Toplam yorum: 3.322.772
Bu ayki yorum: 50
E-Dergi
Aegrine Tarafından Yapılan Yorumlar
Seray Şahiner’in okuru sarsarak içine alan romanlarından biri. Kitabı okurken sanki karşımda biri oturmuş da başına gelenleri hiç filtresiz anlatıyormuş hissine kapıldım. Ülker Abla; şiddet görmüş, kaçacak yeri kalmamış ama yine de ayakta kalmaya çalışan bir kadın. Hastanede refakatçilik yaparak hayata tutunma çabası, hem trajik hem de yer yer kara mizahla anlatılıyor.
En çok etkilendiğim yönü, dilinin samimiyeti oldu. Argo, sert ama sahici; karakterin yaşadıklarını yumuşatmadan aktarıyor. Ülker Abla’nın iç sesi, çoğu zaman güldürürken bir sonraki satırda boğaz düğümletebiliyor. Bu zıtlık kitabı güçlü kılıyor.
Roman, kadına yönelik şiddeti ajite etmeden ama açıkça göstererek anlatıyor. Okurken “bu sadece bir hikâye değil” duygusu hiç kaybolmuyor; çünkü Ülker Abla her yerde karşımıza çıkabilecek bir karakter. Kısa, akıcı ve çarpıcı bir roman; bitince insanın içini uzun süre kurcalıyor.
adının çağrıştırdığı gibi farklı renk ve dokuların bir araya geldiği bir öykü kitabı. Kitaptaki öyküler; kadınlık halleri, gündelik hayatın görünmez yükleri, gelenek, bellek ve kuşaklar arası aktarım etrafında örülüyor. Anlatılar, tek tek okunduğunda bağımsız; bir araya geldiklerinde ise güçlü bir bütünlük duygusu yaratıyor. Yazar, folklorik öğeleri, söylenceleri ve gündelik dili modern bir anlatımla harmanlıyor; bu yönüyle metinler hem tanıdık hem de şiirsel bir atmosfer kuruyor.
Kırkyama’da büyük olaylardan çok küçük anlar, suskunluklar ve kırılmalar öne çıkıyor. Öyküler, okuru sessizce içine çeken ve bitince üzerinde düşünmeye bırakan bir etkiye sahip. Dili sade ama derin; duyguyu abartmadan, sezdirerek aktarmayı başarıyor. Geleneksel anlatının izlerini taşıması kitaba zamansız bir tat katarken, bugünün meselelerine dokunmaktan da geri durmuyor.
1960’lı yıllarda Almanya’ya işçi olarak giden insanların geride bıraktıkları hayatı, umutlarını ve hayal kırıklıklarını kısa hikâyeler ve tanıklıklar üzerinden aktarıyor. Roman kurgusundan çok, gerçek insanların sesini duyduğun bir anlatım var. Bu da kitabı daha samimi ve sarsıcı kılıyor.
Kitapta “gurbet” romantize edilmiyor; aksine yalnızlık, aidiyet sorunu, dışlanmışlık ve suskunluk ön planda. Bir yere ait olamama hâli hem Türkiye’de kalanlar hem de gidenler üzerinden hissettiriliyor. Dil sade, duygusal ama abartısız. Bazı bölümler çok kısa olmasına rağmen etkisi uzun sürüyor.
Özellikle ailesinde Almanya’ya giden kuşak olanlar için kitap oldukça tanıdık ve dokunaklı. Göçü tarihsel bir veri olarak değil, insani bir deneyim olarak anlatması kitabın en güçlü yanı.
Misafir, bir kadının geçmişinden kaçarken aslında kendine doğru yaptığı yolculuğu anlatıyor. Nermin Yıldırım, hafıza, kimlik ve aidiyet temalarını iç içe geçirerek insan ruhunun karmaşık katmanlarını incelikle işliyor. Yabancı bir şehirde, tanımadığı insanlarla kurduğu geçici bağlar üzerinden ‘ev’ kavramını yeniden sorgulatan derin ve dokunaklı bir hikâye
Sora Sora Beyoğlu’, İstanbul’un renkli ama hüzünlü sokaklarında geçen, aidiyet ve kimlik arayışını samimi bir dille anlatan bir roman. Hem nostaljik hem de günümüzün karmaşasını hissettiren bu hikâye, Beyoğlu’nun ruhunu ve insan ilişkilerinin karmaşıklığını başarıyla yansıtıyor. Zuhal hanımın sosyal medya hesabını takip etmekte fayda var.