrı bir tat vermiştir ve bu anlamda birbirlerine benzeseler de romanlar aslında çok farklıdır.