Araştırmacı-gazeteci ve halen Yeniçağ gazetesi yazarı Dr. Arslan Tekin'in Başbuğ Alparslan Türkeş'in hayatı etrafında yazdığı biyografik bir eserdir. Türk yurtlarının 20. yüzyılda yetiştirdiği tertışmasız en önemli dava ve aksiyon adamı olan Alparaslan Türkeş'in hayatını okul yıllarından son günlerine kadar akıcı bir üslup ile yansıtan bu araştırma; birçok yönüyle -vefatından sonra ciddi bir okur ilgisine konu olan- "Başbuğ Türkeş'in hayatı üzerine" yazılan eserler arasında öne çıkıyor. Alparslan Türkeş'in daha öğrencilik yıllarından ve Türkçülük davasından yargılandığı genç subaylık döneminden itibaren Türk yurtları üzerine kafa yorduğunu okumak benim için sürpriz olmadı. Kitapta okuduklarımdan 9 Işık'ın öncüsü olan fikirlerin ilk kez Hüseyin Nihal Atsız tarafından bir makalesinde 9 esas olarak dile getirildiğini okumam ise tam bir sürpriz oldu. (Atsız demişken Arslan Tekin'in Türk milliyetçiliğinin kitle hareketine dönüşmesi ve tarih içerisinde Türklük ülküsüne hizmet yönünden Türkeş-Atsız kıyaslaması benim de dikkatimi çeken ve üzerinde düşündüğüm bir konu idi. Bu konuda şimdiye kadar kimsenin kalem oynattığına ise tanık olmamıştım. Dileğim sadece bir kaç satırla bu mukayesenin ipuçlarını veren Arslan Tekin'in her ikisi de Türk tarihinin ve Türk soyunun iki yiğit evladı olan bu iki öncü isim arasındaki bu kıyaslamayı genişleterek tarihi fonksiyonları yönünden mercek altına almasıdır. Bu konu bence günümüz Türk milliyetçilerinin içerisinde bulunduğu "fikri atalet"i giderecek derecede önem taşımaktadır. Milliyetçi hareket ve Türklük ülküsü açısından siyasi hareketin fikrin topluma maledilmesindeki inanılmaz etkisini bu kadar güzel yansıtacak bir örnek zor bulunur.)
Dr. Arslan Tekin'in kitabında bir kaç satırla değinerek geçtiği -belki fincancı katırlarını ürkütmek istememiştir- milliyetçi akımların zaten az sayıdaki milliyetçi fikir ve düşünce adamı ; sanat erbabı üzerinde "kabaca" uygulanan ve son yıllarda duçar olunan patolojik nitelikteki "sansürcülük hastalığı" da dikkat çekici bir tesbit olarak önem taşımaktadır. Bu konuyu da derinleştirerek işlemesi Dr. Arslan Tekin'in Türk milliyetçiliği fikir tarihine yapacağı önemli bir katkı olarak tarihe geçecek niteliktedir. Kitabının daha sonra yapılacak baskılarında bu konuyu da ayrıntıları ile örneklemesini Dr. Arslan Tekin'den bekliyorum.
Kitabın son kısımlarında yer alan Türk yurtları ve başta Azerbaycan olmak üzere soydaş cumhuriyetlerdeki milliyetçi hareket ve aksiyon adamlarına ilişkin olarak Başbuğ Türkeş'in faaliyetleri; düşünceleri neden bütün Türk yurtlarında Türkeş adının adeta bir "evliyaata" olarak dalgalandığını göstermektedir. Yine Elips Kitap'iın yayınladığı Nevruz Hasanoğlu'nun Azerbaycan Gerçeği adlı kitap bu ilgi ve etkinin Azerbaycan örneğindeki etkilerini oldukça ayrıntılı olarak vermektedir.
(Dr. Arslan Tekin'e iletmek istediğim bir husus ; kitabın ilk kısımlarını teşkil eden "Türk milliyetçiliği akımının tarihi kökleri" üzerine diyebileceğim kitabiyat bilgilerini SON BAŞBUĞ kitabına almasanız daha iyi olurdu. Belki bu kısım güncelleştirilip zenginleştirilerek "Türk Milliyetçiliği'nin Tarihi Kökleri " adıyla ayrı bir çalışmanın konusu olarak kitaplaştırılabilir ve genç milliyetçiler için bir el kitabı olarak basımı yararlı olabilirdi.)
Türk tarihinin son 50 yılına damgasını vurmuş bir aziz Türk büyüğünün; MHP'nin efsanevi Genel Başkanı'nın ; Türklüğün SON BAŞBUĞ'u Alparslan Türkeş'i anlatan bu kitabı başta milliyetçileri olmak üzere dünyanın bütün Türklerine öneririm. Yunus Emre'nin o unutulmaz mısraını bir kelimesini değiştirerek tekrarlamadan edemiyorum:
"Ölen hayvan imiş, başbuğlar ölmez..."