Toplam yorum: 3.284.594
Bu ayki yorum: 6.100

E-Dergi

Enes Efe Şakıyan Tarafından Yapılan Yorumlar

2018 yılında yayımlanan bu kitap ile Livaneli’nin kaleminden Şark’a doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Tozlu, kırmızı taşlı Mardin’in sokaklarında büyümüş olan İbrahim bizlere bu hikayeyi aktarıyor.

Livaneli bu kitapta yazıldığı tarihin önemli gündemlerinden biri olan, Suriye-Irak topraklarından başlayan mülteci durumunu ele alıyor. Ana karakterimizin çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberini aldığı andan itibaren içine çekildiğimiz bir girdap var. Mülteci kamplarından, Deyrulzafaran Manastırı'ndan ve insanlığın kadim dinlerinden beslenerek oluşan hikayenin, kana bulanmış gerçeklerle nasıl bizleri kedere sürüklediğini de görebiliyoruz.

Livaneli kalemini gerçekçi yönde kullanmayı tercih etmiş ve bu da bizlere IŞİD zulmünün ne demek olduğunu biraz olsun gösterebiliyor. Bu kitabı okumak için herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı gerçekleri Ezidi bir kızın dilinden duymaya hazır olmanız gerekiyor. Dini kavramlar karşısında insan ayrışmasının ne boyutlara oluşabileceği de milyonlarca insanın arasındaki bir hayat merceğe alınarak etkili şekilde anlatılmış.

Toplama baktığımızda da genel olarak çarpıcı noktaları bulunan, sizleri plaza dilinin yapaylığından Mardin’in kırmızı tozlu kadim topraklarına götürecek ve etkisinden kolayca çıkamayıp insani kavramları sorgulatacak kısa ama etkili bir roman ortaya çıkıyor.
Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk’un en iyimser ve renkli romanım dediği romanı. Gerçekten de öyle olduğunu gösteriyor.

Bizi kitabın girişinde bir cinayet karşılıyor. Birinci tekil şahıs ile her şahsın kendi kendini konuşturduğu romanda, cinayetin en baştan belli olup ilerleyen zamanlarda çözülecek bir bilmeceye kapı açması, insanı kitabın içine çeken en büyük etken diyebilirim. 1590 yılında yaşanan 9 gün süren bir bilmeceler silsilesinin içine giriyoruz. Osmanlı nakkaşlarının, altın varakların, rahlelerin, fırçaların, eşlerin, kocaların ve ölümün, birbirine birer minyatür resminin parçaları gibi karışarak karşımızda oluşuna bakıyoruz.

Kitabın uzun çalışmalar sonucu ortaya çıkmış olduğu, tüm sayfalara yedirilmiş olan 1590 yılındaki yaşamı gerçek gözlerle izleyişimizden belli oluyor. Sadece somut şeylere değil o yıllarda aşkın, şehvetin, sevginin nelere nasıl yansıdığını da hissedebiliyoruz. Fakat yazarın sivri noktalara yerleştirmiş olduğu şehevi yorumların bazen dikkati dağıtmak için yaptığını düşündüğümü de saklayamam.

Orhan Pamuk 4 yıllık ciddi bir çalışmayla; annesinin verdiği belgeleri ve 15 yıl hevesle yaşadığı ressamlık aşkını bir araya getirerek, bu ince ince nakşedilmiş eseri bizlere sunuyor. Uzun çalışmaların kitaba yansımasını hem gündelik yaşamda hem de insanların bakış açılarında hissedebiliyoruz. Yazar tarihi bir romanı bizlere her karakterin gözünden anlatmanın zorluğunu gösterdikten sonra, bunu başarmış olabilmesinin hünerliliğini de takdir etmek gerekiyor.

Tarihin, sanatın, aşkın, ölümün iç içe olduğun bir roman. Kendinizi bir minyatür meclisinin detaylarına bakarken hissedebilir ve uzun soluklu bu romanda kendi iç düşüncelerinizi de görebilirsiniz.
28.03.2022

Bir adaya çağırıldıkları andan itibaren tek tek bizlere tanıtılan karakterler ile köşe kapmaca oynayarak son sayfaya kadar süren bir hikaye. Heyecanı hep yüksek tutuyor ve bunu hissettiriyor.
28.03.2022

Karakterimizden, erkek baskınlıkla anılan Yunan mitolojisinin kadın bir karakterinin başından geçen bir hikayeyi dinliyoruz. Çocukluğu, gelişimi ve yetişkinliğin onu sürüklediği büyümenin ne yönde olacağına birlikte tanıklık ediyoruz. Kurgusu ve mitolojik ögeleri ile güzel bir kitap.
28.03.2022

Ömer Hayyam'ın dizeleri ve Semerkant şehrinin tarihi ile birleştirilmiş edebi bir tarihi roman. Masalsı bir dil ile yazılmış bir eser ama bu kesinlikle çocukca olduğu için değil aksine yetişkinler için kolaylıkla okunan bir kitap olduğu için.