‘Zahid’ kelimesinin tasavvufî terminolojideki anlamı biraz olumsuz biçimde “ham sofu, çiğ tavırlı dindar, dinin özünden ziyade şekilciliğiyle ilgilenen kişi, dediğim dedik bir dayatmacı”yı karşılar. Pişmek kelimesini hiç tanımamış, bilge tecrübelerden uzak, arif ve âşıklığın ne demek olduğunu anlamayacak kadar bağnaz ve dini dış görünüşünde göstermek üzerine tavizsiz hareket eden, daha giysi ve suretinin şeklinden başlayarak kendini zahire kaptırmış bir tiptir. Onun kendince doğruları vardır ve bunlardan taviz vermek, haşa dinden çıkmak gibidir. Muhtemelen böyle bir kişi dini temsil ederse din korkulacak bir yapıya sokulmuş, zahid de o evvelki güzel ve sevecen anlamını bırakıp asık suratlı, soğuk bir kılığa bürünmüş olur ki eskiler ona ‘’kaba sofu” derler
Rindlik düşüncesi Divan şiirinde bir mazmun olarak hep özenilen bir davranış biçimi olagelmiştir. Şairler kendilerini bir rind olarak değerlendirirler ve güya dünyaya bir pul kadar değer biçmezler. Rind, serbest tavırlıdır, içkiden, sevgiliden, zevk ü safadan nasipdar olmak ister. Böyle yapmakla kulluğunu yerine getirmiş, cenneti kazanmış olacaktır.
işte bu iki düşünce'nin aslında ifrat ve tefrit olduğunu daha iyi hangi kitap, daha iyi hangi büyük şahsiyet hikayeleştirebilir ki...tek kelime ile mükemmel.