Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

Lena Elmaoğlu Tarafından Yapılan Yorumlar

29.03.2025

Kitap, William James’in 1892 yılında Amerika'da basılan "Psikoloji" kitabının 12. bölümünün çevirisi.

Kitabın, “Kendini Bil” adıyla Tükçeleştirilmesi çok yerinde olmuş. Çünkü her ne kadar kitabın orjinalinde bölüm başlığı “The Self” (Kendi/Benlik) olsa da, James’in “kendi” kavramını tanımlayışı psikolojide -özellikle de Analitik Psikolojide- ifade bulan “kendi” tanımdansa “Felsefe 101:Kendini Bil!” kapsamında değerlendirilmeye daha uygun.

Su götürmez bir gerçek ki, Jung bir gnostik olarak “Kendi” (The Self) kavramına püriten ahlakın tesirlerini üzerinden atamamış olan James’e göre çok ileride ve derin-katmanlı bir yorum getiriyor. Jung’un “Kendi” tanımı ezoterik nüveleri ile hem psikolojiyi hem de felsefeyi aşar nitelikte; buna karşılık kitapta bulacağınız James’in kavramlaştırması olgunlaşmamış hatta artık güncelliğini de yitirmiş bir düşünce taslağı niteliğinde.

Yine de, kitap, dönemin zihniyetini merak edenlerin ilgisini çekebilir.
05.04.2024

Dazai’ye Sel Yayıncılıktan çıkan “İnsanlığımı Kaybedişim” ile başlayıp “Villon’un Karısı” kitabı ile devam ettim. Özellikle “Villon’un Karısı” kitabının çevirmeninin göstermiş olduğu özen bana çeviride dil ve edebiyata hakimiyetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Salt çevirmenleri suçlayamam elbette, nihaheyetinde “editör” de önemli bir role sahip ve edebî hassasiyet taşıması gereken bu kişinin yön gösterici olması gerekir. Bu yönüyle zayıf kalmış bir kitap. Yavan bir okuma hissi verse de farklı çeviri anlayışlarını görmek adına iyi oldu.

Kitapta, “Villon’un Karısı” kitabında da bulunan “Fuji Dağı’ndan 100 Ünlü Manzara” ve “8 Aralık” isimli öyküler haricinde “Tutulan Söz”, “Öğrenci Kız”, “Koş Melos”, “Tokyo’nun Sekiz Manzarası” ve “Karlı Geceden Bir Hikâye” isimli öyküler mevcut.

Dazai’nin zaman zaman ironikleşen nüktedar dehası bu öykülerde de kendini hissettiriyor.
27.03.2024

Osamu Dazai okumaya kesinlikle bu kitapla başlamalısınız. Yazarın öykücülüğünü merak edenlerin merakını tatmin edecek bir eser, popüler romanı “İnsanlığımı Yitirirken”e kıyasla daha “Japon” demekte de bir beis yok!

Esin Esen’in çeviride gösterdiği özen (yazmış olduğu notlar.. Sonsöz.. diğer çeviriler ile kıyaslandığında tercih ettiği sözcükler gibi detaylı çalışması) sayesinde Dazai’nin dünyasına girişiniz kolaylaşıyor. Çevirmenin yazara dair keşfettiği “gizem”i okurla paylaşmasının keyfini kitap boyunca sürdüm. Kendisine örnek sahiplenişi için teşekkür ederim.

Dazai’nin.. kendini, kendi yaşantısını merkeze alarak gerçekleştirdiği anlatı gerçekten çok etkileyici. Son yıllarda pek popüler hale gelmiş hikâye anlatıcılığı furyasının özünde örtük olarak bulunan önemli niyetlerden biri: çağın kaybedilen sahiciliğine karşı “kendi” anlatısı üzerinden kendi için sahiciliği (otantisite) yeniden inşâ etmek ise Dazai bunu başarmış görünüyor.
25.03.2024

Herzog, bir adanış hikâyesini anlatıyor ve her adanma hikâyesi gibi hakikat-sonrası çağın sinik insanına sahici gelmediği gibi “saçma”, “anlamsız” hatta “sahte” gelebilecek bir hikâyeyi. Herzog’un bu kitabı Onoda ile 1997’deki karşılaşmalarından hemen sonra değil de 2021’de yayınlaması aynı nedenle dikkat çekici. Hakikatin bulanıklaştığı bir çağa, hakiki bir hikâyeyi ve bir kahramanı hatırlatmak istiyor adeta.

Belli ki bu çılgın zaman onu “hadi artık vakti geldi” diye zorladı ve “kendi savaşı”nda da sona yaklaşan olgun bir sanatçı olarak kendine alter-ego olarak seçtiği Onoda üzerinden kendi adanmışlığını.. kendi “Don Quijote’vari duruşunu” ifade etti…

Herzog’un neden Onoda’yı seçtiği de başlı başına bir gizem! Pek Herzog’vari!

Bu kitapla Herzog bir “kefaret ödeyici” olarak Onoda’nın şahitsiz 30 yılına -kurgusal niteliğine rağmen- şahitlik ederek onun kefaretini ödemiş oluyor.
24.03.2024

Bu kitabı salt Japon Edebiyatına özgü bir esermiş gibi değerlendirmek yerinde olmaz. Merkezde “insan” ve “insanın varoluş” meselesinin olması esere ulusüstü bir nitelik kazandırıyor ki yazarın kitabın son bölümünde “anılarda yazılanlar geçmişte kalmıştı ama günümüz insanının bugün bile ilgisini çekeceğini şüphe yok” ifadesi bu görüşümü destekliyor.

Yozo, insanlık illüzyonunu erken yaşta fark eden, zeki, “yaşam korkusu” olarak kendini gösteren nevrotik mizacını “şaklaban” (Saf Budala) arketipi ardına gizleyen, güzele karşı tavır aldığını söylese de estetik nazardan kendini kurtaramayan bir karakter, bir anti-kahraman. Bilgiye yani etiğe ulaşamadığı için sonu kaçınılmaz olarak trajik ki aynı trajikliği Osamu Dazai’nin kendi haytında da görüyoruz.

İnsanın acziyetini olancalığıyla okumaktan kaçınmayanlara tavsiye ederim.