Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
kara cahil45 Tarafından Yapılan Yorumlar
Bu kitabı başka bir yayınevinden ama aynı çevirmenden okudum.Bu kitap hep bir adaya düşen çaresiz bir insanın hikâyesi olarak bilinir. Ama kitap aslında bir din öğretisi,ahlâk dersi veren Hırıstiyanlı ve onun protesten ve katolik mezhebi, İnsanları bu dine kazandırma ve bu yolda öğretiler yer alıyor. Robinson Cuma'yı bulduğunda ona dini,öğretiyor. Kitabı iki bölüm olarak değerlendirmek gerekiyor. Çünkü kitap başlangıcından adadan kurtulmaya kadar sadece bir insanın doğa karşısında ,çaresizlik içinde verdiği mücadeleleri anlatıyor. Bu bölümde insanın neler yapacağı da çok iyi bir şekilde anlatılmış. Kitabın bundan sonraki kısmı ise çok daha farklı bir şekilde ilerler. Robinson büyük bir gezi ihtiyacı duyar. Çünkü kaderi onu bu geziye zorlar.Tekrar adaya döner.Adaya giderken, bir gemide zor durumda kalan insanları kurtarır.Bu gemide bir de papaz vardır. Bu papaz adada Hırıstiyanlık'ı anlatmaya onu orada insanlara aşılamaya çalışır.Adada sanki yazarın idealinde bulunan bir ülke vardır. İnsanlar dinini bütün kurallarıyla benimserler. Orada asla mezhep ayrımı yoktur. İnsanlara her şey çok adaletli bir şekilde dağıtılır.Herkes eşit haklara sahip olur.Ayrıca üretici bir güç de oluşturulur. Robinson bunun için adaya terzi,marangoz ,demirci gibi.Yazar kotololik olmasına rağmen Dinin birlik için olduğunu aynı amaca,insanlara doğruyu gösterme, Tanrının karşısına iyi bir şekilde çıkmaları için vardır. Kitabın bundan sonraki bölümlerinde ise yazar Çin taraflarına gider. Başka bir ifadeyle Doğu'ya .Doğu'da her şey ilkel durumdadır. İnsanlar yokluk içindedir. En varlıklıları bile aslında çok fakirdir. Bunları yaparken İngiltere'yi över. Doğu'daki orduların çok kalabalık olmalarına rağmen teknolojiden uzak oldukları vurgulanır.Çin Seddi'ni bile küçümser. İngilizlerin burayı çok rahat bir şekilde geçebileceğini söyler.Ona göre Doğu Batı'dan çok geride kalmıştır.Kitabın sonlarına doğru Tatarların O bölgelere nasıl zarar verdikleri de uzun uzun anlatılıyor.Robinson Rusya üzerinden İngiltere'ye dönmeye karar verir. Burada sürgün edilmiş bir Rus subayı ile karşılaşır.Bu karşılaşma ruhun ihtiraslardan isteklerden arınıp gerçek güzelliği saflığı bulunmasını ifade eder. Kitabın sonunda Robinson artık yurdundadır.Ölümünü beklemektedir. Ölüm onun için en uzun en güzel yolculuk olacaktır. Kitap gerçekten de çok akıcı. yine de bazı yerlerde boğulmalar var.Çünkü yazar belli bölümlerinde doğrudan doğruya Robinson'un ağzından kendi düşüncelerini anlatıyor. Dünya Klasiği olmayı kesinlikle hakeden bir kitap .
konu,kurgu,üslup son derece akıcı.eserin hiçbir yerinde tıkanma yok.anlatılanlar gerçekle mükemmel bir kurgudan oluşmuş.yalnız eserin bazı bölümlerindeki aşk ifadeleri fazlaca dikkat çekiyor.çok fazla ayrıntıya inmesi kitap için yaş sınırı getirecek kadar.yine de olaylar birbirinden kopmadan,anlatım aksamadan okunacak mükemmel bir eser.tarihe aykırı düşmeden başarıyla kurgulanmuş bir kitap.okuyunca pişman olamayacaksınız.
türk dili ve edebiyetı bölümü mezunu olarak ilk olarak aldığım kaynak kitap.gerçekten eleştiri türünün sadece kelime anlamı olarak değil bütün içeriğiyle olağanüstü bir yetenekle ifade eden müthiş bir insan.hangi insan onun eleştirilerini okuduktan sonra katılmadığını söyleyebilir?belki de yabancı olmasının etkisiyle Türk edebiyatını sıra dışı tespit ve analizle edebiyatımız için vazgeçilmez bir kaynak sunmuş.özellikle edebiyatla ilgisi olanların kitaplığında bulunması gereken kaynaktan öte bir kitap.
Fethi Naci eleştiri alanında önemli isimlerin başında geliyor. Bana göre bunun sebebi onun çok iyi bir eleştirici olmasından ziyade bu alanda yetişmiş kişilerin azlığıdır. Her şeyden önce eleştiri denilince tarafsızlık akla gelir. Ama ne yazık ki Fethi Naci'de bu yok.
Belli yazarlara ve eserlere karşı bir ön yargı söz konusu Fethi Naci'nin eleştirilerinde. Bu alanda Berna Moran'ı örnek alsa daha iyi şeyler ortaya çıkarabilirdi. Ama bütün bunlara rağmen emek verilen her şeyin değerini bilmek gerekiyor. Nitelikli eleştirmenlerin eleştirilerin olduğu bir dönemde kıymeti bilinmesi gereken bir kişi Fethi Naci. Ayrıca " 100 Yılın 100 Romanı" fazla derinliklerine inilmeden romanları inceleyen,daha doğru bir ifadeyler yüzeysel bir eser.Eleştirileri okuduğunuzda eser hakkında tam olarak bir sonuca ulaşmak mümkün değil.Bir diğer husus ise Fethi Naci'nin bazı eserler ve yazarlar hakkında dalga geçme noktasındaki değerlendirmeleri.Ama dediğim gibi bu alanda nadir eserlerden biri olduğu için kullanılacak ,yararlanılabilecek bir kitap.
edebiyatımızın ilk eşkıya romanlarından olan ve ince memedin temeli olan eserde kahramanı kuyucaklı yusuftur.edebî olarak;dil ve anlatım yönünden başarılı,ancak konu olarak bana pek cazip gelmedi.evlatlık olarak geldiği evin sahibinin kızına aşık olması ihtimal dahilindedir ancak eve geldiğinde henüz mini bir bebek gibi olan muazzezle oyunlar oynayan yusufun ona aşık olmasını biraz yadırgadım.bana pek inandırıcı bir aşk gibi gelmedi.madem bir aşk olacaksa bunu baştan yusufla muazzez arasındaki ilişkiyi daha farklı anlatabilirdi.çünkü bir nevi yusufun elinde büyüyen muazzez romanın sonunda bile hala çocuktur.eserin sonlarına doğru biraz daha akıcı hale gelse de bitişiyle eksiklik hissi veriyor.kaynakların yazarın bu eseri nehir roman halinde düşündüğünü yazması da bu ihtimali kuvvetlendiriyor.sonraki ciltlerinde yusufun eşkıya olacağına dair bilgiler de mevcut.yusufun roman boyunca silik kalıp sonunda kaymakam ve adamlarıyla çatışmaya girmesi ve ardından muazzezin cansız bedeniyle dağa kaçması da bu düşünceyi güçlendiriyor.bütün roman boyunca beni tek etkiliyen olay çatışma sırasında karanlıkta kuşunlara hedef olan muazzzezi kimin öldürdüğünün meçhul kalması ve yusufun kollarında ölmekten dolayı yaşadığı belki ilk ama son olduğu kesin bir mutluluktu.