Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

19.09.2005

Azerbaycan'ın yiğit evlatlarından "Novruz Emmi" lakabıyla ünlenmiş Nevruz Hasanoğlu'nun yaşadığı olayları kendi zaviyesinden anlattığı bir anılar kitabı. Bu anıları önemli kılan Novruz Emmi'nin anlattıklarının Azerbaycan'ın yakın tarihindeki dönemeç noktalarını anlamak isteyenler için çok somut olayları görgü tanığı olarak ; olayların kahramanı olarak anlatmasıdır.

Bu olaylar arasında Ermenilerin Azerbaycan topraklarının 1/5'ini işgali ile sonlanan Ermeni saldırıları; Hocalı katliamı; Azerbaycan Halk Cephesi'nin bağımsızlığı getiren faaliyetleri Elçibey'in işbaşına gelmesi ; görevden ayrılmağa zorlanması; Türkiye'den Azerbaycan'a giden ülkücülerin teşkil ettiği "Rüzgar" kampı ; Suret Huseyinov adlı "maceracı"nın Elçibey iktidarına karşı Gence'de başlattığı isyan; bu isyan ile Haydar Aliyev'in Nahcivan'dan gelip Bakü'nün iktidarını ele geçirmesi gibi çok ciddi olanları bir çırpıda yazabilirim. Kitabın ikinci kısmında yazarın son 10 yıldır "sürgün" olarak yaşadığı Türkiye'den bakarak Azerbaycan hakkında yazdıkları ise bambaşka bir açıdan değer taşıyor.

Bugün işbaşında olan Azerbaycan yönetiminin hiç hoşlanmayacağı bu gerçekleri Türkiye'de Türk yurtları hakkında sancı çeken ; kafa yoran Türk milliyetçilerinin mutlaka bilmesi gerekiyor. Sağlıklı bir Azerbaycan ve Türk yurtları değerlendirmesi yapabilmek için buna şiddetle ihityaç vardır. Son olarak şunu belirteyim ki ; Novruz Emmi'nin sıcak ve samimi uslubu olaylar rasındaki irtibatların kopukluğuna rağmen kitabın zevk ile okunmasını sağlıyor. Azerbaycan gerçeğini anlamak için okuyunuz ; okutunuz.
18.09.2005

“Güzel Türkistan” Sana N’oldu?*


Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı YakupDeliömeroğlu’nun “Türkistan: Yesevi'nin Şehri Yesi'ye Dair” kitabını daha yayınlandığı ilk günlerde ilgiyle okumuştum. Kitap, unutulmaz günler yaşadığım Kazakistan’daki Yesevi Üniversitesi odaklı olarak Türkistan’ı dünüyle-bugünüyle anlatıyor. Tarihi, en az 1500 yıl geriye giden Türkistan şehrinin önemi, bağrında yatan Ahmed Yesevi’nin ömrünün kemal günlerini burada yaşaması ve türbesinin de burada inşa edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu niteliği ile Türkistan’ın kalbi olan şehre bir zamanlar Yesi denirken artık Orta Asya’nın her yerinde “Türkistan” olarak biliniyor. Ahmed Yesevi’nin “Pir-i Türkistan” şeklindeki ünvanıyla ilgili bu adlandırma yanlış olsa da, artık yerleşmiş durumda. Ümid ederim ki yüzyıla kalmaz, “Türkistan” Yesevi’nin türbesi merkezli olarak genişleyecek ve Hazar’dan Çin seddine kadar Türk yurtlarının adı olarak, yeniden canlanacaktır.
Yakup Deliömeroğlu’nun ( Kazak Türklerinin dilinden Cakıb Eke’nin ) kitabını bugüne kadar ele almamamın bir faydası da oldu. Çünkü kitabın, bir “şehir kitabı” olarak değerlendirilmesi kadar kitapta “Türkistan’daki Misyoner Faaaliyetleri ve Börübek ” başlığını taşıyan bölümü Türk Cumhuriyetlerindeki misyoner saldırısını, birinci elden tanıklıkla anlatması açısından önem taşıyor. Kitapta, son günlerde Türkiye gündeminde de yer bulan misyoner çalışmalarının bir örneği kısa bir bölüm olarak anlatılan ve faaliyetin “baş aktörü” olan
şahsı yazardan 3 yıl kadar önce Türkistan’daki ilk günlerinde tanımış, çalışmalarını gözlemlemiştim. 10 yıldır Türkistan’da yürütülen misyonerlik çabalarının lideri olan şahıs Boris isimli –muhtemelen Slav kökenli- bir Amerikan vatandaşı idi. 1994’de daha
Türkiye’de hiç kimse interneti bilmezken bu misyoner, tam teçhizatlı panelvan minibüsüne monte edilmiş uydu yer istasyonu üzerinden Amerika’daki “misyon merkezi” ile internet irtibatı kuruyor ; bilgi alıp veriyordu.
Kazak Türkleri’nin ve özellikle çocukların bu “süper teknolojik donanımlı” arabayı izlemek üzere etrafında toplandığını birkaç kez gözlerimle görmüştüm. Bu “teknolojik misyoner” fitne faaliyetini, “Türkistan’ın İslamlaşmasının ocağı” olan bir yerde açıktan yürütürken yerel Kazakistan halkıyla özdeşlik sağlamak kasdıyla maksadıyla Boris olan ismini “Börübek” [=Kazak Türkçesi Kurt Bey] değiştirmek gibi psikososyal yöntemleri de ihmal etmiyordu. Belli ki “iyi yetiştirilmiş”ti. Türkistan’ı seçmesi de, metodları da çok iyi analiz edilmişti. Yakup Deliömeroğlu’nun kitabından “Börübek”in Gaziantep
doğumlu olduğunu okuyunca bir kez daha şaşırdım.
Demek ki “misyonerlik” aile boyu bir gelenekti Boris için; özellikle de Türk topraklarında misyonerlik...
Yakup Deliömeroğlu’nun bizatihi müdahalesi ve bir avuç Kazak Türk’ü gencin kahramanlığıyla “Börübek” ve misyoner ekibinin Ahmed Yesevi Türbesi’nin tam karşısına bir “otel-kilise” kurmaları engellenebilmişti. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin mali katkısı ile organize edilen Yesevi Üniversitesi’nde adı geçen misyonerin “ Kazak Türklerinin Dini Mirası” konusunda bir konferans vermesi engellenememişti.

Yakup Deliömeroğlu’nun bu güzel kitabında değinilmesi gereken diğer bir çok konuyu okurun ilgisine havale ederken gerek Türk okullarında, gerekse iş ortamlarında görevli olarak Türk Cumhuriyetleri’nde bulunan eli kalem tutan tüm insanları, bizlere Buhara’yı , Semerkand’ı, Taşkent’i, Almatı’yı, Bişkek’i, Bakû’yü... anlatan şehir-anı kitapları yazmağa davet ediyorum. Ben gördüm bu şehirlerin çoğunu da; göremeyenler için; Ceyhun’un kenarında türkü çağırmamış olanlar ve olamayacaklar için... Ne dersiniz iyi olmaz mı?
------------------------------------------------
(*) Şehid Özbek şairi Çolpan’ın “Güzel Türkistan senge ne boldu?” ağıtından ilhamla...
18.09.2005

Ünlü Türkolog Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü'nün henüz 28 yaşında genç bir araştırmacı iken yazdığı şaheseridir. Kitab iki ünlü Türk mutasavvıfı üzerine yazılmıştır: ilk yarısı Ahmed Yesevi; ikinci yarısı ise Yunus Emre hakkındaki araştırmaları derlemektedir. Özellikle Fuad Köprülü'nün Yesevi üzerine yazdıkları bugüne kadar aşılamamış noktadadır; ülkemizde Ahmed Yesevi ile ilgili hangi yayın varsa mutlaka Köprülü'nün bu eserinden yararlanılmıştır. Köprülü'nün bu eserde Yesevi hakkındaki çalışmalarının başlıca kaynağı olarak gösterdiği 17. yüzyılda Hazini tarafından hazırlanmış olan Cevahirü'l-Ebrar adlı el yazmasının tam ve açıklamalı bir neşri, aradan geçen 80 yıla rağmen yapılmamıştır. Sadece Prof. Dr. Cihan Okuyucu bu eser üzerindeki çalışmasını kitap haline getirmişse de bu çalışma da gerek içerik gerekse sunum açısından önemine mütenasib değildir. Ahmed Yesevi'yi tanımak açısından "biricik kaynak" olan bu eser uzun yıllar Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasında basılıyor ve ancak uzunca bir süredir yeni bir baskısı yapılmıyordu. Akçağ Yayınevi ilim dünyasının bir başvuru kaynağı olarak kullandığı bu eseri güzel bir baskıyla okura sunmakla Türk kültürüne büyük bir hizmeti ifa etmiştir. Bütün Türk yurtlarının 900 yıldır manevi önderi olan Ahmed Yesevi'nin himmeti emeği geçenlerin üzerine olsun.
17.09.2005

Batı'da alternatif psikoloji denebilecek Transpersonel Psikoloji'nin bilinen tüm isimlerinden bazı makaleleri bir araya getiren bir eserdir. Transpersonel Psikoloji'nin bugün ulaştığı bazı veriler ; İslam tasavvufunun yüzyıllar önce tanımaldığı bilinçüstü durumlar ile büyük bir benzerlik göstermektedir. İnsanı sadece bedenden ibaret sayan ve iç güdülerinin ardında sürüklenen bir varlığa indiren Freudcu Batı Psikiatrisini temellerinden sarsan bu ekol "insanın ruhuyla insan olduğuna ilişkin tezi ile" giderek daha önemli bir tartışmanın tarafı haline gelmektedir. Bu durumun ülkemizde de yansımaları olacağı muhakkaktır. Tasavvuf ve psikiatrinin her ikisi ile birden ilgili okura tavsiye ederim.
17.09.2005

Günümüzden 800 yıl kadar önce yaşamış ve doğumla değil tahkik ile müslüman olmuş bir "yahudi"nin kaleminden çıktığı için önem taşıyan bir eserdir. Eserde yazarın müslümanlığını açıklamasından önce Rasulullah'ı rüyasında görmesi dikkat çekicidir.

"Rasulullah'ı rüyada görme" konusundaki literatürün önemli bir örneği olan bu kitap yahudilik ve İslam arasındaki ayrışmanın esaslarına da işaret etmesi ile tahkik ehli okurlar için okunmağa değer...