Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
AYŞENUR AKSU Tarafından Yapılan Yorumlar
Hüseyin Rahmi’nin kıvrak zekasıyla yazdığı ve bir dönemin İstanbul sokaklarını en ince ayrıntısına kadar görme imkanı bulduğumuz harika bir kitap. İspanyol gribinin dünyayı kasıp kavurduğu yıllarda İstanbul’un bir yandan yangınlarla bir yandan da salgın hastalıklarla kavrulması zemininde gelişen ilginç, düşündürücü, tabii ki komik ve bu kadar da olmaz dedirtecek, esasında acı bir hikaye.
Çağının çok ötesindeki kültür ve görgüsüyle olayları yorumlayışı, Hüseyin Rahmi’ye yazar kimliğinin yanında Aydın kimliğini de ekliyor.
Çok rahat okunan, polisiye hikaye kıvamında ve her şeyden öte zaman aksa da cehaletimizde ve algımızda değişen bir şey olmadığını gösteren bu güzel kitabı mutlaka okumalısınız.
Kitabı bitirdiğimde açgözlü zenginlerden, kin tutan fukaralardan ve cahilin cahilliğinden Hakka Sığındım dedim;)
Nahid Sırrı Örik ile tanışma kitabım olan bu mini mini kitapçık, Nahid Sırrının kedilere dair tefrika ettiği yazınlardan oluşuyor. Aynı zamanda yazarın hassas ruhunu da açık seçik görüyoruz kitapta.
Ayrıca kendi kedisi Buldum Bey’e dair birçok bilgi ve hissiyatı da okuma imkanı buluyoruz.
Bu kitaptan Nahid Sırrı’nın kedisi Buldum Bey’i kendi fakir hayatına yakışmayacak ölçüde asil bulması sebebiyle Sultan Hamid Düşerken romanına ekleyip, bir vezirin mücevherli eliyle okşatacak kadar sevdiğini öğrendim. Ayrıca Sultan Hamid Düşerken kitabında ki Buldum Beyin eklendiği kısımları da kitapta bulabilirsiniz.
Çok zor okunan bir kitap. Çok zorlandım. Yazarın kapalı anlatımı çok yorucu. Belki çeviri olduğu için belli noktalar kapalı kaldı bende. Sekiz hikayeden oluşan kitap alışa geldiğimiz hikaye tarzından farklı bir stile sahip. Kapalı cümleler ve daha çok imgesel söylemler, imalar hem hikayenin anlaşılmasını zorlaştırıyor hem de akışı yavaşlatıyor.
Aytmatov'un Rus yazarların betimlemerini aratmayacak derecedeki canlı anlatımıyla Isıkgöl ahalisinin masallarla bezeli hikayesi Beyaz Gemi.
Bana kalırsa Geyik Ana Masalıyla toplumun öz değerlerini ve kültürünü, sonrasındaki Maral Ana olayı ile ise o öz değerlerden kopuşu sembolize etmiş usta yazar.
Hikayenin alt metninde ise yetim ve ög-süz kalmak için illa ebeveynlerin ölmesinin gerekmediğini de içim yana yana okudum. Ana-babasının dahi sahip çıkmadığı çocuğa kimse de kolay kolay sahip çıkmıyor.
Üzerine oturup sayfalarca makale yazılabilecek kadar geniş perspektifli bir kitap. Böyle kitapların ara ara tekrar okunması gerektiğini düşünüyorum.
Doğaya karşı verilen çetin bir mücadelede yeşeren umutların hikayesi..
Kitap sadece 100 sayfa. Fakat okumak hiç de kolay değil. Boğazınıza oturan yumruyu ve istemsizce başvurduğunuz gözyaşlarını da hesaba katarsak hacimce çok daha büyük kitaplardan daha etkili olduğunu da söyleyebiliriz.
Kitabı bitirdikten sonra bir süre ağladım. Yediğimiz yemeklerden sonra tabaklarımızda kalan her pirinç/nohut/fasülye/mısır tanesi için daha fazla dikkatli olmak gerektiğini düşündüm. Bir işi yapamayıp da pes ettiğimde 'gerçekten her yolu denemiş miydim' diye kendimi sorgulamaya karar verdim. İnsanın sadece kendi için değil, hiç görmese bile, hiç bilmeseler bile kendilerinden sonra gelenler için de fedakarane birşeyler yapması gerekliliğini bir kez daha idrak ettim.
Ne duru bir anlatımdı...
Ne keskin bir felsefeydi...
Ne garip bir hikayeydi...
Ne nefis bir kitaptı...