Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

21mithrandir Tarafından Yapılan Yorumlar

04.04.2010

Lütfen yorumumu sadece kitabı okuyanlar okusun çünkü kitap içeriği ile ilgili bilgiler vermek istiyorum.Dan Brown’u Dijital Kale’de beğenmesem de Da Vinci Şifresi oluşan sevgin İhanet Noktası ve Melekler ve Şeytanlar’da iyice hayranlığım artmıştı ama sadece roman içinde okurunu koşturmasına nefessiz bırakmasına.Romanları okuyup etkisi altında kalmaya başlamamdan sonra işin içine Tom Hanks faktörü girdikten sonra ben dahil birçok kişi(gencinden yaşlısına) hayranlık seviyeleri en az 2 kat artmıştır da ama Brown yinede tam manasında yeterli bir yazar olamamıştı veya en azından ülkemizdeki popüler roman aşığı okurlarımızın tarif ettiği gibi 1 numaralı yazar değildi dünta sadece ondan ibaret değildi.Çoğu gerçek yazar gibi yazarların kitapları Dan Brown yorumları ve tavsiyeleri satılmakta ve kıyaslanmaktadır.Grisham,DeMille,Connelly gibi yazarlar ülkemizde Dan Brown ile kıyaslanıyor ama ben kaliteyi kıyaslamayayım desem tarzları bile farklı.Halbuki Dan Brown’ın tek benzerliği sadece yazar olmalarıdır ama yazar sadece.Halbuki bu yazarlar yıllar öncesinde Best-sellere girerken Brown şarkıcılık yapıyordu.Kayıp Sembol’e gelince 6-7 yıldır beklide daha fazla yıldır kendini bekleten hatta konusu üzerine başka yazarlar tarafından kitaplar yazılan TV programları hazırlanıp yayımlanan adeta Tolkien’den yeni bir Yüzük Kardeşliği romanı çıkacakmış gibi ilgi duyulmuştu biliyorsunuz ama baktım ki bu sefer yazarın gerçekten ayağı bir yerlere takılmış veya doğru düzgün adım bile atamamış.Tamamen okuyucusunu kandırarak aklı sıra yanıltmaya çalışarak gerilim yaratmaya çalışmış.Mesela romanın başındaki Malakh’ın gizli bir kimlik ile Langdon’la olan konuşma sırasındaki en önemli cümleyi bize 20 sayfa sonra okutması Sato’nun çantanın içindekini Bellamy’e gösterip bize de 100 sayfa sonra okutması ve aklı sıra okuyucu heyecanlandırdığını sanması yada ben okuyucu böyle kandırırım demesi.Hatta Brown romanlarında en alışık olduğumuz bir diğer husus biliyorsunuz ki romanlarının sonlarına kadar iyi huylu gözüken veya kötü huylu gözüken kişilerin okudukça halbuki t tersi olduğunu anlayıp yerli yersiz çok fazla heyecanlanırdık ama Brown bizi bu romanında da kandıracak ya aklı sıra romanın başından beri CIA Bölge Başkanı Sato için bize yemler atıp durmasına okurken gülsem mi kızsam mı bir türlü karar verememişimdir.Yaklaşık 12 saattir süren bu olaylar zincirinde her ne kadar zincir denirse tabi sırf sayfa sayısı artsın diye gereksiz diyaloglar had safhada.Yaklaşık 1-2 dakikalık bölümleri 1-2 sayfada okutuyor bize ama kişinin o anki duygularnı anlatmakla değil analiz yapmakla değil etraftaki binaların duvarlarını inşaatlarını anlatmakla.Bu romanın ülkemiz için en kötü tarafı ise kapak tasarımındaki kalitesi düşüklüğü ve çevirisidir.Kitabın kapağı iç sayfalardan daha inceydi nerdeyse.Çeviri ise içler acısıydı.Çevirmen hanımefendi galiba bu çeviridende kendisine yat almış tebrik ederim en içten dileklerimle.Çünkü beğenmediğim çeviri yüzünden kendisine bir şey diyemeyeceğim resmen zaman kısıtlaması içinde sanki romanı Altın Kitaplar hemen yayımlamazsa başka yayınevi kaoacakmış gib aceleye getirip çeviri yaptırmalarıdır.Romanın içinde ‘’ectasy’’ hap Türkçe okunduğu gibi yazılırken kuzu şiş ise Yunanca yazılıp yazar dip notu olarak okutuluyor bize veya bazı sayfalarda bina ve yer isimleri sayfa içeriğinde Türkçe ilen dip notta orijinal adı yazarken sayfayı çevirdiğimizde başa bina veya yer adında tam tersi oluyor.Romanda birde Soğanlık Cezaevi bölümü varki çok kötü gerçekten Google’a Soğanlık Cezaevi yazın sözlük sitelerinde filan Dan Brown’ın son romanındaki hapishane diye geçer Türkiye’deki yılların hapishanesi diye geçmez yani.Rüşvet ile mahkum çıkarma havalandırmadan konuşma duymalar ondan sonra duyulan o konuşma ile Malakh’ın olayın içine girmesi vücut geliştirme sporuna yönelmesi ilginçti gerçekten.Brown’ın romanlarında ki katillerde Terminator gibi zaten tek bir kişi kendince ayinler yapıp tüm kötülüğün nedeni oluyor harika vallahi.
23.02.2010

Bana göre gizemin 1 numarası olan Harlan Coben'den çok kaliteli bir roman daha.Sürükleyecilik arayan okurlarımız içinde en üst seviyede sürükleyecilikte mevcut olup ama "mühendishanım" gibi tarzını anlayamadığım okurlarında duygusallığı biraz daha az olsa daha sürükleyiciliği daha fazla olabilirmiş gibi çok komik bir yorumları okuyabiliyorum.Ee peki o zaman romanda duygusallık olmasa neden bu romanda Marc'ın karısı öldürülüp kızı kaçırılıyor.O zaman romanın ana konusu niye böyle yazılmış diye kendi kendime cevap veremeden alamıyorum kendimi,ilginç gerçekten.Babıali Kültür Yayıncılığı sayesinde Türk okuru Harlan Coben'le tanışıp okumaya devam ederken Coben'in yayın haklarının Martı Yayınlarına geçmesiyle artık tam gaz Coben okumaya devam edip hatta Myron serisine bile devam edebileceğiz.İki yayınevide şu ana kadar yayımladıkları tüm Coben romanlarında bence gayet başarılı şekilde devam edip en başta çok da kaliteli bir şekilde dilimize çevirisini yapmışlardır.Yalnız Başka Şansın Yok'ta gerçekten de çok komik bir çeviri hatası var.Bir çocuğun annesinin erkek kardeşinede amca diye bahsedilmesi bayağı büyük bir dikkatsizliktir herhalde, İngilizce'de amca ve dayıya da Uncle diye olmsından olacak ki roman içinde amca diye çevrilmiş.Bunun haricin de gözüme başka bir hata çarpmadı ki bu durumda çeviri hatası diye düşünüyorum hem her ne kadar devrik cümleler olmasa da romanda çeviri de çok basit bir hata sonuçta.Romanı okurken gerçerten de çok zevk aldım birkaç Coben romanına göre romanda espri dolu bölümlerde vardı ama benim en çok hoşuma giden yazarın kitabın sonundaki teşekkür bölümündeki esprisi gerçekten de çok hoştu.Okumanızı şiddetle tavsiye ederim
14.02.2010

Tüm ilkokul öğrencileri gibi benimde küçüklüğüm de dinozorlara hayranlık derecem üst seviyelerdeydi ve hatta odamın duvarları dinozor posterleri ile dolu iken evin her yeri de Çiçek Dilligil'in çocuklar için sunduğu Dinosaurs programının dergileri ve birçok adını hatırlayamadığım başka dergi ve gazete resimleri ile adeta Alan Grant'ın çalışma masası gibiydi.Benim bu ilgim ilkokul 2'ye giderken yani 1993 yılındayken ateşlenip devam ederken birden her yerde Jurassic Park diye film konuşulmaya başlanmıştı,film ne kadar ülkede konuşuldukça bende babama en az filmin konuşulduğu kadar beni sinemaya götürnesi için baskı yapardım ve en sonunda tabiki kabul edilmişti.Her ne kadar ilkokul 2'ye giderken daha 1 senelik okumayı öğrenmiş olmama rağmen filmi bir cümle bile altyazı okumadan sadece seyrederek çok büyük zevkler almıştım ve o yaştaki duygularım aklıma geldikçe hala adını bilmediğim duygular hissetmeme neden olur.Jurassic Park yaklaşık 6 yıldır kitaplığımda okunmayı bekleyen ve bence sırf filmini 4 veya 5 kere izlememden ötürü bir türlü okumaya başlayamadığım romanı daha yeni okuyabildim ve okuduktan sonra anladım ki Steven Spielberg'in başyapıt olarak görülen filmi roman için hiçbişeymiş diyebileceğim bir filmmiş.Çünkü romanda olan en az 7-8 önemli sahneden filmde bahsedilmemiş bile,romanda Tim akıllı Lex huysuz iken filmde tam tersi ve tabiki de sistemi Tim açarken filmde Lex'in açması hatta romanın sonu ile filmin sonunun da tamamen çok farklı olması.Crichton bu romanında da yine akılları zorlayan insanın beynini kaşındıran harika bir roman çıkarmış hiçbiryerinin gereksiz ayrıntılarla dolu olmadığı harika bir tekno-gerilim romanı hatta o kadar usta işi ki roman,ben şahsen romanın sonunda dinozorlara gerçekten de çok ama çok üzüldüm Crichton okurlarına bu duyguyu yaşattırabilmiş.Jurassic Park daha doğrusu bir Crichton okuru olduğum için kendimi çok sanşlı hissediyorum.
10.01.2010

Connelly bana göre bu romanını sadece kendi hayranları için Bosch'u takip edenler için yazdığı ve sadece Connelly hayranlarının beğenerek okuyabileceği aradaki bağlantıyı kurabileceği bir roman diye düşünüyorum.Nedenmi diye soracak olursanız en basit örneği "mühendishanım" isimli arkadışında dediği gibi sürükleyici olmaktan uzak gibi yorumlar burda yada başka yerlerde duyabiliyor olmamız çok rahat bir şekilde,çünkü bu roman bir seri karekterin hayranları için yazılmış şekilde cinayet romanıdır.Umarım ne demek istediğimi anlatabilmisimdir veya beni anlayabilmisinizdir.Hile ilk sayfasından son sayfasına kadar Connelly kalitesiyle giden Bosch'un daha az bulunduğu ana karakteri Terry olması sebebiyle Terry'nin bölümlerde daha çok bulunması ve ara ara yerlerde de Şair romanında ki gazetecimiz Jack McEvoy'unda bulunduğu bana göre en bassit olarak bu üçleme sayesinde harika bir romandır.Bazı böliümlerde Harry'e yardım etme gereği bile duyuyordum.Özellikle romanın son bölümlerindeki Terry ile Harry'nin balkondaki konuşma sahneleri gerçekten çok iyidi veya mahkeme salonlarında ki avukatların ve savcıların birbirine şovları da gerçekten çok kaliteli bir hukuk romanının sahneleri gibi idi.Eğer ki Connelly romanlarını kronolojik sıraya göre okuyamıyorsanız en azında hiç değilse bu romanı Son Çakal'dan sonra okumanızı tavsiye ederim.
24.12.2009

Stephen King'in doğru sözünden sonra Greg Iles hakında ne denebilirki "Greg Iles dendi mi orada şöyle bir durur,dikkat kesilirim".Iles gerçektende kendine has tarzı ile çok iyi çok farklı bir yazardır.Iles romanlarında genelde ırkçılık,olmaması gereken cinsellik ve ensest ilişki(çocuk tacizi ağırlığı ile) gibi konulara fazlasıyla yer verir.Bu üç iğrenç konuda genelde romanlarının ana konusu olur ve Iles'de bu konuları okuruna mesaj niteliğinde sunar.İntikam Fırtınası Iles'ın kendi romanları arasında Penn Cage serisi kadar iyi olmasada diğer birçok yazarın romanlarına göre çok iyi bir romandır.Romanın bazı sayfalarını tiksinerek,iğrenerek ve tedirgin olarak okudum gerçekten ama bu durum aslında romanın güzelliğini ve kalitesini veren durumdu çünkü çocuk tacizini ve ensest ilişkiyi bir seri katil ile birleştirerek okuruna en gerçekçi şekliyle sunulması ile bambaşka hazlar ile biterebildim.Iles romanlarını okurken bazen kendimi Manara çizgi roman serisini okuyor gibi hissediyorum gerçektende yazarın çok açık ve keskin bir kalemi var.En yakın zamanda başta Penn Cage'in 3. romanı olmak üzere diğer tüm Iles romanlarının dilimize çevrilmesi dileği ile.Mükemmel bir romandı.