Toplam yorum: 3.284.600
Bu ayki yorum: 6.106
E-Dergi
nujdar21 Tarafından Yapılan Yorumlar
Hem bu kitabı hem de Eyüp Milî' nin (Eyüp Kıran) kürtçe yazmış olduğu Dewreşê Abdê destanını okudum. Şöyle bir kıyas yapmak gerekirse; stran özünde bir aşk ve kahramanlık teması olsada aslında bir özgürlük türküsüdür. Düşürülmüşlüğe karşı onuru ve direnişi sahiplenmedir.. Dewreş' in kişiliğinde temsilini bulan yağmaya, sömürüye ve talana karşı en zor anlarda mücadele gücüdür. Adule ise kadın doğası gereği tabiattır, topraktır ve de aşktır. Destanın kürtçe versiyonunda bu temalar daha çarpıcı ve belirgin işlenmiş, ancak türkçe Bawer Ferat versiyonunda ise hikaye maalesef yalnızca bir aşk öyküsüne indirgenmiş.Belki şöyle değerlendirilebilir, Leyla ile Mecnun ne kadar bir aşk öyküsü ise Derweşe Abde 'de ancak o kadar yalnız başına bir aşk öyküsüdür.. Yine de her iki kitapta yüzyıllardır kürtçe söylenen bu meşhur stranın yazılı hale gelmesine yönelik değerli çabalar. Ancak orjinal dilinde çok daha dokunaklı..Okunduktan sonra mutlaka güzel versiyonlarından bu stranın dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum..
Bir yanda görmüş geçirmiş, merhametli, adil ve cesur, yunan filozoflarını, ilahi dinleri okumuş, yorum gücüne erişmiş, bunlardan çıkardığı derslerle ocaklığını yöneten Bitlis Hanı Abdal, diğer yanda ise Osmanlı saray entrikaları ile yetişmiş gözünü yalnızca para bürümüş, iç oğlanıyken silahtarlığa sonra ise padişah damatlığı ve akabinde sadrazamlığa yükselmiş Abhaz Ahmed nam-ı diğer Melik Ahmet Paşa..Bu iki yaşlı kurdun Bitlisin zenginliğinin paylaşımı üzerine yürüttükleri savaşım, aynı zamanda iki farklı yaşamı gözler önüne sermektedir. Abdal Han cennetinde cehenneminde aynı zamanda bu dünyada vuku bulduğuna inanmakta, mutluluğu ve bilgeliği şarabın tadında ve cariyesi Sofia’nın teninin sıcaklığında aramaktadır. Öte yandan Melek Ahmet Paşa ise sözde İslamın en katı savunuculuğunu yapmakta iken bir yandan da günahsız sahip olamadığı sübyanları, rakiplerini ve mazlumları binbir entrika ile ortadan kaldırmaktadır. Yazar bir devletin nasıl yönetilmesi gerektiğine de romanı ile ışık tutmuş, tarihte ki Kürt beyliklerinin kültürel, ekonomik zenginliğini gözler önüne sererken, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne yol açan saray entrikaları ve zenginlik hırsı ile düzenbaz yöneticilere de satır aralarında hayli yer vermiştir. Kitap aynı zamanda bin yıllarca kervanların geçiş yolu üzerinde olan, büyük orduların muharebe alanı, medrese ve ilim yuvası, doğanın en cömert şekilde güzelliğini sergilediği Bitlis ilini de Evliya Çelebinin gözlemlerini de katarak zengin bir dille anlatmaktadır..
Otobiyografisinde Jack london, toplumcu sosyalist yanı ile bireyci anarşist yanının süregelen savaşımını anlatmaktadır. Ruth'a hissettikleri bir bayana duyulan hislerden çok, o bayanın temsil etmekte olduğu burjuva yaşamına ve değer yargılarına karşı fakir ve işçi sınıfından Martin Eden'in duyduğu hayranlıktır. Ancak zamanla bu sınıfa dahil olmak için verdiği saplantılı savaşın ve aydınlanmanın sonunda Martin Eden düşündüğünün tam tersine bir ahlaksızlık ve iki yüzlülükle karşılaşmış ve bu doğal olarak kutsal diye nitelendirdiği aşkınında sona ermesine neden olmuştur.. Ancak tam bu sırada kapitalist sistem içerisinde kendi yaşam alanlarını oluşturmuş sosyalistlerle tanışmış, ancak anarşist yanı bu gruba dahil olarak yaşayabilmesinin önüne geçmiştir..Yine de Martin Eden karşılaştığı acımasız sömürü manzaralarında duyguları ile bir sosyalist gibi davranmıştır..Jack London kitap boyunca sayfalarca kapitalist sistem içerisinde işçi sınıfının nasıl beyinsiz makineler haline dönüştürüldüğünü, tüm burjuva kurumların (aile,medya vs..)aslında ne denli iki yüzlü olduğunu anlatmaya çalışmıştır.. Son bölümde aşksız, dayanaksız ve tek başına kalan anarşist Martin Eden tek silahı olan sosyalist örgütlülüğünde olmayışı nedeniyle kendini öldürmüştür..
Kitaptan iki önemli anektod "Ah bu burjuvalar para için her şeyi yaparlar.."
"Onun elleri yumuşacıktı, ancak onları hiç çalışmak için kullanmadığından"..