Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Canel GEÇER Tarafından Yapılan Yorumlar

Türk Kavimleri Tarihi; Hasan Ata Abeşi tarafından kaleme alınan ve kitap/yazar tanıtımı, önsöz, giriş dahil olmak üzere otuz sekiz bölüm yüz altmış dört sayfadan oluşan eserdir. Çevirisini Ahsen BATUR hocamız yapmıştır ki bu ayrıca önemlidir.

Türk Kavimleri Tarihi; Osmanlı Türkleri dahil olmak üzere birçok Türk kavminin hangi boydan olduğunu, tarih sahnesine çıkışlarını, sahnedeki yaşanmışlıkları, sahneden geri çekilişlerini okuyucusunu sıkmadan anlatmıştır. Bu eseri kıymetli kılan diğer hususlardan birisi de sosyal medya çeşitliliğinin ve kullanıcı sayısının bir hayli fazla olduğu günümüzde aynı oranda yanlış bilginin veyahut gerçeği saptırmanın da artmasıdır. Bu noktada böyle eserler sayesinde tarihe ilgi duyan, geçmişin büyülü dünyasında gezmek isteyen gençlerimiz yalana/iftiraya karşı tarihimizi/atalarımızı zırh gibi kuşandıkları bilgileriyle savunabileceklerdir. Bahsettiğimiz bilgi zırhını kuşanmanın en kolay yolu ise Türk Kavimleri Tarihi gibi eserleri okumak, not almak ve tarihi gerçeklerde daha da derinlere ulaşabilmek adına atılacak ilk adım saymaktan geçer. Okuyucusundan istirhamımız eseri acele etmeden, çabucak bitirme çabasına girmeden, eser sahibinin anlattığı kavmi/dönemi gözünde canlandırarak okumasıdır. Böylelikle tarihi okumanın daha da güzelleşeceği ve merak uyandıracağı kanaatindeyim. İftihar etmekte haklı olduğu ve gurur duyacağı tarihe sahip olan gençlerimize tarih yolculuklarında başarılar dilerim.
19.04.2024

Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletinin Pawhuska şehrinde kızılderili Osage kabilesi yaşıyordu. Kabile halkı yaşam alanlarında petrolün keşfedilmesi ile bir anda büyük ve dikkat çekici zenginliğin sahibi olmuştu. Zenginlik beraberinde para, otomobil, lüks yaşam, evde hizmetinde çalışan yabancı insanlar getirdiği gibi bu zenginliği onların ellerinden almak isteyen beyaz adamın binlercesini de getirmişti. 1921 yılında Osage yerlilerinden olan Mollie Burkhart’ın kız kardeşi Anna’nın öldürülmesiyle başlayan cinayet serisi planlı, organize şekilde Mollie’nin ailesine, akrabalarına yönelik olarak devam eder. Cinayetleri çözmeye konusunda yerel kolluk güçlerinden ümidini kesmeye başlayan Osage yerlileri hükümet yetkililerinin cinayetler için başka bir ekip atamasını sağlarlar. Edgar Hoovert tarafından görevlendirilen Tom White ve arkadaşlarının cinayet davalarını tüm risklerine rağmen üstlenmesi sonrası FBI’ın doğuşuna da şahitlik ediyoruz.
On beş yaşında, dünyanın güzel olduğu kadar en sarsıcı duygusu olan aşk ile yeni tanışan, bundan öncesinde hayatının merkezinde sadece ailesi ve okulu olan Michael Berg ile otuz altı yaşındaki Nazi dönemi toplama kampı eski muhafızlarından Hanna Schmitz arasındaki izole dünyayı genç aşığın gözlerinden izliyoruz. Aşk, kadın, tutku, cinsellik, heyecan ile yeni tanışan Michael’in, Hanna ile kurduğu bağ en çok duygusal dünyasında mutlak egemenlik kurmuş olsa da aynı yoğun bağın, zayıf yanını herkesten saklayan ve peşini asla bırakmayan geçmişinin karanlığı sebebiyle aniden giden Hanna yüzünden nasıl yıkıcı etkiye döndüğünü de görüyoruz. Hanna’dan sonra hiçbir kadında aynı heyecanı, mutluluğu ve tutkuyu asla yaşayamayan Michael, bu sarsıntı ile mücadele ederken onun dünyasını izleyen edebiyat tutkunlarına da Yunanlıların “aynı nehirde iki kere yıkanılmaz” felsefesini hatırlatıyor.

Her şeyin ilki asla unutulamıyorsa ve geçmişin karanlık dehlizlerinde, bir kenarda sessizce ortaya çıkmak için hazır kıta bekliyorsa sonradan hayatımıza girenler/yaşananlar “olması gerektiği için” yaşanmış duygular olmuyor mu? Birini unutamadıktan sonra başka bir insanda onun kokusunu, gülümsemesini aramak hayatında olan kişiye ihanet sayılmaz mı? Terk edilen, terk edenin zor zamanlar yaşadığına şahit oluyorsa, imkân olmasına rağmen omuz vermemek intikam mıdır, ihanet mi?

Bernard Schlink kahramanların ufacık dünyasını bize gösterirken, zihnimizde birçok soru işareti bırakmayı, yerine göre kendimize hesap sormamızı sağlamayı da ihmal etmiyor. İşte tam bu sebeple “Okuyucu” genç bir delikanlının, olgun bir kadına duyduğu aşktan daha büyük bir roman olmayı başarıyor.
18.01.2024

Cangül ÖRNEK hocanın okuduğum ilk eseri. Aslına bakacak olursanız kitap bana "bilmediğin çok şey var" duygusunu hissettirdi ve hocanın arşiv taramasına hayran olmamak mümkün değil. Katılmadığınız noktalar olabilir, doğaldır ama alanındaki en değerli eserlerden olduğu gerçeği değişmez.
17.11.2023

Japon edebiyatından okuduğum ilk kitap ve benim için dikkat çekici bir yönü yoktu. Hatta bazı sosyal medya uygulamalarında bu eser için "o kadar güzel ki" ile başlayan yorumlar okumuştum. Bu yorumların abartılı olduğunu düşünüyorum. Akıcı olmayan ve aynı zamanda sıkmayan eser diyebiliriz.