Toplam yorum: 3.284.933
Bu ayki yorum: 6.439
E-Dergi
Güngör Beker Tarafından Yapılan Yorumlar
Nedense tarihi bize hep eksik öğretirler. Tarih öncesi devirlerden başlarlar öğretmeye.Bir baştan, bir ortadan, bir sondan, bir ordan, bir burdan öğretir dururlar.Ve 1938’de Mustafa Kemal’in ölümüyle biter tarihimiz. Aslında bitmez ama kimse öğretmez bize yakın tarihimizi. Kimsede bilmez yakın tarihi. Öğrettirmezler zaten başımızdaki büyükler. Çünkü yakın tarih daha tazedir onlara zarar verir bazen. Hala etkileri günümüzde de yaşanmaktadır da ondan öğretmezler. Hem ne öğretecekler ki ilk demokratik seçimden sonra başa geçen DP’nin basını zorla susturduğunu mu? 60 darbesinden sonra başbakanımızın nasıl asıldığını mı? 80 darbesiyle ülke gençliğinin yarıdan fazlasını içeri tıktıklarını mı?
Çoğu insan 60, 70 ve 80 darbelerini bilmezler. Ama 80 darbesini çoğumuz biliriz; oda çok taze ve etkilerinin hale günümüzde sürdüğünden.
Bu ülkenin şairleri hala ders kitaplarını girememiştir. Kimi vatan haini ilan edildiği, kimi sakıncalı görüldüğü için yoktur hiç bir ders kitabında eserleri. Bu zihniyet yüzünden zaten uzaklaştık edebiyattan. Ama yeni yeni akıllandılar. Bu sene gördüm Nazım üstadın 3-4 şiirini edebiyat kitabında. Herkes her şeyin farkına vardığında inşallah bu millet için geç kalınmış olunmaz…
(hep osmanlı tarihi yazralr ama kimse yakın tarihimizle ilgili hiç kitap yazmaz yada yazmaya korkarlar.. artık bırakın osmanlı tarihiyle ilgili olanlarıda birazda yakın tarihimze bakın yakın tarihimizde gençlerimizn bilmediği ve unutulmaya çalışan o kadar olay oldukiii...) Güngör BEKER
Jack london farkında olmadan yaşadığı tecrübe verici serserilik hayatından itibaren bir sosyolog olana kadar her döneminde alkolün Amerikan toplumuna ne denli nüfuz ettiğini ve bunun tek çaresinin alkol yasağı olacağını çünkü en önemli sorunun alkolü elde etmenin kolay olduğundan bahseder.Her toplumda bir grup vardır,Türkiye'de maço Amerika'da hobo vs.İlk başlama erkeklik gösterisi,gençken cesaret orta yaşta dostluk,toplumsal statü arttıkça bir yaşam tarzıdır ona göre alkoliklik.Kimi zaman hiç yoktan intahara sürükler kimi zaman ısmarladıklarınızla saygınlaşırsınız.Dramatik olmadan alkolikliğe yaklaşan ender kitaplardan.Meyhaneye veya pub'lara ayağımı bile değdirmedim henüz ama hep merak ederdim,aşağı yukarı beklediklerimi buldum...
Bir solukta okunabilen, Jack London'un o klasik akıcılığı ve sürükleyiciliğini, zengin anlatımını çok iyi yansıtan bir kitap. İnsanı apayrı bir dünyaya, Alaska'nın gizemli ve çetin koşullarına sürüklüyor. Romanı okurken yörenin soğuğunu iliklerinizde hissedebiliyorsunuz.Kendi yaşam savaşımız için ayakta kalmanın , güçlü olmanın, yarına kalmanın mücadelesini öğreniyoruz...
London yanılmıyorsam San Fransisco Üniversitesi'ne akademisyen olarak girdikten sonra kendi projesi ve devlet desteği ile İlgiltere'ye gider.Amacı makinalaşmayla dünyanın üzerinde güneş batmayan tek ülkesi olan Birleşik krallığın o dönemde sınırlarının genişletilmesi ve yeni bina yapılsına izin verilmediği Londra varoşlarındaki hayatı anlatmaktır.Tarafsız olmak ve insanların da samimi duygularını anlamak için onlardan biri gibi giyinir bir oda kiralar ve her kaldırımında aç,hasır altına süpürülmüş,sefil,ahlaksızca yaşayan insanların dramını hiç de dramsal olmayan bir teknikle London'a yakışan -harbilikte- anlatır.İçinde pekçok gerçek öykü var.Hem emperyalizmin iç dünyasını hem de daha kötü bir "hayat olabilir mi"nin cavebını arayanlar için enfes bir kitap
Jack London'un serserilik hayatının sonlarından başlayıp Ruth rumuzlu genç kızla tanışıp sınıf atlama mücadelesini nasıl başardığı ve nasıl dünyaca ünlü bir yazar olduğunu anlatan başarılı insanın el kitabı denebilecek bir azim ve karaklılık öyküsü.Mutlaka okunmalı.Kitap okuyarak ve üniversite kürsülerinden sosyolog olunamayacağının da bir delili.Jack Londan'un hangi önemli dönemeçlerden geçtiği dönemin dünya görüşleri üzerine ışık tutuyor bu da bu eseri adeta bir yakın tarih kitabı de yapmakta.Ayrıca hırslı bir insanın fırtınalı iç dünyasını da bu kadar güzel anlatan ikinci bir kitaba ben daha rastlamadım.