Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

21.09.2006

Uzun süredir Türk dünyası ve Türk yurtlarındaki ‘İslami Tasavvuf Geleneği’ konusunda çalışan Dr. Hayati Bice’nin hazırladığı bu özgün kitabda her biri Türk ve İslam tarihinin birer zirvesi olan isimler etrafında Türk yurtları arasında yıkılmaz bir köprü teşkil eden gönül dokusu ele alınmaktadır.
Burada ancak küçük bir kısmından söz edilen tasavvuf ulularının eseri olan bezek ve nakışlar geçmişte Türk dünyasının ötesinde neredeyse tüm İslam alemini mana planında süslemiş ve dünya medeniyet tarihinin en azından beş asrına mührünü vurmuştur.

Tarih boyunca gönül zirvelerinin önderliğinde oluşan manevi doku, Doğu ve Batı Türklüğünü birleştirmiş ve Türk kültürü tarihinin kesintisiz olarak devamına da vasıta olmuştur.

Kitabda bu önemli konu işlenirken Ahmed Yesevi, Necmeddin Kübra, Şah-ı Nakşbend, Ubeydullah Ahrar, Mevlana Celaleddin, İmam Şamil, Şerafeddin Dağıstanî; Abdullah Dağıstanî gibi uzak-yakın tarihimizin tasavvuf ehli manevi mimarları, birer işaret taşı olarak değerlendirilmiştir ; Türk yurtlarında imanımızın yani İslam'ın olanca güzelliği ile yaşandığının ve yaşatıldığının işaret taşları...

Kaşgar'dan Balkanlara kadar bütün Türk yurtlarını süsleyen bu işaret taşlarından bir kısmı bu eserde hayatlarından kesitler yansıtılarak belirtilmeye çalışılmıştır.

Yazar Dr. Hayati Bice yılların birikimi olan bilgi dağarcığını Özbekistan ; Kırgızistan ve Kazakistan’da yerinde yaptığı gözlemler ile zenginleştirerek okuru, tarih içerisinde bir yolculuğa götürmektedir.

Bu yolculuğun tarihi konak yerlerinden adeta tayy-i zaman yapılarak konuyu bugüne getiren Dr. Hayati Bice’nin eserine dalan okur , kendisini de zaman zaman aynı halet-i ruhiye içerisinde bulacaktır.

Türk yurtlarına ruh veren tasavvuf önderlerinin dünkü Türk dünyasında ifa ettiği misyon bugün de sahiplerini aramaktadır. Bu misyonu üstlenebilecek manevi teçhizatı kuşanmış nasiblilerin öncülük etmesi halinde Türkiye ile diğer Türk yurtları arasındaki ilişkiler tarihi mecraına kavuşacak ve her alanda verimli vadilere yönelecektir.

“Yol”unuz açık olsun !..
23.06.2006

Rusların Türkistan Türklerine uyguladıkları zulümlerin birebir anlatımını içeren bu kitab bir mazlum Türkistanlının anılarından oluşuyor.

Türkistanlı bir Özbek Türk'ü olan yazarı 1951 yılında tamamen keyfi asılsız suçlamalar ile tutuklanır ve 1954 yılında Stalin'in ölümüne kadar 3 yıl boyu sorgu odalarında, mahpushane ve sürgün yerlerinde çekmediği eziyet kalmaz. Yazarın birebir yaşadığı olayları anlatırken o kadar duygulandırıcı sahneler var ki insan aradan geçen 5o yıla rağmen Şükrullah'a ve aynı zulmün kurbanı insanlarımıza üzülmekten kendisini alamıyor.

Stalin zaliminin Türk düşmanlığının somut verileri olan bu kitabı okumalısınız.

Sonrasında ise Ötüken yayınlarında çıkan ve Stalin'in Kafkaslardan Kazakistan'a sürdüğü Karaçay Türklerinin dramını anlatan Halimat Bayramuk'un 1943 adlı anı-romanını...
09.04.2006

Daha önce Tolkun Yayınları arasında "Kuz Başındaki Avcının Çığlığı" adı ile basılan eserin bu baskısında isminin değiştirlmesi hiç de iyi olmamış. Eserin ilk baskısını arayan pek çok kişi Aytmatov'un "Kuz Başındaki Avcının Çığlığı" adlı bir eseri yok cevabı ile çoğu kez kitabevlerinden eli boş çıkmışlardır. Yayınevi hiç değilse "Kuz Başındaki Avcının Çığlığı" ismini alt başlı olarak verebilirdi. Kitap ünlü Türkistanlı yazarlar Kazak şairi Muhtar Şahanov ile Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un belirli bir konu etrafında yoğunlaşan derinlikli kültür sohbetlerinden oluşuyor. Bu sohbetle vasıtasıyla hem sovyet sistemi ; hem de Sovyet sistemindeki Türkler hakkında bilgi sahibi olunduğu gibi Cengiz Aytmatov'un eserlerindeki arkaplan üzerine de çokça ipucu sergileniyor. Gün Uzar Yüzyıl Olur romanında ölümsüzleştirlen MANKURT tipi gibi. Benim için Muhtar Şahanov'un yaptığı sürpriz Yesevi türbesinin yapımı ile ilgili şimdiye kadar hiç bir kaynakta yer lamayan bir menkıbeyi anşlatması oldu. Türk kültür ve medeniyeti ile ilgili ya da Türkistan tarih ve coğrafyasına meraklı tüm okurlara öneririm.
09.04.2006

2000 yılında Ankara'da Kültür Bakanlığı desteği ile Selçuklu Vakfı tarafından tercüme ettirilerek basılna bu eseri piyasada bulmak çok zor. Ancak büyük kitapçıların raflarında bir köşede unutulmuş ise bulabilirsiniz. Aytmatov'un kitaplarını basan Cem ; Ötüken ve Elips gibi güçlü yayınevlerinin bu eseri basmaktaki ihmalkarlığı affedilemez.

Eserin önemi Kırgızların ünlü yazarı Cengiz Aytmatov ile yine ünlü Kazak Şairi Muhtar Şahamov'un belirli konular ekseninde yaptıkalrı nefis sohbetlerden oluşmasından ibaret. Birbirlerinin hayat serüvenlerini ; özel hayatlarına kadar yakından izleyerek tanımış iki Türk "aksakalı"nın milli tarihlerinin en acı tecrübeleri ile birlikte en kritik günlerine de tanıklık etmiş olan yüreklerinin ve akıllarının imbiğinden geçmiş bu sohbetleri okurken bambaşka duyguları yaşayacaksınız.

Sohbet konuları Kırgız ve Kazak Türklerinin kadim tarihinden ; Aytmatov'un eşsiz romanı Gün Uzar Yüzyıl Olur 'da ölümsüzleştirdiği "MANKURT" tiplemesinin Türkistan bozkırlarındaki köklerine ; Türk kökenli bir yazarın katı Sovyet edebiyat bürokrasisine kendisini kabul ettirebilme gayretinden bağımsızlık sonrasında yaşanan tedirginliklere kadar o kadar değişik alanlara uzanıyor. Benim için bu kitabın sürprizi Yesevi türbesinin yapımı safhasında yaşandığı rivayet edilen trajik bir öyküyü Muhtar Şahanov'dan dinlemek oldu.
Türk tarih ve kültürü ile ilgili herkesin okuyabilmesi için bu eserin mutlaka yeniden basımı gerekiyor. Cengiz Aytmatov geleneğini anlamak için zorunlu bir okuma.
09.04.2006

Ünlü Derkavi/Şazeli mürşidi Ahmed el-Alavî'nin, Wehhabi anlayışındaki bir Arb yazarının yayınladığı tasavvufu kötüleyen yazısına karşılık tasavvufu savunmak için yazdığı özlü bir eserdir. Kitab tasavvufun İslâm düşünce geleneği içindeki önemini çok güzel anlatmaktadır. Ülkemizde Martin Lings tarafından yazılan "20. Yüzyılda Bir Veli" adlı biyografik eser ile tanınan Alawi İslâm kültürüne hakimiyetini sergilediği kitabıyla tasavvuf düşmanlığı ile ne kazandıkalrını/kazanacaklarını anlayamadığım dar gönüllü-sığ beyinli Wahhabi zihniyetinin otopsisini de yapmaktadır. Eserde İbn Kayyım El-Cevziyye ve İbn Teymiye gibi tasavvuf düşmanı olarak bilinen ulemanın bile tasavvufun hakiki temsilcilerine laf söyleyemediğine dikkat çeken Ahmed El-Alawi insan-ı kamil bir mürşidin ilim düzeyi hakkında da ipuçları vermektedir. Havass tasavvufunun bu seçkin şahsiyetinin 84 sayfalık kısa risalesini okumakla çok şey kazandım; öğrendim. Eminim siz de zararlı çıkmayacaksınız. Özellikle Wahhabi-selefi modalara kapılan genç müslüman aydın-aday-larının mutlaka okumaları gereken bu eserin muhatablarını bulmasını ve böylelikle ülkemizin irfan iklimine katkıda bulunmasını dilerim.